Belki Son Gezi! (1'inci bölüm)


Mehmet Emin Bora
Pötürge - Kale arası
27 Nisan 2014 / 09:49

Hemen hemen her gün bir vesile ile adını andığım rahmetli babamı 1990 yılında kaybetmiştim.

5 mayıs günü gecenin bir yarısında yere düşmüş bir daha da ayağa kalkamamış.

Uzunca bir süre sesini duyurmaya çalışmışsa da, belli ki annem de duymamış.

Sabah saat 05:00 gibi annem uyandığında onu yerde yatarken bulmuş.

Annemin telefonu ile haberdar olduk.

Çok kısa bir süre içinde babamı ambulansla Gata'ya götürdük.

Kalça kırığı teşhisi kondu. Hemen ameliyata alındı.

25 gün gece gündüz beraber olduk. Bu süre içinde hiç ayağa kalkamadı.

Bir gün beni parmak işareti ile yanına çağırdı. Sesi çok az çıkıyordu.

Yanına yaklaştım. Kulağıma doğru fısıldarcasına:

"Ben sonumun böyle olacağını bilsem neler yapmazdım" dedi.

Aradan iki gün geçti.

Aklıma koymuştum. Bu gün babamı tekerlekli bir sandalyeye koyacak ve koridorlarda gezdirecektim.

Ona "yaşam sevinci" aşılamak istiyordum. İhtiyacı olan buydu...

O tarihte hastaneye özellikle sabahları ziyaretçi alınmazdı.

O sabah uyku tutmadı.

Erkenden kalkıp işyerime oradan da vakit geçirmek için Atatürk Kültür Merkezi'nde açılan av fuarına gittim.

Etrafa boş boş baktığımı anımsıyorum.

Yakın dostum Tevfik Balcı ile fuar alanında karşılaştık. Babamın rahatsızlığını biliyordu. "Hastaneye beraber gidelim" dedi.

Halimi beğenmemiş olacak ki arabanın yanına gelince anahtarı elimden alıp direksiyona geçti.

Kazım Karabekir Caddesi üzerinde bulunan Kesik Cami'nin yanından geçerken bir salâ verildi.

İçimden "kim öldü acaba!" diye düşündüm. Takriben 5 dakika sonra çağrı cihazının ekranında yazılar akmaya başladı.

"Başınız sağ olsun babanızı kaybettik"

Göz yaşlarım sel oldu...

-!..

Gata'nın koridorlarında deli gibi koştuğumu anımsıyorum.

Son bir kere ona sarılmak istedim.

Odasına girdiğimde yatak boştu...

Geç kalmıştım...

-!..

Herkesin bir türlü tattığı veya tadacağı ölüm işte böyle bir şey...

Ne zaman ve nasıl tecelli edeceği bilinemiyor.

Ben bu satırları kaleme alırken bir yandan da Soma'da yaşanan maden faciasını televizyondan izliyorum.

Madencilerin acısı yüreğimi ateş gibi yaktı. Çok sayıdaki ev babasız, oğulsuz kaldı.

Çok değil patlamadan 10 dakika, 5 dakika, 1 dakika, hatta 1 saniye öncesi kimin aklına öleceği gelirdi ki!

Düşünüyor ve ağlıyorum.

Yürek sahibi her insanın ağlayabilmesi lazım...

Ve düşünmesi...

-!..

Kısa bir süre sonra 70 yaşında olacağım.

Hemen hemen her Allah'ın günü o sözler kulağımda çınlıyor.

Hem de defalarca.

"Ben sonumun böyle olacağını bilsem neler yapmazdım"

"Ben sonumun böyle olacağını bilsem neler yapmazdım"

!..

Bir an için kendi ölüm anınızı düşünür müsünüz?

-!..

O günü (!) ve saati - varsayın ki -24 saat önceden bilseniz, siz ne yapmak isterdiniz?

Neler geçerdi aklınızdan?

Ötelediğiniz geziler olabilir mi?

Veya birilerine kızıp ta söyleyemediğiniz sözler...

"Bir gün mutlaka yapacağım" diye kurguladığınız eşsiz hayaller...

Farklı düşünceler içinde yakınlarınıza söyleyemediğiniz, onlardan esirgediğiniz güzel sözler, iltifatlar,

İşinizin yoğunluğundan dolayı vakit ayıramadığınız ananız, babanız, çok sevdiğiniz çocuklarınız, torunlarınız...

Elinizde patlayan miadı dolmuş bir dolu teşekkür, çok sayıdaki övgüler, tam karşıtı sövgüler...

"Aman ha ucu bana dokunur" düşüncesi ile sarf edemediğiniz çuvallar dolusu eleştiri ağırlıklı sözler...

Hatırlatmak isterim son 24 saatinizi yaşıyorsunuz.

Hangi eksiğinizi tamamlayabilirsiniz ki!

-!..

Şaşırdınız değil mi!

-!..

Yaşar gibi yaşamayı taklit etmekten halâ usanmadınız mı?

Bu bakış açısının hakim olduğu bir iklim içinde 2014 yılının başlarında bende "Doğu Anadolu'ya son bir gezi yapma" fikri oluştu.

Yaşama şansına eriştiğim her yeni yıl, hayata bakış açımı farklı boyutlara taşırken:

Bir taraftan da benden bir şeyler kopartıyor.

Ayaklarım bedenimi taşımakta zorlanırken, daha çabuk yoruluyorum.

Sekiz saatlik deliksiz bir uykuya uzunca bir zamandan beri hasretim.

Edinilmiş tecrübeler, daha sağlıklı çalışan bir beyin, var olan eksiklikleri bir nebzeye kadar kapatabiliyor.

Klâsik bir söylem olacak ama, her yeni yıl bir öncekini aratıyor.

Bu yazının neden bu başlıkla yayınlandığı "belli oldu" diye düşünüyorum.

Yazımın ilerleyen bölümlerinde yaşama ait önemli gördüğüm bazı noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tabii ki 100 yıl sonra yaşayacak avcı kardeşlerime -bana göre-önemli mesajlarım olacak.

Özde:

Sizi bir nebze de olsa düşündürebilirsem!

"Maksat hasıl oldu" diye kabul edeceğim.

Kısacası bu sefer "hem gezeceğiz hem de hayata farklı pencerelerden bakmaya çalışacağım.

Hiç şüpheniz olmasın ki gezi tadında olacak.

Tasalanmayın.

Yapmış olduğum onlarca hatta yüzlerce geziden sonra "Bu sefer daha organize nasıl olabilirim?" sorusuna yanıt aradım.

Bulduğum çözümü sizlerle paylaşmak isterim. Belli mi olur belki de işinize yarar.

Sıralamak gerekir ise:

Öncelikle gezinin kaç gün süreceği konusunda bir karar vermek lazımdı.

Görünen o ki bu süre 8 günden az olmamak kaydı ile 10-12 güne kadar da çıkabilirdi.

Dolayısıyla minimum süreyi 8 gün olarak belirledim. Bunu yol arkadaşım Kaan Otçu'ya 2 ay önce bildirdim.

Ve ilave ettim:

"Bu gezi tabiat şartlarına bağlı olacağı için 1-2 gün uzayabilir veya kısalabilir.

Yol hali. İşini gücünü ona göre ayarla."

Beklediğim onay gelince plân yapmaya başladım.

Bu gezide öncelikli amacımız ne? Fotoğraf çekmek.

Ne çekeceğiz? Ağırlıklı olarak yabanhayatının canlı olduğu sahalar.

Nereye ulaşmak istiyoruz? Ruhsal dinginlik, farkındalık ve yörenin özellikle önceliklerini kavramak.

Bir örnek vermek isterim.

Bir yıldan fazla bir zamandır lâle çekmeye çalışıyorum. Kızılcahamam lâlesi...

Aşağıdaki kareyi ve benzerlerini elde edebilmek için saatlerce, günlerce çaba sarf ettim.

Fena mı oldu? En azından nerede ve ne zaman yetiştiğini öğrendim.

Kızılcahamam Lâlesi / Tulipa

Mesela

Daha da meşhuru Muş Lâlesi...

Dolayısıyla gezinin odak noktası "Bingöl - Muş - Bitlis" olmalı.

Diyeceğim o ki gezi plânını ulaşmak istediğim fotoğraflara göre şekillendirdim.

Bunun dışında benim defalarca gittiğim ama Kaan'ın mutlaka görmesi gereken bir kaç noktayı da gezi plânına ilave ettim.

Aksi halde bencillik olurdu.

Buna göre rotamız:

Kayseri - Malatya - Bingöl - Muş - Tatvan - Siirt - Bitlis -(Diyarbakır üzerinden) Elazığ - Keban - Kemaliye - Sivas - Kayseri - Ankara olacak.

Yola Çamlıdere'den çıkacağız. Kaan İstanbul'dan gelecek. Nereden bakarsan bak 400 km.

Bir sabah Çamlıdere'den yola çıksak Malatya'ya varabilmemiz için asgari 750 km yol yapmamız lazım.

Zorlanacağımızı düşünerek ara konaklama yeri olarak Kayseri'yi uygun buldum.

İşte bu aşamada kızım devreye girerek konaklayacağımız noktalardaki otel rezervasyonlarını yapmaya başladı.

Bu zor bir iş. Çünkü hem "garanti" olacak hem de "ucu açık" bir rezervasyon!

Şartlar bununla sınırlı değil.

İlin veya ilçenin en temiz oteli olacak.

Keseye uygunluk aranan bir özellik.

Otoparkı mutlaka güvenli olmalı. Eşyalarımızı araçtan indirmemiz mümkün değil.

Ne kadar kalacağımız ise ucu açık bir konu! Beğenmezsek niye kalalım ki?

Kızım bu arada konaklama noktalarında veya yol üstünde -görülmesi gerek yerleri- de var olan plâna eklemeye başladı.

Ben de o illerde veya ilçelerde kimi tanıyorsam plân çerçevesi içinde o isimleri, telefonlarını not almaya başladım.

Çabalarım bununla kısıtlı değil.

Muş Valiliği'ni telefonla arayarak her yıl düzenlenen 'Lale Festivali' nin ne zaman yapılacağını sormak istedim.

Aradığım ilgili numaralar çalıyor ama cevap veren yok.

Israrlı aramalarımın sonunda temas kurduğum bir beyefendi beni -isim de vererek- belediyeye yönlendirdi.

Ulaştığım kişi ise encümen toplantısının 21 Nisanda yapılacağını söyledikten sonra ilave etti.

Festival tarihi o gün tespit edilecekmiş.

İşe bakar mısınız?

İlin tanıtımı bağlamında valiliğin veya belediyenin elinde dişe dokunur bir tek lâlesi var.

Lâlenin ne zaman açacağı belli. Gelin görün ki festival tarihi belli değil?

Festivali ilin kurtuluş günü kutlamaları ile birleştirmeyi düşünüyorlarmış.

Zor iş zor...

İşin içinde bir kere "düşünmek" var!

Önce bir kaç tane komisyon kurmak lazım. Bir kaç sene de düşünmek. Kolay mı doğruyu bulmak.

Bu şartlar altında nasıl bir gezi plânlaması yapabilirsiniz ki!

Bilirsiniz konu "lâle" olunca kime sorsanız marifetmiş gibi "Hollanda lâleyi bizden aldı götürdü" der.

İyi ki de götürmüş.

Yüzlerce tür geliştirdiler, milyonlarcasını üretip her yıl dünyaya satıyorlar.

Yıl 2014

Senin festival tarihin belli değil.

Sen halâ endemik türlerini koruyamıyorsun.

Ters lâlenin ihracına izin verdin, farkında (!) bile olmadın. Bkz: www.arpacik.net/yuksekova_catalca

(Yeri gelince yeni örnekler vereceğim.)

- !..

Diyeceğim o ki "zaman" kavramı Doğu'ya doğru uzandıkça "somut" olmaktan uzaklaşıp sünerek "soyut" hâle geliyor.

Güney'e indikçe sihirli kelimenin "İnşallah" olarak pekiştiğini görürsünüz.

-!...

Neticede ortaya 7 sayfalık bir Excel dosyası çıktı. Yazıcıdan bir nüsha alarak irdelemeye başladım.

Kaan perşembe günü gelebilir ve 1 gece Çamlıdere'de dinlenir ise, ertesi gün vakitli olarak Kayseri'de olabiliriz.

Oldu galiba...

İşler plânladığımız gibi başladı. Perşembe günü erken saatte Çamlıdere'ye gelen Kaan'la yol hazırlığı yaptık.

Arabayı yükledik. Çantalarımızda ne ararsan var. Görmeniz lazım. Çerçi gibiyiz.

Aracın arka koltuğunda bir kişi için bile yer kalmadı dersem, yeterince anlamlı olur diye düşünüyorum.

Bir aydır hazırlık yapıyoruz.

Şu da lazım, bu da lazım derken bizi gören biri yeni bir Nuh Tufanına benzer haber almış iki insan hazırlanıyor zanneder.

Olmadı "küffar üzerine yeni bir sefer var" diyebilirler.

Arka plânda eksik olan "Ceddin deden, neslin baban" marşı olsa gerek.

(...)

Fotoğraf makinesi ile ilgili çantaları bilerek bagaja koymak istemedim. Zaten kapaklar zar zor kapandı.

Bundan da öte sallantının, titremenin en az olduğu yer bu durumda arka koltuk.

Fotoğraf makinelerinin olması gereken yer burası. Bunun altını çizin. Bu konu çok önemli.

Bu arada Kaan bir koca çantayı Çamlıdere'de bırakarak "demirbaşlara kaydetmemi rica etti" kıramadım doğrusu.

Kamu yararına açık olan bu çantanın içindeki malzemeleri arkadaşlarım aralarında paylaştılar.

Allah var hepsi de teşekkür etti, üstümde kalmasın isterim.

Elde kalan boş plastik kutunun yanından bir kapak yeri açtık. Şimdi yağmurda kediler oraya saklanıyor.

Var olan barınma sorununu bu şekilde aştık.

Onların adına da ben teşekkür ederim.

Konut sıkıntısı ve idrak kayması had safhada.

Kaan'ın arabası "pijama giymiş" gibi.

Bir başka yorum ise "arabanın pavyona düşmüş hali" denebilir şeklinde. Hayırlısı diyelim.

Geziden bir gün önce /24 Nisan 2014 / Yola çıkmaya hazırız

 

25 Nisan 2014 Cuma / Saat 06:00

Erkenden hortluyorum. Kahvaltı hazırlamam lazım.

Bu iş bir gelenek görenek işi. Biz ocakta böyle öğrendik.

Evde misafir varsa ondan evvel ayaklanacaksın.

Gürültü etmeden uyanmasına kadar da bekleyeceksin.

Misafirsen de durum değişir!

Bu sefer de kaldığın evin adetlerine uymaya çalışacaksın.

Evin rutinini değiştirmeyeceksin.

Zor iş değil mi!

(...)

Biraz sonra Kaan da kalkıyor. Sıkı bir kahvaltıdan sonra yola çıkıyoruz.

Yola çıkış saati 07:20

Aracın km saati 1577 km’yi gösteriyor.

İstikamet, Kayseri. Hadi hayırlısı..

Bir yere birden fazla gitmek her zaman imkân dahilinde olabilir.

Zor olan, her gidişe yeni bir anlam kazandırabilmektir.

Anlamlı bir yaşam sürdürmeniz dileği ile...

Hayırla yad etmek istedim.

Yürüyen insanın zevk alabilmesi için:

Dayanma gücü,

Basit elbiseler,

Eski pabuç,

Doğayı gören göz,

Neşe,

Derin merak,

ve,

Sessizlikten başka bir şey gerekmez.

                                                          Emerson

 

 

Mehmet Emin Bora

Çamlıdere /23 Mayıs 2014

Devam Edecek...

Bu yazı 1682 kez okundu...