Daday-Pınarbaşı Ve Valla Kanyonu 2


Daday / Daybra

Kastamonu'yu seviyorum.

Dolayısıyla elime geçen her fırsatta bir vesile yaratarak yöreyi ziyaret ediyorum.

Sonbaharda Küre Dağları müthiş bir tablo sergiliyor.

Görsel bağlamda "renklerin dansı" mı dersiniz yoksa "sonbahar şöleni" mi bunu bilemem.

Doğru diye bildiğim: Betimlemenin insanın içinden geldiği gibi olması...

Gerçek olan tek bir şey var.

Sonbahar: bir müzik parçasının içindeki kreşendo anı gibi... Akılda kalıcı ve etkileyici.

Bana göre:

Sonbahar başlangıç,

Kış oluşum,

İlkbahar doğum

Yaz" ayları ise yaşamın ta kendisidir.

Sonbaharın özellikle ölümle özdeşleştirilmesini bu mevsime yapılan bir haksızlık olarak niteliyorum.

(...)

05 Ekim Cuma günü Çamlıdere'den sabah 06:00 gibi yola çıkıyoruz.

Bu geziyi arabam bakımda olduğu için oğluma ait bir servis aracı olan Doblo ile gerçekleştireceğiz.

İki kişiyiz 3'üncü kişiye oturacak yer yok!

Yol arkadaşım Ömer Kıraç.

Ömer Bey iyi bir yol arkadaşı. Her konudaki yüksek becerisi, hiç eksilmeyen güler yüzü ve hassasiyeti onu benzersiz kılıyor.

Yazı başlığında (Bir avcının bakış açısı ile...) şeklinde bir ifade kullandım. Bunu biraz açmak isterim.

Örneğin:

Yol arkadaşlığı ne demek?

Arkadaşlar birbirinden ne beklemeli!

Asgari yükümlülüğümüz neleri kapsar?

Bu neden önemlidir?

Veya benzeri konularda bir kaç şey söylemek isterim.

Özelikle bu tespitlerim genç avcı kardeşlerim için "hayati derecede önemlidir" diye düşünmekteyim...

(...)

Hemen hemen yapılan tüm yolculuklarda ya bir rehber olmalı ya da, gezi az sayıda örneğin 3-5 kişiden oluşuyorsa mutlaka o gezide son sözü söyleyecek bir başkan!

Yolculuk denizde ise kaptan veya reisten bahsediyorum.

Bilgili, sevecen, saygılı,

Sorumluluk duygusu pekişmiş, mütevazı, empati yeteneği yüksek,

ve son sözünü :

Aklın ışığında verebilecek kadar beceri sahibi, kararlı, bir kişiden söz ediyorum.

Aksi halde: her kafadan bir ses çıkarsa amaç hasıl olmadığı gibi, gezi bir anda eziyete dönüşebilir.

Dolayısıyla öncelikli iş: bir topluluğu oluştururken ortak paydanın ne olduğu doğru tespit edilmelidir.

Ava gidiliyorsa bu paydanın ağırlığı avlanma eylemidir. Arabada avcılar vardır.

Ana tema fotoğraf çekmek ise topluluğun ortak amacı fotoğraf çekmektir. Araçtakiler fotoğrafçıdır.

Örnekleri sizlerde çoğaltabilirsiniz.

Kozmopolit yapıda bir toplulukla yola çıkanlar, olası sorunlara baştan hazırlıklı olmalıdır.

Özde lider çözüm üretendir. Örneklemek isterim.

Varılan hedefte konu avcılık olsa da farklı bir sebepten ötürü gidilen avlakta o gün için av hayvanı bulunamayabilir..

Veya...

Amaç fotoğraf çekmek olduğunda o an için hava şartlarının değişmesinden ötürü ışık yetersizdir veya aşırı bir yağış başlamış olabilir.

Lider öncelikle gruba -benzeri alternatif seçenekler sunabilmeli- çözüm yolları tıkanma noktasına gelindiğinde ise yaşanan  sükûtu hayali eğlenceli bir hale dönüştürebilmelidir.

Unutulmamalıdır ki uğraşı ne olursa olsun nihai amaç felekten bir veya bir kaç gün çalmaktır.

Beklentilerin karşılıksız kalması tansiyonu yükseltmiştir. Sinir katsayısı doruktadır. Ortamı yumuşatmak liderden beklenir.

Problem sadece beklentilerin karşılanması ile sınırlı değildir. Uymamız gereken çok sayıda zorunluluk vardır.

Örneğin:

Sofraya oturulduğunda bir kişi ekmeği eli ile bir diğerine servis yaptığında o gezi diğer katılımcı için anında ıstıraba dönüşebilir.

-!..

Toplu yemeklerde hijyen kurallarına riayet etmek birlikteliğin olmazsa olmazlardandır.

Yemek işi ile uğraşan kişi ellerini yıkarken tabir caizse "göstere göstere yıkamalı" kafalarda soru işareti bırakmamalıdır.

Ulaşım sırasında zaman kavramının ne denli önemli bir olgu olduğunu asla unutmamak, yani grubu bekletmemek,

Bir keyfi paylaşırken bencillikten uzak durmak, hatta önceliği gruba yeni katılanlara, gençlere vermek,

Yaşlılara saygı, yaşça küçüklere sevgi, herkese karşı hoşgörülü davranmak,

Olası sorunları çözümünde gönüllü olmak ve benzeri pek çok ayrıntı o geziyi çok daha anlamlı kılar.

Farkında olmadan bir süre sonra grubun ortak değerleri oluşur.

İnsanlar birbirlerini hafta içinde de aramaya başlarlar.

Görüldüğü üzere "gezi" hafife alınacak bir konu değildir.

Kısmen kaleme almaya çalıştığım konuların söylemesi ne kadar kolay olsa da, hayat geçirmek o denli zordur.

Dikkat!

Olağanüstü hallerden hiç bahsetmedim!

Dilerim ki asla yaşamazsınız.

Bir zamanlar yaşadığım bir olayı yeri gelince sizlerle paylaşacağım. O zaman beni daha kolay anlayacaksınız.

Özde yol arkadaşı çok ama çok önemlidir.

Herkesle yola gidilmez.

(...)

Genç avcı kardeşlerim: Avlanma eylemi -basite indirgendiğinde- kolay ve sıradan bir iştir.

Özellikle de içinde yaşadığımız zaman diliminde!

Teknolojinin insan oğluna bahşettiği onca kolaylığı, yaşamını milyonlarca yıl evvelki gibi sürdürmeye çalışan yabanhayvanlarına karşı kullanan avcının:

Öğünecek,

Böbürlenecek,

Etrafına afra tafra yapacak bir hakkının olmadığını düşünüyorum.

(...)

Fil vurmuş!

-!..

Ver bakalım elindeki ölüm makinasını!

Al eline mızrağı. Şimdi git fili öldür.

Bu yeterli değil!

Avlanma sonunda "Yaşamımı sürdürebilmek için fili öldürdüm ve ailecek yedik" derseniz sizi anlayabilirim.

Bir diğer seçenek:

Avcının doğada üstlenmesi gereken "regülatör" görevi için bunu yaptım derseniz!

Şişim şişim şişmeniz değil, sessiz kalmanız yeğlenir...

Av adabı bunu gerektirir.

(...)

Avlanma eylemini özlem dolu "bir ritüel haline getirmek",

Onu çok daha anlamlı kılmak ise: "tetik sesinden öncesi ve sonrası" ile ilgilidir...

Çok boyutlu insani ilişkileri kapsar.

Örf, adap, gelenek ve görenekleri öğreten bir okul yoktur.

Dolayısıyla "aile" "ocak" çok ama çok önemlidir.

Yaşam boyunca ailenizde öğrendiklerinize ancak "doğru insanlarla" "doğru toplulukların içinde bulunma" ile katkı yapabilirisiniz..

"Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim" sözü çok manidardır.

Dilerim ki meramımı anlatabilmiş olayım.

Saat / 07:38

Çamlıdere'den ayrılalı yaklaşık olarak bir buçuk saat geçmiş. Çerkeş'e yaklaştık.

Güneşli bir hava var. Zaman ise fotoğraf için son derece uygun.

Akhasan Barajı

Baraj gölünü görünce "Böylesine bir ortamda balık tutmak büyük bir keyif olsa gerek" diye düşünüyorum.

Tek başına balık avı yapan bir beyefendinin yanına yaklaşarak:

- Rasgele... Balık var mı?

- Var ama çok nazlı...

- Yanılmıyorsam kefal avlıyorsunuz ama şamandıra kullanmışsınız. Neden kaşık kullanmıyorsunuz o daha zevkli değil mi?

- Buranın balığı bir başka. Ezber bozuyor.

- !..

Güzel bir tanımlama... Avcılardan bu ve benzeri ifadeleri duymak isterim.

Bir an için "neden oltalarım yanımda değil" diye hayıflanmadım dersem yalan olur.

Bu düşünce çok kısa sürede yerini karşıt düşüncelere bıraktı.

Yanlış anlaşılmasın. Olta ile av sezonunda balık yakalamanın hiç bir sakıncası yok.

Sorun bende!

Yakalarsam da mutlaka bırakırım. En iyisi bulaşmamak.

50 sene sonra geldiğim nokta bu!

Evirildiğimin farkındayım. Devrilmeye doğru gidiyoruz. Hayırlısı...

Akhasan Barajı

Ömer Kıraç

Öğrendiğime göre baraj yeni yeni su tutuyor. Ama gelin görün ki gölde ağ ile avcılık yapılıyormuş.

Ne diyeyim!

Desek ne oluyor ki? Allah ıslah etsin.

Çerkeş, Atkaracalar üzerinden Kastamonu'ya vasıl olduk. Hiç vakit kaybetmeden Daday'a doğru yöneldik.

Saat 10:00 gibi Daday'dayız.. Yemek için çok erken. Vakti ekonomik kullanmak için çevreyi keşfetmek üzere yeniden yola çıkmaktan başka bir seçeneğimiz yok.

Bu bağlamda özellikle baraj levhaları bizi yönlendirdi diyebilirim.

Levhadaki kocaman kurşun deliği dikkatinizi çekmiştir.

(Çalınma ve kurşunlanmanın geçen yıl Karayolları Genel Müdürlüğü'ne maliyeti 8 milyon lira)

Bu levhalara harcanan paralarla onlarca okul yaptırılabilir.

Ben başbakanın yerinde olsam harcanan paranın tutarını av ruhsatlarının sayısına bölerim!

Olmadı ruhsatlı silah sayısına!

Az bulduysanız avcılık kurslarını da bu sayıya ilave edin.

Avcılık kurslarını sulandıranları da unutmayın!

-!

Ayıptır yahu... Nereye baksanız delik bir levha. Yazıktır günahtır...

Germeçtepe Barajı

Baraj gölünde görmüş olduğum bu sahneyi sizlerle paylaşmak istedim. Ne güzel değil mi?

Eşlerin birlikte sergilediği bu aktivite dışarıdan bakıldığında bile insana huzur veriyor.

Kastamonu ve çevresinde çiçek üreticiliği yapılıyor. Ön plandaki yeşil örtü biber! Allah biliyor önce bir tane koparıp yedim daha sonra da içime sinmedi Ömer Bey için bir tane daha kopardım. Demek ki biber denilen nesne buymuş!

Anlatılamaz yemek lazım.

Yemek vakti geldi Daday'a dönüyoruz. Yol boyunca her iki tarafta elma bahçeleri var.

Fotoğraf çekmek için duruyorum. Daha sonrada hasat yapan köylülerle konuşuyoruz.

- Selamünaleyküm. . Bereketli olsun.

- Aleykümselam. Hoş geldiniz.

Arabanın arkası yük için uygun. Burada 3-5 kg satmazlar 100 kg. alsam acaba uygun olur mu?

İçimden bunları düşünürken dayanamayıp soruyorum.

- Elma satın alabilir miyiz?

- Satmıyoruz. Torban varsa doldur.

- Ben bir torbadan bahsetmiyorum. Şurada duran kasalarla almak istiyorum.

- Kasa ile olmaz onlar bize lazım.

- 100 kg alacağım!

- İstersen 200 kg al ama kasayı veremeyiz.

- Kilosu kaça?

- Para almayız, ister 100 kg ister 200 kg al, ama para alamam.

- Neden?

- Bak şimdi eğer Allah bunu bana nasip etmeseydi ben de bunu elde edemezdim.

Şimdi hasat zamanı senin de göz hakkın var. Git torba bul sandık bul gel istediğin kadar al. Ben para alamam.

-!..

Ömer Bey de şaşkın ben de.

Utana sıkıla arabadan bir iki torba bulup yeniden bahçeye giriyoruz. Çoğu zaman ağaçtan toplarken bazen de yerde toplanmış olanlardan gözümüze kestirdiğimizi torbaya koyuyoruz.

Demiyorlar ki "onlardan değil ağaçtan toplayın"

Ömer Bey de durumdan memnun görünüyor.

Hatta iki eli elmada bir kulağı telefonda Ankara'dan sipariş aldığını zannediyorum.:-)

Bir ara bir ikaz geliyor.

- Mehmet Bey o ağaçtan almayın. Onun tadı biraz acı olur. Teee şurada görüyor musun tek bir ağaç var...

- Gördüm.

- Heh işte o. Onunki tatlı olur.

Şimdi yazarken bile gözlerim yaşarıyor.

Yine aradığımı yani, insanı buldum.

Bu duygu yaşama umutlarımı arttırıyor. Yalnız olmadığımı hissediyorum.

Sizlere iletmek sureti ile de olası bir "karamsarlık" duygusunu yenme gayreti içindeyim.

İnşallah yanılmıyorumdur.

-!..

Mehmet Aslan / Daday / Kızılörencik Köyü / Afırözü Mahallesi

Bu arada bahçe sahibinin oğlu yanımıza geliyor. Birlikte sohbet ediyoruz. Ben kendilerinden ev adresini istiyorum. Köyün çok yakın olduğunu söylüyorlar. Biz köye davet ettikten sonra "yemek yiyelim" diyorlar.

Onlara vaktimizin sınırlı olduğunu söyleyerek teşekkür ediyoruz. Daha sonra da adlarını ve adreslerini alıyorum.

"Neden?" diye soruduklarında ben de "İzin verirseniz sizlere küçük bir hediye yollamak istiyorum" diyerek sözlerimi sonlandırıyorum. Gülüyorlar. Vedalaşıyoruz.

Azdavay'ın merkezi sayılabilecek küçük bir meydanda Alişler Lokantası var. Görüntüsü canlı içi hareketli.

Masamıza gelen garsona yörenin meşhur etli ekmeğinden sipariş verip beklemeye başlıyoruz.

Bu arada öğleden sonrası için plan yapıyoruz.

Alişler

Dövme etle etli ekmek

  

                                    İsmail Usta                                                                                Mustafa Usta

Alişler pide fırını

Takriben 15 dakika sonra siparişlerimiz masaya geliyor.

Etli ekmekleri masamıza servis yapan garsona aniden:

- Biz öğleden sonra ne yapacağız? diye soruyorum.

Garson bu anlamsız soru karşısında önce bocalıyor. Daha sonra hızla akıl yürüterek gülümsüyor.

- Durun size Daday broşürü getireyim dedikten sonra bir süreliğine ortadan kayboluyor.

10 dakika sonra elindeki broşürleri masaya bıraktıktan sonra:

- Karşı masada İlçe Özel İdare Müdürü yemek yiyiyor. Onunla konuşun çevreyi o daha iyi bilir" diyor

Hemen masaya yanaşıp kendimi tanıttıktan sonra da ricamı bir kere de bu beyefendiye duyuruyorum.

Müdür Bey yemekten sonra daireye gelmemizi öneriyor.

Teşekkür edip ayrılıyorum.

Etli ekmekler beni bekliyor.

Yaklaşık bir saat sonra İlçe Özel İdaresi'ndeyiz.

Ömer Kıraç - Bahattin Tiftik

Bahattin Bey bize içten bir yakınlık gösteriyor. Harita üzerinden bilgi verirken ona bir soru yöneltiyorum.

- Daday kelimesinin anlamı ne?

Bahattin Bey harita üzerinden yaptığı açıklamalara bir anda son veriyor. Bir süre gülümsedikten sonra:

- Çok zor bir soru sordunuz Mehmet Bey dedikten sonra, Daday'ı değil Azdavay'ı anlatmaya başlıyor.

Azdavay ismi rivayete göre "Türkler azdı vay" cümlesinde yola çıkarak günümüze Azdavay olarak gelmiş.

İyi de sorumuz "Daday" kelimesinin ne anlama geldiği ile ilgiliydi.

Bahattin Bey çalışan görevli hanıma emir vererek bize bir kitap hediye ediyor.

Konuyu kapatıyoruz.

Ankara'ya geldikten sonra kitabı okuyorum.

Bahse konu kitabın 32. sayfasında:

"Daday adının Türk - İslam çağından önce Dadybra olduğunu M.S 6'ıncı yüzyılda yaşayan Herakles'in -synekdemos - adlı eserinden öğreniyoruz. Dadybra kelimesinin "orman yetişmesine elverişli toprak" anlamına geldiğini de söylemektedir." denilmektedir.

Ben zor bir soru yöneltmediğimi düşünüyorum.

Bana göre:

Eksik olan merak,

Zor olan da okumak.

İnsanımızın zafiyeti bu iki temel eksiklikten kaynaklanıyor diye düşünmekteyim.

(...)

İlçede ziyaretçileri yönlendirebilecek ne bir levha var ne de idari bir yapı.

Turistik amaçla gelen biri yöreyi bilmiyorsa ne yapacak?

Niye deli dana gibi koşuştursun ki?

Kırkpınar Yaylası / Kastamonu / 20 Haziran 2009

Halbuki farklı seçenekler içeren bir gezi haritası yapılsa, rotalar belirtilse ve uygun yerlere dağıtılsa!

Fena mı olur?

Ne dersiniz?

Bahattin Bey bize çay ikramında bulunuyor. İlçede kalınabilecek bir otel olup olmadığını sorduğumda ise "Beş yıldızlısı var" şeklinde bir cevap alıyorum.

Önce şaka yapıyor zannettiğimde Bahattin Bey'in yüzündeki ciddiyeti görünce otelin adresini alıp kendisine bize gösterdiği hüsnü kabulden dolayı teşekkür ediyoruz..

Yanından ayrılırken bize GSM numarasını vererek: "sıkıştığınız yerde beni arayabilirsiniz" diyor.

Kendisine bu inceliğinden dolayı bir kere daha teşekkür etmek isterim.

Edindiğimiz yeni bilgiler çerçevesi dahilinde yola çıkıyoruz.

Görmemiz gereken yerlerden biri Hazım Kılıç Gölet'i.

Hazım Kılıç Gölet'i.

Baraj göletinde bir kaç fotoğraf çekip oyalanmadan geri dönüyoruz.

Çok yer görme arzusu ve bu yerlerin fotoğraflarını sizlere aktarma düşüncesi: olası gezilerde okuyuculara bir kolaylık sağlamak fikrinden kaynaklanıyor. Fotoğraflara bakarak gider veya gitmezsiniz.. Hoş olmaz mı?

Programda Taşçılar Gölet'i var.

Taşçılar Gölet

Daday'a yakın çevrede başka görülecek ( bana göre) yer yok. Yanılmış olabilirim.

Saat / 15:03 Yaklaşık olarak 9 saattir yoldayız.

Bu gece kalabileceğimiz yer hususunda herhangi bir fikrimiz yok. Bahattin Bey'in bahsettiği oteli görmemiz lazım.

Olmadı başka bir yere gideceğiz. Akşam olmadan başımızın çaresine bakmalıyız.

Bu düşüncelerle İksir Otel'e doğru yol alıyoruz.

İksir Otel Kastamonu'ya 30 km. bir mesafede.

Kastamonu'dan geliyorsanız Daday'a 5 km. kala sola döneceksiniz..

İksir Otel

İksir oteli sizlere tanıtmak için Ömer Bey ve ben muhtelif fotoğraflar çekmiştik..

Kapalı yüzme havuzu / Fotoğraf - Ömer Kıraç

Yemek salonu

Şimdi sizlere iki link önereceğim. Merakınızı fazlası ile giderebilir.

Bkz:: Sanal Tur

Bkz: İksir Otel

Otel için tek kelime ile "mükemmel" diyebilirim.

Bu siteyi takip edenler bu tür bir tanımlama hususunda cimri olduğumu bilirler.

Ama bu tesis her yönü ile övgüyü hak ediyor. Lezzetli yemekleri, yöresel tatları içeren çeşitliliği ve özellikle de gelincik şurubu bence mükemmel.

Tereddüt etmeden ilk geceyi otelde geçiriyoruz. Koşuşturma ile geçen bir günün ardından yapılan sıcak bir banyo, lezzetli bir yemek ve iyi bir uyku sizi ikinci güne hazırlar.

Aksi halde gezi -yazımın başında ifade ettiğim gibi- kısa sürede eziyete dönüşür.

Ertesi sabah iyi bir kahvaltıdan sonra Azdavay'a doğru yola çıkıyoruz. Direksiyonda Ömer Bey var.

Bu benim için büyük bir kolaylık veya rahatlık da diyebilirim.

Uzun yolda iki sürücü sanki işin olmazsa olmazı gibi...

Azdavay'a yaklaşırken bölgenin sisle kaplı olduğunu görüyoruz.

Yol boyunca ağaçların arasında yetişen ateş dikenleri dikkat çekecek kadar yaygın.

Biz bu çiçeği genellikle yılbaşında görürüz. Yanılmıyorsam bir başka bitkinin gövdesine iple bağlı olarak satılıyor.

Ateş dikeni (Pyracantha coccinea Roemer)
Bilgi Uzman Biyolog Mehtap Öztekin'den elde edilmiştir .

Var olan görsel zenginlik büyükşehirde yaşamaktan ötürü kirlenen ruhumuzu filtreliyor.

Elimize geçen her fırsatta durup fotoğraf çekiyoruz. Bu suretle yol bizi yormuyor.

Azdavay'da hiç durmadan Pınarbaşı istikametine doğru yolumuza devam ederek ilçeye doğru yaklaşıyoruz.

Pınarbaşı sis içinde.

Pınarbaşı

!..

06 Ekim 2012 / Saat: 10.05.32

Pınarbaşı'nda çok ünlü bir milli park var. Küre Dağları Milli Parkı.

Bunu bilmeyen yok.

Milli Parkı insanlar ne zaman ziyaret eder?

Çoğunlukla tatil günleri.

06 Ekim 2012 tarihi hangi güne denk geliyor?

Cumartesi.

Peki ziyaretçi merkezinde neden görevli bir tek kişi yok?

Tatil ya...

-!..

İnternet üzerinden edindiğim bilgiler çerçevesinde Milli Parklar bu sene ödüllendirildi!

- Ödül ne için verilmiş?

- Koruma üretme çalışmaları için.

- Tamam da... Anlayamadığım bir konu var.

Aşağıdaki fotoğrafta insanların balık avladığını görüyorsunuz.

Burası Kırşehir Seyfe Gölü'nün hemen yanı başında bir sulak alan.

Önce fotoğrafın altındaki haberi okuyalım.

Seyfe Gölü'nün eşsiz güzelliği

Seyfe Gölü Kuş Cenneti'nde eşsiz tabiat güzelliği eşliğinde olta balıkçılığı yapılıyor.

Tarih: 12.11.2012

Gelin görün ki bu göl Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiş.

Tabiatı koruma alanı ne demek?

Tarifi aşağıdaki gibi:

"Tabii ve tabiat olaylarının meydana getirdiği özelliklere ve bilimsel değerlere sahip milli park esasları dahilinde korunan tabiat parçalarıdır."

Bu durumda:

- Milli parklarda avlanabilir misiniz?

- Hayır.

Tabiatı Koruma Alanı ile ilgili tanımdan çıkan sonuca göre bu sahada da avlanamazsınız.

Çünkü var olan tanımda "milli park esasları dahilinde korunan tabiat parçaları" denilmekte.

Konuya daha fazla açıklık getirmek için araştırma yapmak istiyorum.

Önce Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nde konu ile doğrudan ilgili olan Erol Kuru adlı Beyefendi ile telefonla görüştüm.

Önce kendimi tanıttım daha sonra da "Tabiatı Koruma Alanları'nda balık avı yapılabilir mi?" diye sordum.

O da "Hayır avlanamaz" diye cevap verdikten sonra daha detaylı bilgi için "Bilgi edinme hakkı" çerçevesi kapsamında kuruma müracaat etmemi önerdi.

Ben de cevap verme süresinin bir ay olmasına rağmen bu zamanı aşan sürelerde cevap alınabildiğini söyledim.

Benzeri o kadar çok olay var ki! Bkz:

Yazışmalar değil işin nasıl yürütüldüğü önemli!

Karşılıklı konuşma sonunda en doğru bilgiyi Kırşehir İl Şb. Müdürü Mustafa Arslan'dan alabileceğimi söylemesi üzerine ben de Mustafa Arslan Bey'i vakit geçirmeden telefonla aradım ve arayış sebebimi teferruatlı bir şekilde kendisine anlattım.

Mustafa Bey Seyfe Gölünde balık olmadığını, ancak bitişiğindeki küçük bir gölde balık bulunduğunu söyledikten sonra:

"Probleme bakış açınıza göre farklı sonuçlar doğar. Göl yerleşim yerine çok yakın. Koruma alanı diye köyü mü kaldıracağız? Bu gölde büyük balıklar var onların avlanması gerekir" şeklindeki şahsi görüşünü seslendirdi.

Büyüklük göreceli bir kavramdır. Doğru mu? Doğru.

Avlanma kararı alınması ancak bilimsel bir araştırma sonucunda hayat geçirilimesi gereken bir haldir. Doğru mu? Doğru.

Yanlış anlaşılmasın yukarıda yapılan tespitler bu konuda uzman olan insanların görüşü.

Gerçek bu ise yaşananlara ne diyeceğiz!

(...)

Mustafa Arslan Bey'le pek çok konu üzerinde karşılıklı fikir alış verişinde bulunduk.

İçinde çok önemli satırbaşları var. Özellikle avcılık sınavları ile ilgili... Yeri geldiğinde yazacağım.

Araştırmama devam ettim.

Kurumda görev yapan çok sayıda orman mühendisi arkadaşım var.

Bilgisine güvendiğim bir mühendis arkadaşım ise çok daha farklı bir yaklaşımda bulundu. O kadar çok şey söyledi ki... Ricam üzerine bana telefonda söylediklerini bir kere de elektronik posta ile yazılı olarak gönderdi.

Yazı aşağıdaki gibidir.

Tabiatı Koruma Alanları sahip olduğu kaynak değerleri ve ekolojik özellikleri nedeniyle ayrılarak bu statüyü alırlar.

Bahse konu balık avı yapılan saha her ne kadar bu alanın dışında, bitişiğinde dahi olsa Seyfe Gölü Tabiat Koruma Alanı Ramsar Sözleşmesi'yle de korunan bir alan olup, sulak alanların korunması yönetmeliğine göre tarifi yapılan Ekolojik Etkilenme Bölgesi, Hassas Koruma Bölgesi ve Tampon Bölge sınırlarına göre Ekolojik Etkilenme Bölgesi içerisinde kalmaktadır.

Yani Tabiatı Koruma Alanı çevresindeki 2 km lik alanda da bu alanın ekolojik etkileri vardır.

Aynı fauna ve florayı barındırmaktadır.

Bu alan içerisinde her türlü avcılık faaliyeti, biyolojik çeşitliliği bozabilecek her türlü faaliyet yasaktır.

Bu alanlar her ne kadar yerleşim merkezlerine yakın olursa olsun, planlaması ve bölgedeki faaliyetler:

Bakanlıkça yapılan Uzun Devreli Gelişme Planlarında belirtilen hükümlere göre yapılır.

Yani göl kenarına köy yerleşimi diye gelip herhangi birisi ev dahi inşaa edemez.

-!..

Nasıl beğendiniz mi?

Koruma ödlünü hak ediyorlar değil mi?

Yabanhayatını koruma hususunda görevli olanların nasıl bir tutum sergilediği ortada.

Zannetmeyin ki yaşanan sıkıntılar bununla sınırlı.

Gezi sırasında karşılaştığım benzeri problemleri gördükçe sizler de bana hak vereceksiniz.

Boşuna ödüllendirilmediler ki!

Pınarbaşı'nda bulunan şelaleye yanılmıyorsam bu ikinci gelişim oluyor.

Mantarların adını neden yazmadığımı biliyorsunuz.

Yine ortalıkta görülen bir tek görevli yok.

Burada fotoğraf çekmek isteyenler öğleden sonra gelmeli. Özellikle de şelaleyi çekecekeniz....

Yakın çevrede iİnsanı heyecanlandıran önemli bir kare yakalamak ise zor diyebilirim.

İstikamet Valla Kanyonu.

06 Ekim 2012 / Saat: 11.46

Cumartesi günü tatil olduğu için görevli yok!

Ne kanyona girerken ne de çıkarken hiç kimseyi göremedik.

Muratbaşı Köyü ve Valla Kanyonu

Köye gidene kadar içgüdülerimizle köye varınca da köy sakinlerinin tarifi ile mahalle aralarında gezindik.

Levha mevha hak getire.

Daralınca bir evin önünde durdum. Bir süre sonra pencerede birini görerek el ile dışarı çıkmasını rica ettim.

Hikmet Sansar Beyle bu suretle tanıştık. Hemen kendisine bir soru yönelttim.

- Kanyona kaç dakikalık bir yürüyüş yolu var.

- Arabadan in.

- !..

- Önce arabadan in sonra söyleyeceğim.

Hikmet Sansar Bey yüzüme bakar bakmaz var olan yorgunluğu tespit etti.

3 saat dese yola devam edip kaçacağız.

Al takke ver külah inmek zorunda kaldık. Hoşbeşten sonra beni takip edin dedi. Arabayı yola bırakarak onu takibe başladık.

Bir noktadan sonra yolu eli ile tarif etti. Vedalaştık ve yola düştük.

Kendisine teşekkür etmek isterim. iyi ki bizi zorla da olsa arabadan indirip bu güzellikleri görmemizi sağladığı için.

Parkurun başına inişe göre sağ tarafta bir çeşme var. Su alabileceğiniz en son nokta bu.

Yol kısa süre sonra ağaçların içinden devam edip gidiyor.

Bir saate yakın bir zaman alan yolun bir kenarında ağaç parmaklıklar var, yer yer de oturacak sıralar.

Yol serin ve hoş, güneş ise hemen hemen hiç görülmüyor diyebilirim.

Yolu sonuna kadar devam ederseniz ırmak kıyısına inersiniz. Amatörseniz bunu sakın denemeyin derim.

Yol inişe geçmeden önce sağa çalılıkların arasına girerek seyir terasına ulaşabilirsiniz.

Bu kareyi dönerken çektim, giriş yeri burası. Bulması biraz zor.

Levha mevha aramayın. Hak getire.

Ödüllü idare bu.

Yanlış hatırlamıyorsam 71 basamak çıkacaksınız.

15 yıllık profesyonel dağcı 35 yaşındaki Anıl Bakar'ın anısına...

Seyir terasında gördüğüm manzara beni çok duygulandırdı.

Onu tanımıyorum ama bu neyi değiştirir ki! Genç yaşta ölen her kim olursa olsun ben hüzünlenirim.

Neden? Neden? Neden?

Ona Allahtan rahmet dilemekten başka elimizden bir şey gelmiyor.

(...)

Valla Kanyonu, Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın birleştiği bölgeden başlayarak, Cide İlçesi yönünde 12 kilometre devam ediyor.

Bir süre etrafı seyrediyoruz Yüksekliğin en az 150 m. civarında olduğunu düşünüyorum.

Vakit kaybetmeden dönüşe geçtik. Yol boyunca mantar fotoğrafları çeke çeke.

Aşağıda son çektiğim kare ise kanyonun bana sunduğu en büyük mükafat oldu.

Peygamberdevesi / Mantis religiosa

Dişi böcek çiftleşme sırasında, genelde erkek böceği yer ama erkek böcek kafası ve ayakları yense bile dişiyle çiftleşme yeteneğini kaybetmezler Bkz:

Evlerden uzak:-)

Eflani üzerinden önce Safranbolu'ya orada bir süre dinlendikten sonra akşam olmadan da Çamlıdere'ye dönüyoruz.

Gelecek yazımda sizlerle Yedigöller'e gideceğiz.

Sonbaharın bizlere sunduğu şöleni fotoğraflarla size aksettirmeye çalışacağım.

Zamanın sessiz tanığı olan fotoğraf, -iddiaların tam aksine- Milli Parklar'ın korunmadığını belgeleyecek.

Sessizlerin çığlığına şahit olacaksınız!..

 

Rüzgar sesi, ağaç dalları ve yaprakları arasında insanlaşır.

                                                               Ahmet Hamdi Tanpınar

     

         30 Kasım 2012 / Ankara

Bu yazı 4795 kez okundu...