Aldo Leopold


Aldo Leopold

Gallery: Joanna Barnum: Illustrations

Son yazımdan bu güne kadar bir aydan fazla bir zaman geçti.

Ben yeni bir yazıyı kaleme alamadım.

Bir ay şöyle dursun, her gün yazı yazabilen insanlar var.

Açıkçası kıskanıyorum onları.

Birikim meselesidir bu iş... Keşke sadece bununla sınırlı kalabilse.

Yetmez.

Okuyucu güneşin doğduğu her sabah sizden yeni bir yazı bekler.

Güneş gücünde...

Kolay kolay tatmin de olmaz.

Hakim olduğu bir konuda bile, sizden -en azından- farklı bir bakış açısı sunmanızı bekler...

Her yazı aslında bir imtihandır. Son sınava girene kadar.

-!..

Günceli yakalamanız, yazdıklarınızı doğru olması,

Mümkünse iddianızı kanıtlayacak argümanlar sunmanız,

Ve

Yazdığınız yazı ile ilgili bir kare fotoğraf da iliştirebilirseniz ekmek kadayıfının üstündeki kaymak gibi tat verir yazıya.

(...)

Saydıklarımdan çok daha fazlasıdır yazı yazmak...

Geçmişte savunduğunuz fikirlerle ters düşmemek, işin olmazsa olmazıdır.

O gün "A" demişseniz bugün "B" deme şansınız -istisnaların dışında- hemen hemen yok gibidir.

"Dediğim dedik, çaldığım düdük" tavrı; iltifata tabi değildir az gelişmişler dışında.

Bir anda duymak istemediğiniz sıfatlar havada uçuşur. Size olan güven sarsılır, kısa sürede irtifa kaybedersiniz.

Sağduyu sahibi okuyucu sizden tutarlı, dürüst ve yeni fikirlere açık olmanızı ister. Haklıdır da.

Hâl böyle olunca "laf olsun torba dolsun" diye yazmanın bana (!) göre hiç bir anlamı yoktur.

Üstüne üstlük, doğruların itibar görmediği bir dönemde "yabanhayatı" gibi ikincil (!) bir konuda fikir serdediyor;

Ve

Evrensel doğruları savunuyorsanız, bu değerlerden bi haber okuyucuyu karşınızda görmeniz an meselesidir.

Ama gelin görün ki bu alanda bir tek gerçek vardır.

Yazı, zamana karşı direnebilmelidir. Akıl bunu emrediyor.

-!..

100 yıl sonra yaşayacak avcı kardeşlerim.

O zaman halâ "yabanhayatı" denilen bir şeyden bahsedebiliyorsanız ne mutlu sizlere...

Ama bu gidişle "hatırı sayılır bir silah koleksiyonunuz olacak" gibi görülüyor.

Keşke ben "yanılıyor" olsam da sizler haklı çıksanız..

Tuz koktu.

Heves kaçtı.

 

Ankara'da bulunduğum süre içinde -ki bu senenin yarısından daha az bir zamanı kapsar- Sn. Mehmet Ekizoğlu ile bir kaç kez sohbet etmek için bir araya geliriz.

Bu bağlamda bir ay evvel birlikte bir yemek yedik.

Mehmet Bey, o gün bana okuduğu bir kitabın içeriğinden bahsetti.

Anlattıkları çok ilginçti. Ana tema yabanhayatını ilgilendiriyordu, dolayısı ile beni....

Kitabın adı:

"Bir Kum Yöresi Almanağı"

İlk bakışta "Bu başlık beni çok tetikledi" dersem koskocaman bir yalan söylemiş olurum.

Çeviri "aslına sadık kalma kaygısı" ile yapıldığı için kitabın adı böyle olmuş.

Mehmet Bey, eseri Türkçeye çeviren Sn. Ufuk. Özdağ'ın Hacettepe Üniversitesi Amerikan Edebiyatı Bölümü'nde öğretim görevlisi olduğunu söyledi.

O gün Sn. Ekizoğlu'ndan ayrılmadan önce kendisine: "Kitabı okuduktan sonra Sn.Ufuk Özdağ ile tanışabilir miyiz?" diye sordum.

O da "Kendisini arayıp izin isteyeceğim" diye beni cevapladı. Bu şekilde vedalaştık.

Aradan 15 gün kadar bir zaman geçti.

Yoğun işlerim arasında mola saatlerinde bu kitabı satır satır okudum.

Mehmet Bey'e telefonla erişerek: "Ben Sn. Ufuk Özdağ ile tanışmaya hazırım. Dersimi çalıştım" dedim.

Mehmet Bey kısa sürede gereken irtibatı kurmuş olmalı ki beni aradı ve 14 Mart 2014 saat:11:30 için Sn. Özdağ'dan randevu almış.

Hacettepe Üniversitesi Amerikan Edebiyatı Bölümü'nde buluşacağız dedi.

Heyecanlandım. İşe bakar mısınız...

Geç kalırım korkusu ile evi saat 10:30 da terk ettim. 11: 00 de Mehmet Bey'i ana yol üstünden aldım.

Saat 11:30 da hocanın çalışma odasındaydık.

M.E.Bora - Sn. Dr. Ufuk Özdağ

Hoca ile ilk tanışmamızdan kısa bir süre sonra "sanki bir evvelki günden yarım kalmış bir sohbeti devam ettirir gibi" yabanhayatı ve ilgili yayınlar üzerine fikir alışverişine başladık.

Konu kitap olunca ben kendisine Milliyet Gazetesi'nde yazmış olduğum köşe yazılarından derlediğim ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı adına yaptığım eğitim kitaplarını sundum.

Sn. Ufuk Özdağ'ın bir kitabı daha varmış. Bunu da sohbet sırasında orada öğrendim.

http://www.urunyayinlari.com/kitapDetay.aspx?q=237

Bir süre karşılıklı olarak kitap imzaladık.

"Bir Kum Yöresi Almanağı" adlı kitabı aşağıdaki linke girerek sahip olabilirsiniz.

Bkz: http://www.idefix.com/kitap/hacettepe-universitesi-yayinlari/firma_urun.asp?fid=9635

Yeri geldi hoca ikinci bir kitaptan bahsetti. Çok kapsamlı böyle bir kitabın yayınlanması, meraklısı için bulunmaz bir nimet.

35.00 TL

Bkz: http://www.hacettepe.web.tr/?sayfa=anasayfa

Sn. Özdağ bana ve Sn. Ekizoğlu'na yazmış olduğu kitapları imzalamak sureti ile bizleri onurlandırdı.

Hocanın konukseverliği ve içtenliği müthiş. Başladık derinlere dalmaya.

Tabii ki ana tema "Bir Kum Yöresi Almanağı" idi.

Hacettepe Üniversitesi Yayınları

Yaptığımız sohbet sırasında yeri geldi -bir kere daha özür diliyorum- kendisine avcılıkla ilgili bir tanımlamada sanki bir hata yapılmış diyerek şahsi düşünceleri sundum.

Avcılığın kendisine özgü bir terminolojisi olduğu bir gerçek. Bunu bilmeyi herkesten beklemek de haksızlık olur.

Bu bakış açısı ile amacım ikinci baskıda gözden kaçan veya İngilizceden Türkçeye çevrilirken karşıtını bulmakta zorluk çekilen kelimelerin bir daha gözden geçirilmek sureti ile mükemmeli yakalanması ile ilgiliydi.

Onlarca doğrunun yanında gözden kaçan bir yazım hatası kitabın kıymetini asla düşürmez.

Bunu böyle bilelim.

Gelelim bahse konu kitaba

Kitabın tamamı 260 Sayfa.

Aldo Leopold bir avcı.

Yabanhayatına farklı bir bakış açısı ile bakan sıra dışı bir kişilik.

İlgi alanı çok geniş. Toprakla olan söylemlerini Allah fırsat verirse yazarım diye plânladım.

Onu daha iyi tanıyabilmeniz için internet üzerinden kısa bir araştırma yaptım.

Bakın onu nasıl tanımlıyorlar:

"1887 de doğan, 1948 de ölen, Amerikalı çevreci, ormancı, eğitimci, filozof. aynı zamanda bir balıkçı ve avcıdır ki, bu durum kurucusu olduğu kabul edilen "wildlife management" süreci ile çelişki yaratmaz.

-!..

Şimdi kitaptan bir kaç çarpıcı başlığı sizlere sunmak istiyorum. Çok daha fazlası var, bunu bilmenizi isterim.

"Bir Kum Yöresi Almanağı"

Doğa Koruma Estetiği:

"Pusudaki ördek avcısı ve sahnedeki opera sanatçısı, donanımları birbirini tutmasa da aynı şeyi yapmaktadır. Her biri yaşam sahnesinde öteden beri günlük hayatta var olan bir dramı canlandırmaktadır. Her ikisinin de yaptığı, son bir tahlil yapmak gerekirse estetik alıştırmalardır." (S. 176)

Kazların Dönüşü:

"Kasım kazları, şafak vaktinden karanlıklar çökünceye kadar her bataklığın ve göletin, av tüfekleriyle dolup taştığının farkındadır". (S:19)

Baltalar Elimizde:

. Fakat öyle bir uğraşı vardır ki -buna felsefe denir- insanların düşüncelerinden yola çıkarak aslında onların topyekûn aletleri kullandıklarını bilir. Felsefe bilir ki, bir aleti kullanmaya değip değmeyeceğini belirleyen, düşünce ve ümit ediş şekilleriyle yalnızca insandır. (S. 69)

Ekolojik Bilinç:

Kırk yılı geride bırakmamıza rağmen karşın attığımız her ileri adımda iki adım geriye gidiyoruz. Bu ikileme verilecek olağan cevap "daha fazla doğa koruma eğitimidir". Kimse buna karşı çıkmayacaktır. Ama yalnızca "eğitim hacminin mi arttırılması gerekiyor?" Eğitimin içeriğinde de bazı eksiklikler yok mudur? (S. 217)

Hoca onca yoğun işinin arasında bizi yemeğe davet etti. Kendisine bir kere daha teşekkür ederiz.

Bu vesile ile yeni birliktelikler için birbirimize zaman ayırma konusunda hemfikir olduk.

Bu işin koordinatörlüğünü de Sn.Ekizoğlu'na bıraktık.

Haziran ayı içerisinde bir hafta sonu her iki dostumu Çamlıdere'de ağırlayacağım.

Çok mutlu olacağımı şimdiden ifade edebilirim.

Sonuç: Yabanhayatı sizin ilgi alanınız ise hiç vakit kaybetmeyin.

Toprak merkezli her ne iş yapıyorsanız yapın, bu eseri başucu kitabı olarak kullanacaksınız.

Ziraat, ve Orman fakültelerinin yöneticileri.

İlgi alnı yabanhaytı olan akademisyenler,

Bu üniversitelerden mezun olmuş mühendisler,

Ben çevreciyim diye yanıp tutuşanlar,

Ben bir aydınım diyebilenler,

Bu kitabı mutlaka okuyun.

Avcı iseniz "bilmediğim ne çok şey varmış" diyeceksiniz.

Kitabı içselleştirebilenler "felsefenin kapısını aralamış olur" diye düşünüyorum.

Sn. Ufuk Özdağ'a bu gayreti için binlerce kere teşekkür ederim.

(...)

Konuşarak değil, okuyarak doğruyu bulmak çok daha kolaydır.

Hiç okumadan çok inananların içine düştüğü yanlışların faturasını, toplumun tamamı ödüyor.

Bunu fark etmek için çok geç kaldık diye düşünüyorum.

 

"Bir kaz kendindeki farkındalığı bir başka şeyle değiştirmeye kalkarsa dikkatsizlikten kısa sürede kuş tüyü yığını haline gelir."

                                                                                   Aldo Leopold,

 

Mehmet Emin BORA

18 Mart 2014 / ANKARA

 

Not: Kitap hakkındaki önemli açıklamaları Sn. Ufuk Özdağ'ın kendi sesinden dinlemek isterseniz aşağıdaki linki aktif hale getirmeniz yeterli olacaktır.

http://permacultureturkey.org/wp-content/uploads/rop_UfukOzdag.mp3

 

 

 

Bu yazı 2077 kez okundu...