Belki Son Gezi! (7'inci Bölüm)


Kemaliye (2)

Bekir-Nermin Taştan'a ait 96 basamaklı ev 
Kemaliye Bkz:

29 Nisan 2014 Çarşamba / Saat 17:00

Arapgir'e bağlı Keklikpınarı'ndan Kemaliye'ye vakitli geldik.  

Yol boyunca  yaptığımız konuşmalardan Perşembe gününün plânı belli oldu.

Kemaliye'ye gelip de Taşyol'u veya diğer adı ile Karanlık Kanyon'u görmeden dönmek olmaz.

Tabii ki Kemaliye gezdiğimiz bu yerlerden ibaret değil.

Sorun zamanımızın sınırlı olması.

Cuma günü Kemaliye'yi terk edeceğiz.

Önümüzde sadece bir tam gün kaldı.  İyi değerlendirmemiz lazım.

Aşağıdaki tabloda yazılı yerleri ben bir kaç kere gördüm ama Kaan'ın mutlaka görmesini istiyorum  

01 ‎Mayıs ‎2014 Perşembe 
Kemaliye Köyleri ve Yerleşim Yerlerinin Adları
Eski Adı Yeni Adı
Koçan  
Bahçe  
Sırakonak  
Mazman  
Subatan  
Seksenveren  
Sadik  
Kandil  
Mescit  
Sultan Murat Caddesi  
Yeniköy Sarıçiçek Köyü
Gözaydın Bizmişen
Ağıl  
Dilli  
Harmankaya  
Ağıllar  
Gümüşçeşme  

 

Perşembe günü gezeceğimiz yerlerin  harita üzerindeki izi.

Saat 18:00 gibi Kaan'la çarşıyı dolaşmaya çıktık.

İlçede bulunan  Kemaliye Kültür ve Kalkınma Vakfı'nın kitaplarının satıldığı bir irtibat bürosu var. 

İki gündür uğruyorum!  Kapı duvar.  Kime sorsam "şimdi gelir" diyor ama ne gelen var, ne de giden. 

Vitrinde gördüğüm bir kitap aklıma takıldı. Sorun bu.

Bu arada çarşıda dolaşırken Şevket Gültekin'e rastlıyorum. Kendisi ile ilk defa tanışmam yanılmıyorsam 2004 yılında olmuştu.

Erzincan'da Cumhuriyet tarihinin ilk memeli envanterini gerçekleştirmeye çalışıyorduk.

Gün ağarırken milli park mühendisleri dağın doruklarında yabanhayvanları tafından yolak olabilecek kritik noktalarda sayım için gereken hazırlıkları çoktan yapmışlardı.

Onları akşam üstü tespit ettiğimiz toplanma merkezinden alacaktık.

Gün batımına kadar uzunca bir süre vardı. Bu kadar zamanı boşa harcamam söz konusu bile olmazdı. Gereken prosedürü tamamlayarak arabanın yönünü Kemaliye'ye doğru çevirdim.

Erzincan'dan Kemaliye'ye varana kadar hemen hemen 150 km bir mesafe kat ettik. Bu süre içinde sadece bir araba görebildim.

Ama çok sayıda askeri devriye arabası vardı. Sonradan öğrendiğime göre sivil araçlar güvenlik gerekçesi ile sabah 10:00'dan sonra yola çıkıyormuş.

Benim tek başıma Kemaliye'ye ilk gelişim bu şekilde oldu.

İlçe merkezine vardığımda kahvaltı yapabileceğim bir yer aramaya başladım. Şevket Gültekin'i resmi kıyafetle dolaşırken  gördüm ve ona:

- "Nerede kahvaltı yapabiliriz" şeklinde bir soru sordum.

Şevket Bey yakın ilgi gösterdi.O gün bu gün dostluğumuz devam ediyor.

Şevket Gültekin, Kemaliye'nin simge isimlerinden biri.

Anlatacağım.

Akşam bizi çaya bekliyor.

Soldan sağa: Şevket Gültekin - M.Bora - Kaan Otçu

Akşam yemeğinden sonra onu işyerinde ziyaret ettik.

Laf lafı açtı, sohbetin dostluklar üzerine yoğunlaştığı bir anda :

Aslen Kemaliye'li olan eski bir dostuma bir türlü ulaşamadığımı anlatarak bir anlamda ona dertlendim.

"Kimmiş o!  Burada ise hemen buluruz" dedi. 

"Hayati Eraydın" diye dostumun ismini verdim. Şevket Bey hemen telefona sarıldı. Bir iki demeden telefonu bana uzatarak "Al işte Hayati Bey" demez mi?

İnanın bana olağanüstü heyecanlandım. Dostluğumuz 1970''in başında başlamıştı. Geride kalan 44 yıldan bahsediyorum.

Bakın 10 sene önce "Mezar Taşları ve Poligon" başlıklı yazımda Hayati Eraydın hakkında ne yazmışım. Bkz:

(...) 

"İyi bir insan, iyi bir ressam ve iyi bir avcı idi.

Çok başarılı bir tahnit ustasıydı.

Yabanhayvanlarının anatomisini iyi bilirdi

Uzun yıllar evvel Yalova'ya yerleşti. Çiçek, bıldırcın ve sülün ürettiğini biliyorum.

Özledim be Reis!.. Nerelerdesin?"

(...) 

Telefonu heyecan ile elime aldım ve hemen söze girdim.

- Reis ben Mehmet Emin Bora... Merhaba.

- Merhaba Memed (!)  neredesin?

- Kemaliye'deyim Reis özledim seni, görüşmek isterim. 

Reis'in sesi bana  biraz kısık gibi geldi. Olası ihtimalle uygun bir an da olmayabilir düşüncesi ile ona:

Reis seni görmek isterim ne zaman uygun olabilirsin" diye sordum.

O da bana ertesi gün saat16.00'da beni eve bekleyeceğini söyledikten sonra ev adresini verdi. Vedalaştık.

Çok sevindim. Yarın öğleden sonra farklı bir gün yaşayacağımdan eminim.

Reis sıra dışı bir avcıdır. Bundan hiç şüphem olmadı. 

!...

Peki sıra dışı avcı ne demektir?

Fırsat bulabilirsem onu da anlatacağım.

   

Şevket Bey'e bu ilintiyi kurduğu için teşekkür ettim.

Bir ara Şevket Bey bana dönerek "Müzeyi gördünüz mü? diye sordu. Ben de "Ne müzesi hayırdır!" diye kendisine cevap verdim.

Şevket Bey bir anda ayağa kalkarak "Tamam haydi müzeye gidiyoruz" dedi ve biz 5 dakika sonra müzenin kapısındaydık. 

Hacı Ali AKIN Kemaliye Meslek Yüksek Okulu 

Şevket Bey elinde telefon gecenin o saatinde (21:30)  bize müzeyi gezdirmek için çırpınıp durdu.

Kısa bir süre sonra kapı açıldı ve biz çok özel  bir gece yaşayacağımızı bilmeden yürümeye başladık.

Düzgün geniş ve temiz bir koridor, farklı  bir gece yaşayacağımızın ilk emaresiydi. 

KEMALİYE, PROF.DR.ALi DEMİRSOY DOĞA TARİHİ MÜZESİ

 

Kaan Otçu

Bir süre sonra fil fosili ile karşılaşacağımızı kırk yıl düşünsem bile asla tahmin edemezdim.

Şevket Bey filin öyküsünü kendine özgü üslubu ile bize  anlattığında şaşkınlığım daha da arttı. 

Ankara'ya geldikten sonra internette bu konuda yapılan ve çok emek sarfedilen bir çalışmayı keyif ile okudum.  

Şeker Fil Mohini

 

Yazı sahibi Düş Hekimi Yalçın Ergir.

Bakın Yalçın Ergir filin buraya geliş öyküsünü nasıl anlatıyor.

"2008 senesinin sonuna gelindiğinde Gazi Üniversitesi Biyoloji Bölümünden Doç. Dr. Aydın Akbulut, Yrd. Doç. Dr. Onur Candan’dan Kemaliye’deki müze için Hacettepe’deki fil iskeletini aslına uygun birleştirip, iskeletini ayağa kaldırmasını istiyordu. Dr. Akbulut ve Uzm. Yusuf Durmuş filin kemiklerini Dr. Onur Candan’ın laboratuarda tarif ettiği yerden alıyorlardı.Ve 22 Kasım 2008 tarihinde, bir yavru iken gemi ile Hindistan’dan önce İstanbul’a gelen, oradan Sıhhiye Vagonu'yla Türkiye’nin ilk hayvanat bahçesinin olduğu Ankara’ya varan ve bir ömür geçiren Şeker Fil Mohini’nin kemikleri bir minibüse konarak Erzincan Kemaliye’ye doğru yola çıkıyordu."

Yazının tamamı okumak için / Bkz:

Her zaman olduğu gibi Yalçın Ergir belgesel tadında bir yazı dizisi hazırlamış. Kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır.

Şevket Gültekin - Kaan Otçu

Şevket Bey anlatıyor. Kaan'ı bilemem ama ben bir yandan etrafı gözlemlemeye çalışırken bir yandan da kulağım onda ağzım açık dinliyorum.

Bu ne emek!

Nasıl bir birikim!

Nasıl bir özveri!

Nasıl bir işbirliği

-!..

Sorgulanması gereken daha pek çok şey var...

Gezmeye ve dinlemeye devam ediyoruz.

Kelebekler bana yabancı değil.

Aslında kelebekleri her gördüğümde aklıma "Ulan sen tam kelebek gafalusun" diyen zavallı geliyor. 

O var olan sistemin zorunlu bir ürünü.

Sorun değil, sonuç. Bu gözle bakmak lazım.    

Bkz

 

Müzenin içinde dolaşırken yüreğim kabardı dersem bana inanır mısınız? Bkz:

Gözlerime yaş doldu. Utancımdan ağlayamadım.

Bir insan neler yapabiliyor!  Görmemiz lazım.

Bir insan bir anda nasıl bin insan olabiliyor! Anlayabilmemiz lazım.

Bir insan binlerce insanın kalbini nasıl fethedebiliyor! Defalarca düşünmemiz lazım..

Ben bu düşüncelerin içinde mutluluktan neredeyse uçacağım derken Şevket Bey Ali Hoca ile telefon irtibatı kurmuş ona:

- Hocam müzeye şimdi bir adam geldi ve bana "Müzeyi açın gezeceğim" diyor "Ne yapayım? şeklinde bir soru sorduğuna şahit oldum.

Bu arada doğal olarak -benim ki sadece bir tahmin- hoca "kimmiş o!" gibi bir soru sormuş olmalı ki... Şevket Bey kıkırdayarak:

- "Mehmet Emin Bora" diye hocayı yanıtlıyor.

Hoca bunun üzerine bir kaç şey söylerken Şevket Bey'de dinlediklerini aynen bana aktarıyor.

Ali Hoca Şevket Bey'e son söz olarak: ona 'Gak derse et'  'Guk derse su (!)' verin dedikten sonra beni mahcup edecek bir kaç şey daha söylüyor.

Bu kadarını size anlatırken bile yüzüm kızardı.

Şevket Bey telefonu bana verince bir anda hoca ile doğrudan konuşma fırsatım oluyor.  

Kendisine en içten gelen duygularımı bu suretle aktarma fırsatı buluyorum.

Mutluluktan sarhoş gibiyim. 

Bu arada Şevket Bey "Anı defterine bir şeyler yazmak ister misiniz" demez mi!

Hemen masa başına geçerek duygularımı kağıt üzerine aktarıyorum.

 

Sıra Kaan'a geliyor:

Bilmeyenler için söylemek isterim. Kaan'ın şair tarafı var.

Duyguları doruk yaptığı anda Kaan'ın kaleminden:

Kimi zaman yüreğinize doğru ılık ılık esen meltem rüzgârı tadında,

Bazen de kan sıcaklığında acı mı acı bir şeylerin aktığını hissedersiniz.

Kendisi izin verirse bir ara en azından bir şiirini sizlerle paylaşmak isterim.

Bir anda kağıda dökülen satırlar "beni doğruluyor" diye düşünüyorum. 

Yolunuz Kemaliye'ye düşerse Şevket Bey'i mutlaka tanımanızı isterim.

O emekli bir zabıta memuru.

Kemaliye'ye çok şey kattığını düşünüyorum.

Şu anda tur operatörlüğü yapıyor.

O, Kemaliye'de;

Uçan kuştan,

Düşen taşdan,

Açan gülden,

Batan günden, 

Velhasılı Kemaliye'nin aldığı her nefesten haberdardır.

Onun mihmandarlığında gezerseniz,size unutulmaz anlar yaşatabilir.

Fotoğrafcı mısınız? Yabankeçisi görüntülemek için  o yine tek adrestir. 

Aklınızda olsun birliktelik yaşarsanız kulağımı çok, ama çok çınlatırsınız.

Kemaliye'nin doğasını, kültürünü içinize sindire sindire yaşamak ve:

Özellikle müzeyi gezerken "neyin ne olduğunu" öğrenmek istiyorsanız mutlaka işbirliği yapın.

Hiç, ama hiç pişman olmayacaksınız.

Yakında fahri doktor unvanını alırsa en azından ben şaşırmam. Fazlası ile hak ediyor.

  

Yeri geldi ben de Kemaliye hakkında bir kaç şey söylemek isterim.

Bu ilçe bana göre sıra dışı bir yer.

Doğası ile, insanı ile, kültürü ile ve benzeri ne kadar haslet içeren değer sayarsanız sayın  bilesiniz ki Kemaliye tüm bunlara sahiptir...

Dolayısıyla Kemaliye  bana göre bu ülkenin parlayan yıldızıdır.

Bağrında çok değerli aydın insanlar  yetişmiştir. Bkz:

Prof. Dr. Ali Demirsoy bunlardan biridir.

Hoca fırsat buldukça insanlar "aydınlansın" diye konferanslar verir.

Yılmadan bıkmadan en ince ayrıntılara girerek saatlerce anlatır;

Gökyüzünü,

Galaksileri,

Ayı,

Güneşi,

Yıldızları anlatır...

Özde hoca: 

Gerçeği anlatır.

Dinleriz.

Konferans bitince hoca soru sorar: 

"Anlaşılmayan bir şey var mı?

Biz susarız.

Hoca bu tavrımıza kızar ve son sözü söyler.

"Ya ben çok iyi anlattım ya da siz hiç bir şey anlamadınız.

(...)

Hoca bu ülke için çok büyük bir şanstır. 

Merak ve empati insanın en önemli duygusudur / Prof. Dr. Ali Demirsoy / Kemaliye 2004

Türklerde merak duygusu eksiktir diyorsunuz. Bunun açıklaması ne?

Bunu hep şöyle açıklıyorum: Tam 400 yıl o bölgeye hâkim olmasına rağmen, Osmanlı’da Mısır’daki piramitlere dair yazılmış tek bir sayfa yok. Bir adam gönderip 150 adım boyu, 50 adım eni dememişler. 10.000 aileden birinde şecere vardır. Sokakta bir adama dedesinin babasının adını sorsanız söyleyemez. Dedesinin babasının adını merak etmeyen insanlardan oluşan bir toplum, dinozorların kökeni konusunda tanrısal kavramlara dayanarak fikir beyan ediyor!

(Bu yazı Geo Dergi’sinde yayınlanmıştır.)

Devamını merak ediyor musunuz?Bkz:

Evrende renk yoktur. Kırmızı renk sanal bir duyudur, algılamadır.../ Kemaliye - 2004

Bkz:

Kemaliye  evinizin  kapısını kilitlemeden terk edebileceğiniz belki de tek  ve son ilçedir.

Karanlığa savaş açan aydınların harman yeridir Kemaliye... 

Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin.
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
İşte o zaman
Cennetin, cehennemin üstündesin
.

                                                               ÖMER HAYYAM

 

Çocukların karanlıktan korkmaları önemli değildir;

 Asıl korkulacak olan büyüklerin ışıktan korkmalarıdır.

                                                                                                                        Platon

7. Bölümün sonu

Devam Edecek ...

Kemaliye (3)

 

 

 

Mehmet Emin BORA

20 Temmuz 2014  Pazar

Çamlıdere / Ankara

 

 

             

 

 

Bu yazı 2331 kez okundu...