Nasıl Bir Ahlâk Anlayışı Veya Gaia



Tuer la panthere des neiges "bien plus grave que bruler un Van Gogh"
18 Aralık 2013

 

Belçika'nın Fransızca konuşulan bir coğrafi alanı var.

Valon Bölgesi.

Öykü burada bulunan hayvanat bahçesinden bir kar panterinin kaçması ile başlıyor.

Sen misin kaçan!..

Yer yerinden oynuyor ve onu yakalamak için ülkede büyük bir arama faaliyeti başlatılıyor.

Havadan ve karadan kapsamlı bir operasyon sürerken aramaya katılan bir veteriner ve üç muhafaza memurunun önüne çıkan kar panteri bu kişiler tarafından silahla öldürülüyor.

Zurnanın "zırt" dediği an işte bu... Kelimenin tam anlamı ile kıyamet kopuyor.

"Neden silah taşıyorsunuz da uyuşturucu iğne atan tüfek taşımıyorsunuz" diye...

Hayvan haklarına duyarlı olan sivil toplum kuruluşları "Kamu Sağlığı ve Sosyal İşlerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Bayan Laurette Onkelinx" hakkında soruşturma açılmasını istiyor.

Bu arada Gaia adlı güçlü bir sivil toplum örgütü bu hesaplaşmada başı çekiyor.

Gaia kelimesi binlerce yıldır var olan bir kelime.

Anlamı ise:

Tevrat'ta "Bilinçli Yaşam,

Arapça'da "Yaşam"

Yunan Mitolojisi'nde, yeryüzündeki "Ana Tanrıça ve Yaşam Kaynağı"demek.

Nasıl haber ama?

Bir yabanhayvanı öldürülüyor. Tüm ülke ayakta...

Tıpkı ülkemizdeki gibi...

-!..

Ben fotoğrafın altına yazılan slogana bayıldım.

"Bir panteri öldürmek bir Van Gogh tablosunu yakmaktan daha vahimdir "

Merak ettim dünyada satılan en pahalı resimleri sıralayan bir site buldum.

Van Gogh 8. sırada...

Satılan eserin adı "Dr. Dr. Gachet'in Portresi"

Müzayede sonunda 148.682.500 Milyon dolara satılmış.

Bkz:http://tr.wikipedia.org/wiki/En_pahal%C4%B1_tablolar_listesi

Kar panterinin hayatı ne ile mukayese ediliyor bakar mısınız?

Empati yolu ile şöyle düşünüldüğünü var sanıyorum. (Benimki bir tahminden öte değil.)

Dünyanın herhangi bir yerinde süreç içinde -100 yıl belki de 200 yıl sonra, olmadı çok yakın bir gelecekte!- Van Gogh kadar veya varsayınki ondan çok daha iyi bir ressamın ortaya çıkması olasılıklar içindedir.

Olamaz mı? Olur.

Ama aradan binlerce yıl geçse de vurulan kar panteri -son panter ise- bir daha asla yaratılamaz.

Bir tür yok olmuştur.

Kar panterine izafeten yüklenen değerin aslı, "benzer bir düşünce sisteminin sonucudur" diye düşünüyorum.

Anlamakta güçlük çekenleri anlayabilirim.

Şimdi bir durum tespiti yapacağım.

Bu ülkede insan hayatı üç otuz para eder.

Doğru mu? Doğru. Bunu herkes bilir.

Ama zerre kadar önemsemez.

Ne sorumlusunu arar ne de "acaba neden" diye sorgular.

Açın gazetelerin ikinci veya üçüncü sayfasını!..

Okuyun cinayet haberlerini.

B... yoluna ölmek an meselesidir.

Kar panteri ölmüş!

Kimin ipinde...

(...)

Başka bir yaklaşımı irdelemek isterim.

Kar panterine biçilen değer için "Bu sembolik bir değerdir" de diyebilirsiniz.

Ama unutmamanız gereken önemli bir nokta var.

Toplumları peşinden sürükleyen liderlerin de bir süre sonra sembolleştiğini anımsayalım.

Özde bir anlamda semboller, hepimizin arkasından -farklılık gösterse de- koştuğu veya koşacağı yüce değerleridir.

Örneğin: Türk Bayrak'ı hepimizin ortak bir sembolüdür. Toplum üzerinde yoğun bir aidiyet duygusu yaşatır.

Mustafa Kemal Atatürk bu ülkede çoğunluğun sembolüdür.

Onu unutturmaya çalışan kendini bilmezler olsa da.

Özde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu sembolleşmiş bir figürdür.

Benim için her iki değer de tartışılmazdır.

Aslında bu konuya girmeden önce yaşama değer katan bazı kavramlar üzerinde konuşmamız lazım.

-!..

Mesela ahlâk üzerine.

Meslek etiği üzerine.

Merhamet üzerine. (Bkz: www.youtube.com/watch_popup?v=8OcG4U4s5Ys&feature=player_detailp)

Evrensel değerler üzerine.

-!..

Konumuz aslında avcılıkla ilgili.

Kar panteri her yabanhayvanı gibi bu hayatın önemli bir parçası.

Üstelik nesli tükenmekte olan hayvan türleri arasında sayılıyor.

Bu riskin altına olan gözle görmekte zorlanacağınız böcek türleri de var.

Kimi tahmine göre her gün yüzden fazla tür yok olmakta.

Çevre ile ilgili değerleri tartışmak ve kavramak için önce felsefi yaklaşımları bilmek ve anlamak, daha sonra da yukarıda saymaya çalıştığım kavramların içeriğini hayata geçirmek olmalıdır.

Sosyal sorumluluktan bahsedeceksek, vatandaş olabilmenin "olmaz ise olmazları" vardır.

Batı felsefesi bundan 2500 sene evvel Sokrates'in Atina toplumunu ve bireyin bu toplum içindeki rolünü sorgulamasıyla doğdu.

Sokrates "Küçük bir şeyle uğraşmıyoruz; uğraştığımız şey nasıl yaşamamız gerektiğidir" diyor.

Etik ve felsefi sorunları dikkate almaksızın bilim ve teknolojiyle -hatta iktisat ve hukukla- yetinmek , çözdüğünden daha çok sorun yaratabilir. (01)

Bunun farkında olanlar tepki gösteriyorsa bize de sadece alkışlamak düşer.

Darısı başımıza...

2014 yılında insanımız halâ kerpiçten evini hayvan dışkısı ile sıvayıp içinde yaşam savaşı veriyorsa...

Ölen oğlunu sırtında taşımak zorunda kalıyorsa...

Büyük bir çoğunluk aydınlanmadan nasibini alamamış ise...

"Hayırlısı" diyerek "oturduğu yerden" nur yağmasını bekliyorsa...

Bana ne demek düşer ki!..

(...)

Sokrates'in sorduğu "Nasıl yaşamamız gerekiyor" sorusuna şimdi cevap verebilir misiniz?

Söylenecek pek de bir şey kalmıyor galiba.

(...)

Bazı kavramlar üzerinde fikir birliği yapmazsak, sağlıklı bir sonuç üretemeyiz.

Yaşanan yanlışlıkların "sonucunu tartışmak" yerine "sebebini anlamalıyız."

Bu da okumakla, çalışmakla olur.

Kavram olarak ahlâk, insanların birbirleriyle veya devletle olan ilişkilerinde kendilerinden yapmaları istenen davranışların sistematiğini oluşturması nedeniyle, toplum düzenini sağlayan bir kurallar ve normlar bütünüdür.

Ahlâk sözcüğünün dilimizdeki anlamı zamanla değişiklik göstermiş ve ''Bireyin sosyal değerleri'' anlamında da kullanılmıştır.

Bu bağlamda da, her toplumun kendine göre bir ahlâk anlayışının olması çok doğaldır.

Tüm insanlık aleminin kabul ettiği, yücelttiği evrensel değerlerin yanı sıra içinde yaşadığımız topluma özgü geleneksel değerleri (!) her geçen gün "daha da rafine hale" getiremezsek...

Bir süre sonra dışlanır ve yalnız kalırız.

Çünkü içinde yaşadığımız bu dünya "dünün dünyası" değil.

İstatistiklere bakarsanız yaşam kalitesi açısından ülkemizin sıralamada 111 ülke içinde 50'nci sırada olduğunu görürsünüz.

Dilerim ki derdimi anlatabilmiş olayım.

İlgi alanımız yabanhayatı.

Yarım asra yakın bir zamandır bu alanda olup bitenin ya içindeyim ya da yakın izleyicisi...

100 yıl sonra yaşayacak avcı kardeşlerimi doğru bilgilendirmek isterim.

Şimdi sizlerden ricam aşağıda gazete kupürlerinden oluşturduğum belgeleri önce okuyun.

Ben bu belgeleri yorumlama gayreti içinde olacak ve karşı görüşlerimi seslendireceğim.

Sizler de görüşlerinizi bana yazın.

Bu sayfada -karşıt görüş- başlığı altında sizin imzanız ile yayınlayayım.

 

"Çevre nedir?" diye 100 kişiye soru sorsanız "Maldır" diye cevap verecek bir kişi bile çıkacağını zannetmiyorum.

Önce gazete kupürünü okuyalım.

21. yüzyılda 1400 sene evvel yapılan bir doğruyu referans alarak nereye varacağız?

Ayrıca Hz .Muhammed'in hayvanlara merhamet gösterdiği bir değil onlarca örnek var.

Önemli olan şimdi bizlerin ne yaptığıdır.

Mal!

Ne malı?

İnsan ne diyeceğini şaşırıyor.

Her konuşmada, var olan soruna çare bulamayınca, dini referanslarla açıklama yapmak hangi problemi çözebilir?

Dini tartışmıyoruz ki... Din bir inanç meselesidir, tartışılamaz ve mutlak kabulü gerektirir.

Bu sitede öyle fotoğraflar yayınladım ki... Arayan bulur, bakan görür. (Pardon bakan görmez).

Ankara'nın göbeğinde pisliğin boyutunu görünce diliniz tutulur.

Doğu Anadolu ne halde? Merak ediyorsanız hiç olmazsa internet sitemi gezin. Şavşat'ın derelerini görün.

Çamlıdere'yi, Beypazarı'nı Karaşar'ı görün. "Onlar eskidendi" diyorsanız!..

Yarın bahse konu ilçelere gitmeyen namerttir.

Hangi ilçeye giderseniz gidin... Hiçbirinin bir diğerinden farkı olmadığını göreceksiniz.

Söylenecek o kadar çok şey var ki...

Hâl böyleyken dünyaya fırça atmanın kime faydası olabilir ki?

Haksız mıyım?

Problemin altında yatan en büyük etken eğitimsiz insan.

İnsanın hayvana yaptığını hayvan, hayvana yapmaz.

Örnek mi!

Buyurun. Bkz: tp://www.wimp.com/kittyrabbits/

Şimdi de insanımıza bakalım!

Şimdi dikkat.

Uçarken iki ördeği birbirinden ayırt etmek gerçekten çok zor bir iştir. Bilgi ister, tecrübe ister, göz ister.

Ama pelikan dediniz mi... İşte orada duracaksınız.

Birisi "balerin gibi görünürken " diğeri kelimenin tam anlamı ile "römork çeken traktör gibidir." .

Birisi "jet" gibi uçarken bir diğeri "kağnı" arabası tadındadır..

Avcılık kurslarına katılan herkese, "Bakana şirin görünmeliyiz" diye başarı belgesi verirseniz.

Yaşanan yanlışlıklarda payınız büyüktür derim. Çok büyük, çok...

Suçluyu her gün en az bir kere gördüğünüzü düşünüyorum.

Eserinizle övünebilirsiniz.

Gelelim vaşak meselesine!..

Gazetede çıkan habere göre vaşak çatıda sıkıntısız (!) olarak yaşıyormuş.

Dikkat bunu avcı söylüyor!..

-!..

Yabanhayvanlarının yaşama alanları vardır. Bunu habitat kelimesi ile anlatırız.

Çatılar ne zamandan beri yaşam ortamı oldu?

Aç kalmış aç...

Kedilere saldırıyor ama bir sıkıntısı yok!

Pes doğrusu.

 

Aşağıdaki haber yaşanan yanlışlıkların acı bir örneği.

Eline silah alan uçan kaçan demiyor.

Onlara işin eğrisi ne doğrusu ne diye anlatan olmayınca, ne acıdır ki bu ve benzeri haberleri daha çok göreceğiz..

 

Bu da benzeri bir haber. Ama içinde koskoca bir ironi barındırıyor.

Leoparın altında bir başlığı balon içine aldım. Yazının da altını çizdim.

Yazıda: "Nesli tükenmekte olan hayvanların gelecek nesillere aktarılması sağlanıyor." denilmiş.

Bravoooo tebrikler... Ne diyeyim ki!.. Bilemedim doğrusu.

Yarından tezi yok nerede yabanhayvanı varsa vurun...

Aktarma başlasın.

Doldurun doldurun koyun cam dolaplara.... Aktarın gitsin gelecek nesillere...

Yazının içeriğinden bu anlam bu çıkıyor...

Ya sabır....

Aşağıda ise Sn. Veysel Eroğlu, "Dünya Sulak Alanlar Günü" açılş toplantısında aşağıdaki haberle gündeme getiriliyor.

Sn. Bakan bu sahneyi görünce:

"İşte utanmamız gereken bir sahne, bu hayvan özgürce dağlarda dolaşabilmeliydi. Üzülerek söyleyebilirim ki bilinçsizce yapılan avlanmanın faturası böylesine ağır oluyor" demeliydi.

Fırsat bu fırsat yabanhayatını anlatan birkaç özlü cümle bakanlığın korumacı tarafını ön plana çıkartmak için çok uygun bir ortamdı. Sn. Bakan "Aman can kırılmasın kaçar" demek sureti ile bir şaka yapmayı tercih etti.

Nesli tükenmekte olan bir hayvan vuruluyor.

Hüzünleneceğimiz yerde, espri yapıyoruz.

Uydu mu şimdi?

-!..

(...)

Kasapla oduncunun dükkanları yan yana… Aralarında bir husumet var. Bu gerginliği birbirlerine yaptıkları şakalarla gidermeye çalışıyorlar. Bunun için bir oyun icat etmişler.

Birbirlerine soru soracaklar ama verilecek cevap sorulan soru ile kafiyeli olmalı. Kazanan bu suretle belirlenecek.

Günün birinde oduncu eline uygun bir meşe dalı alarak kasabın tezgahına yaklaşarak, kasaba sorar.

- Bu ne?

Kasap düşünmeden cevap verir.

- Odun.

Oduncu hiç beklemeden elindeki meşe dalını kasabın başına yerleştirirken bir yandan da:

- Bunu sana kodum, der.

Oduncu kasap dükkanını terk ederken bir yandan da gevrek gevrek sırıtmaktadır.

Kafiye uymuş, hırs bir nebze de olsa alınmıştır.

(...)

Aradan bir süre zaman geçer. Kasap başına yediği odunu mu düşünsün yoksa içine düştüğü hali mi!..

Aklına bir plân gelir. Eline satırı aldığı gibi doğruca oduncunun karşısına dikilip elindeki satırı gösterdikten sonra sorar..

- Bu ne?

Oduncu bir satıra bakar. Yaşadıklarını anımsadıktan sonra soruyu yanıtlamada herhangi bir sakınca görmez ve hemen cevap verir.

- Satır.

Kasap bir hamlede satırı oduncunun kafasına yerleştirir ve...

- Bunu sana kodum der.

Oduncu bir yandan canhıraş şekilde bağırırken bir yandan da kasaba çıkışır...

- Ama uymadı ki…

Kasap sırıtarak oduncuya cevap verir.

- Uysa da kodum uymasa da kodum…

(...)

Bu coğrafyada hemen hemen her gün öyle olaylar yaşarız ki...

Gülseniz de olur, gülmesiniz de...

(...)

Su bulanık akıyor. Herkes değilse de bir takım yurttaş soruyor. Su neden bulanık?

Yurttaş, vatandaş, olmadı aydın bir insan, bir birey olabilmenin asgari standartı sorgulamadan geçer.

Ne?

Ne zaman?

Nerede?

Nasıl?

Neden?

Kim?"

Yoksa çoban sizi suya götürür, susuz getirir de haberiniz bile olmaz.

Anımsayın koyunları "ne" diyemedikleri için "mee" derler.

(...)

Şimdi size çok farklı bir örnek sunacağım.

Söz konusu olan "gelecek kuşaklara aktarılması gereken bir gazete haberi."

Önce fotoğrafı en ufak detaylarına kadar inceleyin sonra da alt yazısını okuyun.

Habertürk Gazetesi 29 Ocak 2014

Ne diyelim!..

Başarının ne denli yüksek olduğunu görüyor ve anlıyoruz.

Şimdi yukarıdaki fotoğrafa baktığınıza göre bir de aşağıdaki fotoğraf bakın.

Fark görüyor musunuz?

-!..

Yok ki...

Fotoğraflar aynı yazılar farklı.

Neden?

Bilemem.

Hürriyet Gazetesi 29 Ocak 2014

Bana kalırsa muhabire "çevre ile ilgili bir haber yap" denilmiş.

İşin kolayı, fotoğrafa bakıp altına dolgu yapmak.

Ama ne yazık ki iki rakip gazete aynı günde aynı fotoğrafı yayınlayınca!...

Magazin haberlerindeki deyimle "pişti" olmuşlar.

Haberlerden biri doğru olabilir. Ama yabancı avcıların Ankara'da ön plana çıktığı şeklindeki haber bana pek de inandırıcı gelmedi doğrusu.

Diğerinde ise haberin içeriği inandırıcı değil. Bu yazımı okuyan böyle düşünür sanırım.

Tevrat'ta "Bilinçli Yaşam,

Arapça'da "Yaşam"

Yunan Mitolojisi'nde, yeryüzündeki Ana Tanrıça ve Yaşam Kaynağı" demek olan Gaia...

Tahmin edilenden daha çok saygıyı hak ediyor.

Yaşamdan,

Yaşama hakkından,

İnsan haklarından,

Hayvan haklarından,

Velhasıl gelecek kuşaklara olan "yaşanabilir bir dünya" bırakmaktan bahsediyorsak...

Önümüzde daha "kat edilecek çok yol var" diye düşünüyorum.

Öldükten sonra yaşamak isterseniz, ölmez bir eser bırakınız.

                                                                                    Hz. Ali

 

Mehmet Emin BORA

11 Şubat 2014 / ANKARA

Kaynakça:

(01) Çevre Etiği / İmge Yayınevi/ Sayfa 36

Not:

Yakın zamanda Prof. Dr. Bülent Daver'in ölüm haberini gazetelerden okudum. Çok üzüldüm.

Hoca, A.İ.T.İ. Akademisi'nde "Siyaset Bilimine Giriş" dersine gelirdi.

Mezuniyetimin üzerinden tam 39 sene geçmiş.

(...)

Bu süre içinde ne çok andım sizi...

(...)

Şiir tadında anlattığınız dersinizi çok dikkatle dinlerdim.

Leviathan'nın ne demek olduğunu anlatışınızı bugün de aynı duygularla anımsıyorum.

Şimdi çok daha iyi anlıyorum ki bizlere dolaylı yollardan "Gaia" yı anlatmışsınız..

Bitirme sınavında 9 aldığım ilk ve tek ders oldu.

Saygıdeğer hocam,

Size Allah'tan rahmet, geride kalanlara engin sabırlar niyaz ederim. Ruhunuz şad olsun.

* Leviathan Thomas Hobbes tarafından 1651'de yazılmış bir kitap. Leviathan kavramı eserde mutlak güç ve yetkilere sahip egemen devleti ifade etmek için kullanılmıştır.

 

Bu yazı 2227 kez okundu...