Durum! Sorun! Çözüm!


 

Ve

Yedigöller Milli Parkı! 

 

28  Ağustos 2014 / Perşembe / Yedigöller

Lâle fotoğrafı çekmek için üç seneye yakın bir zaman harcadım.

Mantar çekmek için ise bundan çok daha fazlasını.

Lâlenin ömrü 15-20 gün. Çekimi süresi sınırlı.

Mantarın farklı mevsimlerde ortaya çıkması lâleye göre çekim kolaylığı sağlıyor gibi gözükse de...

Bu avantaj  "problem yok" anlamına gelmiyor.

Sorun ortak .

Nerede bulacaksınız?

Yenilebilir bir nesne olduğu için yerini bilen saklıyor. Genellikle köylülerin ilgi ve bilgi alanı. Ona sorduğunuz zaman sadece  "daya" gidiyorum diyor.

"Açık adres" dedikleri bu olsa gerek....

İşin yoksa dolan dur. Acaba hangi da!   

Yedigöller'e defalarca gittim. Neler yaşamadım ki!

Kiminde erken gitmişim!

Bir diğer sefer geç kaldım.

Yedigöller'de şansımı son bir kere daha denemek istiyorum.

Artık öğrendim. Yedigöller'e sormadan gitmek yok!

Yol hakkında bilgi alacaksınız. Yoksa bir dünya yolu boşu boşuna tepersiniz.

Bilindiği üzere Yedigöller Milli Parkına iki ayrı güzergâhtan gidilebiliyor.

1- Bolu üzerinden

2- Mengen üzerinden.

Mengen girişi  geçen sene kapalıydı.

Bu sene de kapalıymış.

Bolu üzerinden gideceğiz.

Bu yazıyı okumadan önce daha evvel "Yedigöller" hakkında yazmış olduğum yazılara göz atmakta fayda var. Bkz: 

Yönlendirme levhalarında büyük problem var.

Bolu'ya Ankara istikametinden gelirken kente 10-15 km kala yolun sağında Yedigöller levhası var.

Var da... Görüp de dönebilene helâl  olsun.

-!..

Levha virajda!

Siz ancak yolun sağında iseniz ana yoldan ayrılabilirisiniz.

O da önceden görebilirseniz.

Benim bildiğim bu tür yol ayrımlarından birkaç km önce bir ikaz levhası konur.

"5 km sonra Yedigöller sapağı"gibi. Basit bir ok işareti ile görsel kolaylık da sağlarsınız. 

Ama gelin görün ki Yedigöller levhasını  gördükten sonra o yöne dönmek,  Rus ruleti oynamakla eşdeğer.

Yolun solundaysanız! Ya katil olursunuz ya da maktul.

Kimin umurunda!

Ben levhayı gördüğümde yolun solundaydım ve şerit değiştirme şansım hiç yoktu. 

Batı girişinden Bolu'ya girdim. Tabi ki rahmet okudum. İnşallah yerine ulaşır.

Vakit sabahın erken saati. Ben Bolu'nun içinde döne döne fırın arıyorum.

Orada burada derken işaretsiz sokaklarda yine kaybolduk.

Önünüze o kadar çok sapak çıkıyor ki!  Eğer oryantasyon bozukluğu yaşarsanız işiniz daha da zor.

Kent bana göre tabeladan sınıfta kalır.

Hoş şimdi sınıfta kalma malma yok!

Niteliksiz insan sayısı bu yüzden hızla artıyor.

Bu da buna benzer bir iş.

İl mi?  

İl.   

Her neyse fırın bulamasak da ekmek dağıtan bir araba bulup onun peşine takıldık. Durduğu yerde biz de durarak önce ondan ekmek aldık.

Fırsatını yakalar yakalamaz hemen soruyu yapıştırdım.

- Yedigöller'e nereden gideceğiz?

Biraz düşündü, sonra kaşındı sağa baktı, sola baktı daha sonra eli ile işaret ederek:

- Şu istikamette yolu sonuna kadar gidin. Sonra sağa dönün devam edin, ilk ışıktan sola dönün. Orada "Arçelik levhası var" derken ben koptum.

Pes be birader aradan bir koca yıl geçti Yedigöller Milli Parkı'na giden yolu herkes halâ Arçelik levhası ile  tanımlıyor!

Buraya not düşüyorum. Milli park levhası Arçelik levhasından daha büyük olmadığı sürece...

Milli parkın yolu en az 50 sene hep bu şekilde tarif edilecek.

Alkışlar Arçelik'e... Reklâm tabelası böyle noktalara konur.

Yeri geldi taze fotoğrafları yayınlayayım da sizler de görün

 

Siz Bolu'da yaşayan biri olsanız yolu nasıl tarif edersiniz? Ekmek dağıtan adam haklı değil mi?

Dumanaltı olan insanları bilirim de, duman altı olan levhayı ilk kez görüyorum. Yakışıyor doğrusu...

Bu levhaları kim yaptırıyor acaba! Yurt Gaz 500 metre ötede. Yedigöller kaç km ötede? İnsan hiç mi sıkılmaz! Hiç mi utanmaz!

 Öngörü ve incelik isteyen bu işi eğitimsiz insanların eline verirseniz bu sonuç kaçınılmazdır. İnsanlar  perişan olmuş kimin umurunda! Aslında hak ediyoruz. Bu bizim tercihimiz. 

Yanılmıyorsam bundan böyle uzunca bir süre "Yedigöller Milli Parkı"na bir daha gitmem.

İçinizden "Tavşan dağa küsmüş dağın haberi yok  diye düşünenler olabildiği gibi, memnun olanlar da olur!

Ben "olsun" diyorum.

Yapılan onlarca yanlışı görüp de tavşan kadar yüreği, onuru olmayanlara,

Yüzyıl sonra yaşayacak avcı kardeşlerime seslenmek istiyorum.

2014 yılı itibarı ile salgın bir hastalık yaşıyoruz.

Yalnızlık...

Korkaklık..

Nemelazımcılık... 

Örnek o kadar çok ki...

Oturduğunuz apartmanda problem var mı!

- Var.

Ama siz çözümün bir parçası değilsiniz.Çünkü toplantıya katılıp renginizi göstermiyorsunuz.

Oturduğunuz sitede problem var mı!

- Var.

Toplantıda kötü kişi olmamak için vekâlet verip tüyüyorsunuz.

 Doğru mu?

- Doğru  

Sosyal problemler çığ gibi!

Doğru mu?

- Doğru.

Ama sizin varlığınıza dair en ufak bir delil yok. 

Ne yazık ki sizlerle aynı havayı teneffüs etmek gibi bir zorunluluğu yaşıyoruz.

Acı olan da bu.

Parke taşı döşeyerek yol yapma işi şimdilerde moda oldu. Bir de top akasya dikmek.

Akasya ağacı çok dirençli bir yapıya sahiptir. Ne yapar yapar ayakta kalır. 

Tüm yerleşim yerlerinin girişine: İl ise: asfalt ve akasya,

İlçe veya köy ise: parke taş ve akasya dikiliyor.

O ile ilk defa gidiyorsan yeşilliği görünce sen de medeniyet var zannediyorsun.  

Bunun adı makyaj! Suyu yiyince yüzüne gözüne bulaşıyor.

(...)

Mengen girişinden başlayarak Büyük Göl'e kadar- aşağı yukarı-  5km bir mesafe var

Yol yaklaşık olarak 5m genişliğinde. Çalışanlara sordum günde 100m kadar bir iş üretiyorlarmış.

Söylenenlere göre bu sene Büyük Göl'e varılacakmış! Göreceğiz bakalım.

Önümüzdeki sene Mengen girişi açılıp Bolu girişi kapanacak. 

Zurnanın zırt dediği delik de bu.

Bolu - Yedigöller Milli Parkı arasındaki mesafe yaklaşık olarak 50km.

Bir yetkili "O yolu Bolu Vilayeti asfalt kaplayacak" diyor. Ama gelin görün ki o yola şimdilerde taş dökülüyor.

Var olan hıza göre (2 yılda 5 km yol yapılırsa hesabı ile) yol 10 yılda anca biter.

-!..

Ben gördüğümü sizlere naklediyorum.

İşler neden böyle ağır aksak yürüyor!

Problem nedir?

Bana göre işin sahibi yok.

Neden?  

Siyaset işin önüne geçmiş de ondan.

İki temel kriter var.

Mühendis sizden mi, bizden mi!

İşi bizden birine nasıl veririz! 

-!..

Kimse masal anlatmasın. İhale işleri ben beni bildim bileli böyledir.

Gerisi boş laf.

Bir iş gününde 100m parke taş döşenebilirmiş.

Yol boyunca  Diyarbakırlı taş ustaları yemek pişirmek ve çay demlemek için belirli aralıklarla ateş yakıyorlar.

Yetkisiz mühendise soruyorum:

Bu ne iş!

"Normal" diyor ve o da bana soruyor.

Nerede yemek yiyecekler?

Ben idarenin başıyım ya...

-!..

Bu kafa -olmaz ama lafın gelişi- Nasa uzay üssünde bir taahhüt işi alsa!

Yerde çiğ köfte yoğururken, bir yandan da  bahçede de çay demlemezler ise siz de bana sorun...

Şark kafası değişmez. Bunu bilelim. 

-!..

Yetkisiz mühendisle söyleşiye devam ediyorum.

- Peki ya Milli Park yanarsa!

- O da normal.

Yangın ormancılığın fıtratında var!

-!...

Ateşe (! ) püf de...

Üüüfffüürrrttt

Büyük Göl'den Mengen girişine kadar olan 5 km yolun her iki yakasını ".ok" götürüyor. (Anlaşıldı diye düşünüyorum)

Yetkisiz (!)  mühendise soruyorum. Bu ne iş?

Tek kelime ile "Olamaz" diyor.

Allah var bu sefer cevap doğru.

Aşağıda fotoğrafta görülen ".oku püsürü" ben  Çamlıdere'den getirdim!

 

Strafor parçalı. Bugün bu saat burada. Ya yarın!   

Üşenmedim ormanın içine kadar da taşıdım.

Taşıyamadıklarımı da dereye döktüm.

Bu kirli ellerin sahibi kim! Bu pisliğin sorumlusu kim? Bunu bilelim.

Mengen Girişi / Taner Bulut

Fazla söze gerek yok diye düşünüyor ve sormak istiyorum.

Bir yol ulaşıma böyle mi kapatılır!

-!..

Meselâ:

Olağan üstü bir hâl yaşansa ve yolu acilen kullanmak gerekse!

Zaman kaybından ötürü bir can kaybedilse...

Bir orman yansa!

Kim sorumlu?

Kimin yakasına yapışacağız?

-!..

Bu ülkenin Batı dünyasının gelişmişlik kriterlerini yakalayabilmesi için:

Devlet mekanizması içinde çalışan insanların yani "memurların" mutlaka  ama mutlaka hesap vermesi gerekir. 

Maliye yanlış yapan iş adamını "yek" ekmeğe muhtaç edebiliyor mu?

- Ediyor.

E birader bir de memurun yakasına yapışsana! (Yaptığı yanlış iş varsa bunu kast ediyorum.)

Bu parlamentoyu da kapsamalı.

Siyasiler akıl almaz işler yapıyor. Ülkenin kaderi ile oynuyorlar. Ama gelin görün ki yaptıkları yanlışların bedelini millet takır takır ödüyor.

Onlar hata yaparlar ise cezalarını "siyaseten" çekerlermiş!

Oldu. Biz salağız ya...

Mengen girişinde eskiden kalma bir bekçi kulübesi var.

Şimdilerde viraneye dönmüş. Yazboz tahtası olarak kullanılıyor.

Kahramanımız doğru dürüst Türkçe konuşamadığı için doğal olarak yazamıyor da...

Üstüne üstlük benzeri beyinlere de yanlış mesaj gönderiyor.

Önce kendini eğitsen.Türkçe öğrensen olmaz mı!

Şimdilerde bir cennet modası var. Örneğin uyanıklar şimdi cennetten arsa alıyor.

Elbirliği ile vardığımız nokta bu.

Cennetten arsa alanlar arsında bir doktor bir de hakim varmış.

Aslında biraz sabretmek lazım. Toplu konut yapılacakmış diye duydum.

Havuz oluşturma aşamasında oldukları söyleniyor. 

Diyeceğim o ki acele etmeyin. Daha hesaplı olur.

Ben ne diyeyim bilemiyorum ki! Bkz:

Mefkûremiz (idealimiz)göklerde dalgalanan bir sancak, Allah'ın huzurunda eğiliriz biz ancak. - Mehmet Akif Ersoy.

 

Aşağıdaki çeşme ile  Kızılcahamamlılar öğünüyor.

Çeşmenin adı Çatma.

Ben çatacağım.

Çeşmeyi bir saat anlatıyorlar. Karpuzu patlatırmış falan filan.

Çeşmenin hali hazır durumu bu. Karpuzu bilemem ama kendisi çatlamış. Hatta yıkılmak üzere. 

Suyun sıcaklığı uygun. Çay demleyebilirsiniz. 

Bu çeşme muhabbeti de nereden çıktı demeyin.

Anlatacağım.

Etrafı ".ok" götürüyor.  Ben yine aynı ifadeyi kullanıyorum. Bu pisliği kim yapıyor? Gâvur yapmaz.

Neden böyle bir betimleme yaptım!

Bir okuyucu mektubu aldım. Önce onu okuyalım.

Slm.Mehmet Emin Bey,

Nasılsınız,6.Bölüm yazınızı okudum çok güzel resimler ve yazılarınız var yalnız Balkırı Köyü Köprüsü olan resime yazdığınız kelime biraz ağır olmuş. Gavur değilde kendini bilmezler yazsaydınız iyi olurdu köprünün yakınında çöp konteynırı yapıldı 2 yıl önce daha önce atılan kutu tenekeler orda kalmış olabilir Balkırı köyü gördüyseniz çok ağır şeyler yaşadı 1997 yılında tamamen yakıldı yakılmadan önceki durumunu görmenizi isterdim. Çekmiş olduğunuz resimlere köyün arkasındaki kale ve Munzur dağı resimleride ekleseydiniz daha güzel olurdu.

İyi çalışmalar

S. K.

Mektubu aldığım tarih 28.08.2014 .

Yaptığım bir benzetmeden memnun olmayan bir okur kardeşim rahatsız olmuş ve bana çok nazik bir mektup göndermiş.

Hemen cevap veremediğim için önce kendisinden  özür dileyerek bu  kardeşime birkaç şey söylemek isterim. 

Bu aslında yaygın bir  deyimdir. 

Bu sitede onlarca değil yüzlerce benzer örnek var. Keşke benzetmemden değil de var olan pislikten rahatsız olsak!

Var olan yanlışı siz söylüyorsunuz. Tenekeler 2 yıl önce atılmış!

Bu durumdan rahatsızlık duyan hiç kimse yok! Suçlu ben oluyorum!

Öyle mi?

Aslında çok daha kötü kareler vardı.Köprüyü beğendiğim için onları kullanmadım.

Ben gördüğümü yazıyorum. Her gittiğim köyün neler yaşadığını öğrenmek için ne zamanım var, ne de bu tavır, bu üslup benim tercihim olamaz. Çünkü böyle bir zamana sahip değilim.

Ayrıca Çorum ve Sivas hakkında ne kadar temiz iller olduğunu altını çize çize yazdım. Kars ve Mardin'in pisliğini de çektiğim fotoğraflarla doğruladım. Demek istediğim o ki gerçek dışı hiç bir şey yazmıyorum.   

Yeri geldi bildiğinizi zannettiğim bir bilgiyi bir kere daha sizinle paylaşmak isterim.

Birleşmiş Milletlerin bu yıl yayınladığı gelişmişlik endeksine göre Türkiye 2 yıldır. 187 ülke içinde 69'uncu sırada.

Türkiye, bu endekste orta insani gelişmişlik grubuna girmektedir. Türkiye’nin bu bağlamdaki puanı, Avrupa ve Orta Asya ortalaması 0.751 düzeyinin çok gerisinde bulunmakta; Kazakistan, Azerbaycan gibi Türki cumhuriyetlerin endekste Türkiye’nin üstünde yer aldığı görülmektedir. Bkz:

Sevgili kardeşim,

Zahmet edip bana mektup yazmışsınız. Keşke her konuda bu kadar duyarlı olsak. Yanılmıyorsam birbirimizi -bu açıklamamla- anladık diye düşünüyorum.

Bu vesile ile sevgi ve saygılar sunarım.

3 Eylül 2014 Çarşamba günü  önce Kızılcahamam'a ardından da  Soğuksu Milli Parkı'na gittim. 

Parka yeni bir ziyaretçi merkezi yapılıyor.

Yılsonuna yetiştirmek için de yoğun bir çaba sarf ediliyor.

Natamam binanın içini gezdim. Gerçekleşecek projeyi de bilgisayar üzerinden bana izlettiler.

Güzel olacak gibi!

Ama bu "müspet" ön yargım yine de bazı soruları sormaktan beni alıkoymuyor.

Eski ziyaretçi merkezi varken milli parkın içine bir yenisini neden yaptık!

Eski Ziyaretçi merkezi.  Az kaldı altı da üstü de mangal olacak.  

Eski ziyaretçi merkezinden halkın  kültürel değerlerinin artışı bağlamında ne elde ettik!

Bu gelişmişliği ölçebilecek metotlarınız var mı?   

Eskisi hangi problemleri çözmekte yetersiz kaldı da yenisi yapıldı?

Eskisinde var olan pencereleri kapatmıştık. Yenisinde yine pencere yapmışsınız!

Üstüne üstlük sorduğumda  "kapatacağız" diyorsunuz!

O zaman niye yaptınız?

Daha pek çok soru akla geliyor. Zamanı geldikçe gündeme getirmek isterim.

Kuş Gözlem Evi!
(Bir süre sonra müstecire kiraya verilmez ise siz de bana söylersiniz. Olsa olsa çayhane olur)

Şimdi yukarıda fotoğrafı görülen ve mimari açıdan bu uygunsuz bina hakkında bir kaç şey söylemek isterim.

Kuş Gözlem Evi'nden bahsedeceğim.

Sözde insanlar buradan kuşları gözlemleyecek ve fotoğraf çekecekti. Gelin görün ki bu ucubenin içinde fotoğraf çekmek için amaca dönük bir yapılanma yok.

Tüm pencereler sabit. Açılmıyor.Fotoğrafçı için ışık yoksa hayat ta yoktur. Gerisini siz tahayyül edin. Gelin görün ki bu tasarımın (!) içinde bunu düşünecek bir akıl yer almamış.

Fotoğrafın sabahı var akşamı var...Yapılırken eleştiriler dikkate alınmadığı için bina  yaşanacak gerçeklerle baştan aşağı çelişkili... 

Bu şartlar altında nasıl fotoğraf çekilebilir ki!

Kim cam arkasından fotoğraf çeker!

Objektifin üzerinde oluşan toplu iğne ucu kadar bir pisliği temizlemek için debelenip duran fotoğrafçı, cam arkasından fotoğraf çekmek için buraya gelecek!

Olabilir mi?

İşin başındaki adamın görgüsü bilgisi bu sorunları algılamada zorluk çekecek düzeydeyse....

Var olan sonuç kaçınılmazdır.  

(...)

Ben yine konumuza dönmek istiyorum.

Burası dolup dolup taşıyor mu?

İkincisini neden yapıyoruz? (Yeni bir seyir terası yapılıyor)

Yapım gerekçesi nedir? 

Yıl içinde kaç kişi gelip de buradan neyi seyredecek! 

Göreceğiz.

İlgililere soruyorum.

Buraya gelen ziyaretçilerin zaruri ihtiyaçları nasıl giderilecek! (W.C)

Var say ki geçen sene gelenlere benzer bir grup misafir sahaya geldi.

Soğuksu Milli Parkı'nda  Doğa Eğitimi / 15.05 2013

 

44 misafir en az 15 görevli ve yakın çevrede tuvalet yok! 

İçlerinden biri rahatsızlandı ve "tuvalete gitmem gerekiyor" dedi.

Şimdi, ne olacak?

İnanmayacaksınız ama bu sorumu duyanlar bana kaşları ile gözleri ile çalılıkları gösteriyorlar!

Şakası bile çirkin. Kısa sürede buranın adı seyir tepesi olmaktan çıkar ".oklu tepe" olur.

Tuvalet yapmamak için neden direniyorlar!

Sormaz mıyım? Tabi ki sordum. 

W.C yapılırsa atık sorununu problem olurmuş ve bunu çözmek de çok zormuş! 

İnsanın  içinden "vay be" diyesi gelmiyor mu?

Milletler uzayda fink atıyor. Biz b.ku kuyudan çekip götüremiyoruz.

Altı üstü bir vidanjör yahu...

Yine de olmadı ise  w.c ihtiva eden konteynırlar var.

(Zaman zaman içim daralıyor) 

(...)

Şimdi asıl soru şu.

Milli parkların içinde yapılaşma yasalarla düzenleniyor.

Aşağıdaki beton yığını kendisine   büyük bir ihtimalle yasal (!) dayanak bulmuştur.Bkz:

Bana göre  2873 Sayılı Kanun'un Beşinci Bölüm / Yasaklanan Faaliyetler Madde 14 altındaki:  a-b-c-d ve özellilkle e şıkları ile uyuşmuyor.

Proje "natamam" gibi görülüyor. Kervan yolda düzülür hesabı başlanmış gibi...

Bilmeniz gereken bir önemli nokta var. 

Yıl sonu geliyor. Kurumlar bu aşamada kendilerine tahsis edilen bütçeyi sıfırlamak için tam gaz çaba sarf ederler.

Neden?

Para artarsa önümüzdeki yeni mali yılda talep edecekleri daha büyük bir bütçeye sahip olamazlar da ondan!

İdare onlara  "Geçen sene verdiğimizi harcayamadınız ki" der ve kısıntıya gider. 

Büyük bir hafriyat yapılmış... Alel acele dolgu yapılmak isteniyor. Burası seyir terası olacakmış.

Bu amaca dönük sahanın diğer ucunda "Kuş Gözlem Evi"  ne güne duruyor?

Oradan seyretsek!

Olmaz.

 

Seyir terası biterse  gelenler ne seyredecek?

Onu da görelim.

Bu noktadan dinamik bir seyir hayalden başka bir şey değil. Önce bunu bilelim.

Dinamikten kastım şelale benzeri bir  manzara.

İnsanı günlük yaşamdan koparacak, alıp götürecek bir manzarayı kast ediyorum.

Örnek olarak Arjantin'de bulunan  İguazu Şelalesi'ni gösterebilirim.  

 İguazu Şelalesi

Halbuki görebilecekleri manzara aşağıdaki kareden ibaret.

Taş çatlasa 5 dakika sonra bıkarsınız. Olmadı 10 dakika...

Yaklaşık olarak sekiz senedir bu dağlarda dolaşıyorum.

Bir Allah'ın kulu otursun da manzara seyretsin!

Ben görmedim.

Zorla getirmeyecekseniz (!)  sizler de görmeyeceksiniz.

Şu olur. Arabalara doldurursun çoluk çocuğu...

Olmadı yabancı misafirleri getirebilirsiniz.

Gelirler.

5 dakika seyrederler. Bu arada mihmandar ne anlatacak? Merak ediyorum doğrusu.

"Saygıdeğer misafirlerimiz, şu anda ormanı görüyorsunuz." "Biz bunlara çam diyoruz, karası var sarısı var..."

-!..

10 Milyon yaşındaki fosil ağaç vatandaşa ne anlatıyor?

Veya kim ne anlıyor?

Yazının sonunda jeoloji ile ilgimizin ne kadar derin bir geçmişi var okuyacaksınız.

-!..

Vatandaşın çok büyük bir çoğunluğu sadece mangaldan anlıyor.

Bu savımı 14 Eylül 2014 Tarihli Habertürk Gazetesi'de destekliyor.

Ankara ekinin 8. sayfasında "En Büyük İlgi Soğuksuya" başlıklı bir haber vardı.

Haberde : "Parka yıl içerisinde 300.000 den fazla ziyaretçi geldiğini, piknikçilerin rahatça mangal yaktığı" belirtiliyor.

-!..

Çözüm!

Milli Park sıfatını kaldırın hepimiz rahat edelim.

Olmaz mı?

-!..

Bilmem anlatabildim mi? 

-!..

Bakın size yabancı misafirlerinizin geldiği 15 Mayıs 2013 günü yaşanan kısa bir öyküyü anlatayım.

Soğuksu Milli Parkı'nda o gün olağan üstü bir hava şartı vardı. Anımsayın. Yağmurdan gözümüzü açamadık.

Fosil ağacın olduğu bölgeye o misafirleri zar zor taşıdınız. 

Yeni seyir terasının yapıldığı o bölge ise fosil ağaçtan daha da yukarıda. (Bilmeyenler için söylüyorum.)

Dolayısıyla -bana göre-  o gün görülmesi gereken manzara da hava şartlarından dolayı oradaydı. 

Arazi şartları zor olduğu için misafirleri o bölgeye çıkartamadınız.

Doğrudan yemeğe gittiniz.

Ben merakımdan ötürü çıkmıştım. 

Neleri kaçırdığınızı görmek ister misiniz?

Bu görüntüden hoşlanmıyorsanız, daha da ötesi "bunda ne var" diyebiliyorsanız...

Ben hiç bir şey demem!    

Diyeceğim o ki ihale işleri kolay, yabanhayatına gönül vermek zordur.

-!..

100 Yıl sonra yaşayacak avcı kardeşlerim.,

Yabanhayatı her geçen gün kötüye gidiyor.

Ülke genelinde çok sayıda avcı Avcılığın 2. Basamağı'na takıldı kaldı. (Sınırlara Ulaşım Basamağı)

Bunda sulandırılmış avcı eğitiminin  çok büyük bir payı var. Bu günahın altından nasıl kalkacaklar! 

Yabanhayatının tarihçesi yazılırken bu dönem en hafif tabirle "kaybedilmiş zaman dilimi" olarak anılacak.

Çok saygı duyduğum Prof Dr. Ali Demirsoy sitesinde bir durum tespiti yapmış.

Yazının tamamını merak edenler Sn. Demirsoy'un sitesi üzerinden okuyabilir.

Farklı bakış açısı sunan yazının  kısa bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Farklı bir bakış açısı

Şansızlığımız neydi?

Ülkemin şansızlığı bir tarafı halka diğer tarafı geleceğin toplumunun vasıflarına monte olmuş yöneticilerinin bulunmuyor olması. Böylece lokomotif görevi yaparak toplumdan kopmadan; ama onu sürükleyerek daha aydınlık günlere taşıma şansını yakalamış olacaktık. Eğer bir toplum kendi kabuğunu kırmış ve evrensel değerlere ulaşmış ise yöneticisini “sosyal olarak” kendini bir adım daha ileri götürecek birini arar. Bu nedenle yönetimi talip olanın gelmişine geçmişine, aile ilişkilerine, ailesinin ve kendinin ahlâk yapısına, eğitimine, geçmişte suçunun olup olmamasına, yetkinlik olarak bilinen bütün vasıflarına bakarak oyunu kullanır. Ancak bunun yanı sıra dogmanın çukurunda debelleşen herkes kendi beceriksizliğini, çapsızlığını yerine göre pisliğini temizlemek için bir kapak arar. Bunun en uygun yolu ise kendine benzeyen yöneticileri seçmedir. İşte kadim meslektaşım bunu kast etmiş olmalı. Tencere yuvarlanır kapağını bulur.

Değerli Kardeşim 

Yönetici seçme toplumsal bir değerdir. Her seçim aslında toplumun yapısını belirlemede önemli kıstasları ortaya koyması bakımından önemlidir. Bir toplum kendine benzemeyen birini seçemez. Kendine benzemeyen yöneticiler ancak devrimlerle ya da darbelerle gelir. Ülkemiz her türlüsünü yaşadı. Belki okuduğunuzda kendinizden bir şeyler de bulacaksınız…

Saygılarımla

Prof.Dr. Ali Demirsoy

Gördüğüm o ki:

Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı bana göre ticari bir alan olma yönünde hızla ilerliyor.

Milli park içinde devasa iki adet otel var. Kebapçı dersen o da var. Görürsünüz yakında bunların sayıları artar.

Bunlara yasak olmuyor ama milli parkın içindeki yollara bariyer koyarak gezinen insanlara yasak koyabiliyorlar. Hatta arabalar girmesin diye yola hendek de kazdırıyorlar.

Kızılcahamam'da  Çamlıdere'de yasak avlanmalar yapılıyor.

Hepsini yetkililere defalarca bildirildi.

Bırakın yakın yöreyi! Denizli'de yol üstünde bulunan bir benzinlikte tutsak yırtıcıyı görüntüleyerek ihbar ettik!

Tık yok!

Neden?

Vardır bir sebebi. 

Sukut ikrardan gelir.

Her geçen gün yaşanan sıkıntının sebebini çok daha iyi anlıyabiliyorum.

Sorunun temelinde insan var.

Şeker, un, yağ, ateş, ne ararsan var. Gel gelelim usta yok.

Bu yaklaşımla  helva yemek hayalden öte değil.

Bu sene kara akbaba popülasyonunda -bana göre- büyük düşüş var.

Kelebek ise hemen hemen yok denecek kadar az. Bunun sebebi mutlaka araştırılmalı diye düşünüyorum.

"Bunun farkında olan bir görevli var mı" sorusu daha çok uzunca bir süre muhatap bulamayacak. 

Sahada dolaşan tek bir görevliye rastlamıyorum. (Mevsimlik işçiler hariç)

Fotokapanla fotoğraf çekiliyor. sonuçlar masa başında oturan için hava atma vesilesi...

Bir de utanmadan "falana filana fotokapanı ben verdim" demezler mi?

Örnek vermek isterim:

Masa başındaki anlatmaya başlıyor:

" (İsim zikrediyor)..... bana geldi. Doktora yapak istiyormuş. Kendisine 3-5 tane fotokapan verdim. Çok güzel resimler yakaladık. Bu resimden sadece bende var.

Bilmeyenler için yazıyorum. Fotokapan fiyatları 400 TL'den başlıyor 3.500.00 TL'ye kadar çıkıyor.

Şimdi sormak istiyorum. Bu paraları kimin kesesinden çıkıyor?

-!.. 

Şimdi anlamaya gayret edeceğinizi düşünüyorum.

1- Foto kapanlar sizin değil, devletin.

2-  O fotoğraflar da sizin değil.

3-  Siz  de devlet değilsin.

4- Yakalamadınız. Makine otomatik olarak çekti.

5- Ona resim değil fotoğraf derler.

6- Doktora yapan öğrenciden bahsederken daha saygılı bir dil kullanmak sohbet adabına daha çok yakışır. Unutmayın ki geleceğimiz bu çalışmalara bağlı.  

Bunları içselleştirebilirseniz siz büyürsünüz. Kurum itibarı artar. Tek amaç bu olmalı diye düşünüyorum.

Dilerim ki bazı gerçekleri seslendirebilmiş olayım.

Yıllardır anlatmaya çalıştığım bir gerçek var.

Eğitim eksikliğimiz çok büyük ölçekli. Bu iddiamı destekleyecek bir yazı 18.Eylül 2014 'de  Habertürk Gazetesi'nde yayınlandı.

Bugüne kadar hiç yapmadığım bir şeyi yapacağım.

Yazımı bu güzel mektuptan aldığım bir bölümle sonlandıracağım. Dilerim ki beni bağışlarlar.

Prof. Dr. Celâl Şengör hoca Fatih Altaylı'ya bir yazmış. 

(...)

Bülent Bey eksiklik nerede merak ediyorsa, ona bir kitap tavsiye edeyim:

Başlığı Ortadoğu Bilimi, yazan da meşhur biyolog, Mungo Park Madalyası sahibi, Edgar Barton Worthington

1905-2001; Worthington, E. B., 1946, Middle East Science: His Majesty's Stationary Office, London, xiii+239 s.+1 katlanır harita).

Bu kitap 1941 yılında İngilizler tarafından kurulmuş olup 1942'de Amerika'nın harbe girmesiyle bir Anglo-Amerikan kuruluşu haline getirilmiş olan Ortadoğu Levazım Merkezi'nin (Middle East Supply Centre) çalışmalarının bir raporu.

Çalışmaların amacı, hem Kuzey Afrika'da hem de Doğu Avrupa'da Almanlara karşı savaşan Amerikan, İngiliz ve Rus birliklerinin desteklenmesi amacıyla Ortadoğu limanları kullanılırken, bu limanların kullanılması sonucu Ortadoğu'ya gerekli malzeme akışının azalmasının yarattığı boşluğun yerel imkânlarla nasıl doldurulabileceğinin araştırılması.

Bu nedenle şu konularda bilimsel araştırmalar için personel yollanıyor ve mahalli personelin eğitimi genişletilip hızlandırılıyor:

Arazi mesahası, jeoloji, meteoroloji, nehirler, yeraltı suyu, su depolanması, su hakları, geçmişten alınan dersler, bitkiler ve hayvanlar, ormancılık, deniz balıkları av alanları, kara içi balıkları av alanları, insan hastalıkları, beslenme, sağlık ve tıbbî hizmetler, nüfus ve sosyal incelemeler.

Müttefiklerin Ortadoğu'da bu konularda buldukları hemen hiçbir altyapı, hiçbir yetişmiş insan, hiçbir eğitim kurumu yok. Her konuda sıfırdan başlamak ihtiyacını hissetmişler.

Harp içinde olunduğundan adamlar her bulabildikleri olumlu şeyi kullanacaklar, ama tek bir olumlu kurum bulamıyorlar.

Sudan'dan Türkiye'ye uzanan geniş alanda Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan müstemleke idareleri dışında tek bir jeolog yok.

İşte Bülent Beyciğim, sizin sıkıntılarınızın sebebi: Cehalet!

Partinizin Başbakanlığa uygun gördüğü zat Osmanlı'nın bu coğrafyada yaptığı 'hayırlı' işler hakkında kitaplar yazmış bir akademisyen.

Dediklerinin tamamının temeli çürük; gerçeğe dayanan tek bir satırı yok. Rüya ürünleri. Zaten dışişleri politikası da geniş bilgi ve anlayışını gösterdi.

Siz gene de onu Başbakan yaparak ödüllendirdiniz. Türkiye'yi bu halden kurtarmak isteyen Atatürk'ün izlerini silmek, temsil ettiğiniz hareketin can damarıdır ('iki ayyaş' sözünü hatırlatırım).

Bu hareket sözde gelenek ve göreneklerimiz uğruna Türkiye'yi bir cahiller cehennemine çevirmiş, bir Atatürk'ü olamamış olan Ortadoğu'daki Osmanlı harabesini ülkemize geri taşımıştır.

Gelenek ve görenek nasıl ele alınmalıdır, merak ediyorsanız, şunu da okuyunuz: Popper, K. R., 1972, Towards a rational theory of tradition: Conjectures and Refutations'da: Routledge, Kegan and Paul, Londra.

Adam gibi eğitimli adamlarla çalışmadıkça istediğiniz kadar eylem planı yapın, ölümler ve felaketler devam edecektir.

Ama eğitimli adamı nerede bulacaksınız?

Onu da biraz siz düşünüverin.

Sevgiler, Fatihciğim,
Celâl"

            

NE ZAMAN ADAM OLURUZ? 

Amin dediğimiz her duanın gerçekleşeceğini zannetmediğimiz zaman.
                                                                                                                                                              
   Fatih Altaylı   

 

 

Mehmet Emin Bora

18 Eylül 2014 / Çamlıdere - Ankara 

 

 

 

Bu yazı 2506 kez okundu...