Bursa Doğa - Av Fuarı
2. Bölüm


Kaz / anser anser - Orman Çulluk'u / Scolopacidae

07 Haziran 2012 / Perşembe

Gemlik'ten ayrılıp Çekirge'de bulunan Ada Palas Oteli'ne yerleşiyoruz..

1968 yılından bu yana Bursa'ya her gelişimde Çekirge'de bulunan otellerde kaldım.

Çekirge'de imar açısından bir kısıtlama olacak ki benim yakinen bildiğim son 44 seneden beri hemen hemen hiç bir şey değişmedi.

İyi de oluyor.

Yenilemeyi mekanların içine uygularken, dış cephedeki tarihi dokuyu muhafaza etmek bana göre doğru bir yaklaşım.

Bu çok ciddi bir uzmanlık alanı.

Estetik açıdan Paris ile New York'u mukayese edebilir misiniz?

Neden Paris'i yıkıp yenisini yapmıyorlar?

-!..

Fuar öğlen saatlerinde açılacakmış. Ben öğleden sonra gideceğim. Açılışlarda yapılan uzun söylemler beni bayıltıyor...

(...)

Fuar alanına girer girmez Bora Bıçakları'nın teşhir edildiği bölüme gidiyorum.

Hazırlıklar tamam, ziyaretçiler bekleniyor.

07 Haziran 2012 / 14:25

1985 yılında bu sektöre girdim. 27 seneden bu yana da içindeyim.

Bu süre içinde:

1985-2002 yılları arasında avcılıkla ilgili düşüncelerimi Orman Bakanlığı ile birliktelik sergileyerek sektöre faydalı olmaya 17 yıl,

2002- 2012 yılları arasında -ki halen devam etmekteyim- düşüncelerimi bu sitede yazıya dökmek sureti ile 10 yıl,

1969 senesinde başladığım avcılık serüvenimi için 16 yıl daha eklerseniz toplam 43 yıldır avcılarla iç içe olduğumu görebilirsiniz..

Bu süre zarfında pek çok dost edindim. Muhakkak ki hiç bir beklenti içinde olmadan yardım ettiğim düşmanlarım da vardır.

Yaşamın içinde bu çelişkilerin olması artık beni şaşırtmıyor.

Beklentiden uzaklaşabildiğiniz ölçüde güçleniyor ve bir nevi dokunulmazlık kazanıyorsunuz. Deneyin.

Yine yeri geldi bir konuya açıklık getireyim. Ben geçen bu süreyi "marifet yaptım" diye açıklamıyorum.

Ne zaman başladı, nasıl sürdü ve halen hangi alanda çalışmalarımı sürdürdüğüm açıklık kazansın diye yazdım.

"Bilmeyenler için" dedikten sonra bir açıklama daha yapalım.

50 yaşına gelmiş bir avcıya "Kaç senedir avcısın?" diye sorduğunuzda: "40 senedir bu dağlarda gezerim" diye cevap alabilirsiniz..

"Nasıl oluyor?" demek sureti ile inceden bir sorgulama yaparsanız, "dedemin yanında, babamın yanında ben de ava giderdim" şeklindeki bir öyküyle karşılaşmanız kaçınılmaz olur.

Başka türlü bir açıklama nasıl olsun ki!

Bu yanlış bir tanımlamadır.

Var olan yasa avcılık belgesi alabilmek için asgari yaş sınırını 18 olarak belirlemiş.

Bu yaşı ikmal etmeden silah taşıyamazsınız, dolayısıyla av da yapamazsınız.

Doğru olan odur ki siz ne zaman kendi adınıza avlanma ruhsatı aldıysanız, ava başladığınız tarih de o olur.

Yoksa babanızın ilk ava gittiği tarih sizin için de bir başlangıç sayılabilir. Sallamanın bir sınırı yok ki.

-!..

Aslında kaç yıllık avcı olduğunuz değil, kaç yıldır kurallara bağlı olarak av yaptığınız önemli.

Aslında avcı olup olmadığınız değil, adam olup olmadığınız önemli...

Gerisi kuru gürültü.

Sorarlar adama "elli senedir av yaptın da ne oldu?" diye...

(...)

Oğlum ısrarla "Baba bu sene mutlaka sizi fuarda görmek istiyoruz. Sizi soran pek çok dostunuz var" deyince ....

Bana da söyleyecek pek bir söz kalmadı.

Şimdi "Neden bu fuardayım?" sorusu yeterince açıklık kazandı sanırım.

Fuar alanı tüm ihtiyaçlara cevap verecek şekilde hazırlanmış.

İçinde 4750’şer m2’lik 4,

4.500’şer m2’lik 2 fuar salonu olmak üzere toplam 6 fuar salonu,

Toplam 6000 m2’lik 2 fuaye,

3000 m2’lik servis ve hizmet binası

ve

1500 m2’lik toplantı ve kongre binası, konaklama ihtiyacını karşılayabilecek oteli bulunan bir fuar alanından bahsediyorum.

(Bu rakamlar ilgili kurumun internet sitesinden alınmıştır)

Dolayısıyla organizasyon son derece başarılı diyebilirim. Gerçekleştirenlerin ellerine sağlık.

1990 senesinde Nürnberg Av Fuarı'na üretici sıfatı ile katılmıştım.

O yıllarda organizasyon bağlamında ağzımızın suyunu akıtan hemen hemen her düzenleme bu fuarda var.

22 sene sonra gelinen nokta bu.

Bu düşüncelerle alanı gezerken dostlarla karşılaşınca ayaklarım yeniden yere basıyor.

Ümran Bora - Özgür Bal - M.E.Bora
07 Haziran 2012 / 15:42

Özgür Bal kardeşimle ilk defa 1991 veya 1992 yılında tanışmıştım.

Ressamlığı mesleki kariyerinin bir gereği olarak sürdüren Bal ile o zaman yaptığım sohbeti bugün gibi hatırlıyorum.

Ona "yabanhayvanlarının anatomisini bilmeyen birinin bu alanda eser üretme şansı yoktur" demiştim.

Daha çok şey konuştuk.

Yıllar sonra tekrar karşılaştığımda onu sergisinin başında görünce çok sevindim diyebilirim.

Fotoğrafta görülen "tek kurt" resmi şimdi benim odamda asılı. Bir başkası daha var.

Fuardan sonra 26 Haziran 2012 tarihinde Özgür Bal'ı Mengen'de ziyaret ettim.

Yaşadıklarımı bir başka yazımda anlatacağım. İlginizi çekecek diye düşünüyorum.

Fuarda resimleri sergilenen bir diğer ressam Fuat Çağatay.

Yaban Keçisi / Capra aegagrus aegagrus

Ressam Fuat Çağatay'ın bir eseri

Ne kadar acıdır ki en az 500.000 avcının -ki bu sayının % 80'inden fazlası kaçak avcıdır-, bulunduğu bu ülkede -benim bildiğim- yabanhayvanı resmi yapan sadece ve sadece iki ressam var.

Gönül ister ki 100 tane 1000 tane olsun.

Toplumların estetik anlayışı ne derecede üst seviyeye çıkarsa, yaşam da bir o kadar keyif verici olur.

Diyeceksiniz ki yasal olarak avlanan kaç avcının evinde resim var ki!

Doğrudur. Bu bir kültür ve eğitim meselesidir. Süreç ister...

Yakın bir zaman dilimi için söyleyebilirim ki bu kavramların içini doldurmak bizlerden çok uzak gibi görünüyor.

Acıdır ama gerçek budur.

21 yüzyılda avcılıkla ilgili bakış açısı değişmiş olsa da, bu tür rüzgarlar Küçük Asya'da pek esmez.

Yüz yıl önce Elmalı'da av yapan yabancı avcının dediği gibi "Bu ülkede av 24 saat ve 365 gündür."

Yeni teknolojiye anında sahip çıkan hatta onu dejenere etmekten dolayı hiç bir kaygı duymayan başta üreticiler olmak üzere bu ürünü sahiplenen avcılar, eski dönemin kokuşmuş alışkanlıklarına sadakatle (!) bağlıdırlar.

Örneğin:

"Uzatmalı yarı otomatik av tüfekleri"

ve

"Çok vuran iyi avcıdır." kavramı hemen verebileceğimiz iki somut örnektir.

Bir süre dinlendikten sonra yeniden dolaşmaya başlıyorum.

Avda kullanılan araçlar geçmişe göre her konuda olduğu gibi son derece gelişmiş.

Yapılan av türüne göre tasarlanmış araçlar var.

Avcılık şimdilerde daha kolay

Avcılıkta ekipman çok önemli.

Sıralamak gerekir ise ben -sizlere komik gelse bile- bir numaraya ayakkabıyı koyarım.

"Kırk gün taban eti bir gün av eti" sözü boşuna değildir ve gerçeğin ta kendisidir.

Tabii ki o ayakkabıyı gezdirecek fiziki güç işin olmazsa olmazıdır.

Tüfek, fişek diye saymaya başlarsak bu sıralama uzar gider.

Avcının üzerinde taşıması gereken malzemeler başlı başına bir yazı konusudur.

Bu malzemeler içinde küçük bir el fenerinin büyük bir yeri vardır.

Taşıdığınız ışık, size ve sizi takip edenlere yol gösterir!

-!..

Yukarıdaki teşhir noktasında bu feneri buldum.

07 Haziran 2012 / 14:49

605 Lümen / Su altında çalışma / 500 de etkili aydınlatma.

Kullanım kılavuzundaki bilgiler böyle. Fener gece saatlerinde arabanın farından daha çok ışık saçıyor.

Göze tutulduğu takdirde geçici körlük yapabilen bu fener benden tam not aldı.

Yine üstte taşınabilecek çok küçük bir dürbün vardı. Numuneyi satmadıkları için alamadım.

O da olmazsa olmazlar listesine kolaylıkla girebilir. Benden söylemesi.

Bir başka bölümde avcılar, dağcılar veya koruma kontrol görevlerine çıkan muhafaza memurları için büyük bir kolaylık sağlayabilecek hazır yiyecek paketleri gördüm.

Torbaya su koyuyorsunuz, içine de kimyasal içerikli bir paket. Suyun ısısı çok kısa sürede 100 dereceye yükseliyor.

Size sadece özel ambalajındaki yiyecek paketini bu torbaya atıp 5 dakika kadar beklemek kalıyor. Kış şartlarında sıcak yemek böyle hazırlanıyor. Hoş değil mi?

En azından bek avlarına katılan avcılar için muhteşem bir kolaylık.

Hava eksi 20 derece... Önümde sıcak kuru fasulye (şiir gibi olmadı mı?) :-)

07 Haziran 2012 / 19:02

Fuarın birinci günü böyle bitiyor.

08 Haziran 2012 Cuma

Zaman zaman fuar alanını gezerken ara sıra da yorgunluktan bitap düşünce sergileme noktasına dönüyorum.

O sırada bir beyefendi bana yaklaşarak soruyor. "Beni tanıdınız mı?"

Allah var, ben de en ufak bir anımsama emaresi yok.

Bana sorarsanız rezillik işte bu.

Mahcubiyetten elim ayağım dolaşıyor. O sırada ilk ipucu geliyor.

- Özgür. Nazilli!

Şimdi oldu. Geçmiş yıllarda beraber ava da gitmiştik. Ama o zamanlar Özgür kardeşim tığ gibiydi!

(Dikkat "fit" kelimesini kullanmıyorum.)

Tığ tanımlaması Türkçe'de eni boyu düzgün anlamında kullanılır.

TDK'daki karşılığı "Demirci ve tesviyecilerin delikleri büyütmek veya eşit duruma getirmek için kullandıkları takım" diye geçmekte.

Bu kısa açıklamayı "fit" kelimesini kullanmak bu günlerde "entel" görünmenin bir gereği gibi algılanıyor.

Türk ama İngilizce'yi ana dilinden daha iyi biliyor!

Bu durumun tanımlamasını yapacaksanız "garabet" kelimesi yeterlidir.

Özgür Ülküatam / Atış antrenörü .....

08 Haziran 2012 / 13:46

Özgür kardeşimle 30 sene geriye dönük uzunca bir sohbet yapıyoruz.

O zamanlar anlamakta zorlandığım pek çok konu gün ışığına çıkıyor.

(Bazı ilişkilerimi sonlandırdığım için bir kere daha haklılığımın farkındalığına ulaşıyorum.)

Özgür kardeşim, size sağlıklı neşe dolu mutlu günler dilerim.

Umut ederim ki geniş bir zaman diliminde yeniden bir arada oluruz..

Yorgunluktan bittim. Hemen hemen gezmediğim yer kalmadı.

Şimdi müşterilerimizi gözlemlemek istiyorum.

Bu arada yine ilk bakışta tanımakta zorluk çektiğim bir beyefendi yanıma yaklaşarak " Diş hekimi Derya Güler" diyor.

-!..

Benim boş boş baktığımı görünce: "Mahmut Kulein ile sizleri bakana götürmüştüm" şeklinde bir açıklama yapıyor.

13 sene evvelden bahsediyor. Yavaş yavaş da olsa gözümde canlanan sahneler var. O dönem o kadar çok şey yaşadık ki...

Bu yazıyı yazarken bir yandan da arşivimi gözden geçiriyorum.

Öncelikle bu nankör dünyaya (!) bir nebze de olsa Mahmut Kulein'den bahsetmek isterim.

Şu anda belirli bir servetin sahibi olan çok sayıdaki av bayinin -onu tanımasalar bile- Mahmut Kulein'e en azından "bir teşekkür borcu var" diye düşünüyorum.

Merkez Av Komisyonları sırasında hiç aralıksız 13-14 sene Ankara'ya gelerek Orman Bakanlığı'nın bürokratlarına yeni dünyayı özellikle de Almanya'da uygulanan sistemi şiir okur gibi anlatması hala kulaklarımda yankılanıyor.

Bugün bir noktaya gelinmiş ise Mahmut Bey'in gayretleri her türlü takdirin üzerindedir.

Onun boşluğunu doldurabilecek bir kişi henüz ortada yoktur. Olamaz da.

Diğer arkadaşım Mustafa Ersu da benzeri bir mücadeleyi İzmir'de vermiştir.

Kim biliyor? Kimler hatırlıyor?

Hatırlayıp da ne yapıyorlar?

-!..

Mahmut Kulein / Mustafa Ersu

Hatırlayabildiklerim: Soldan sağa

Mustafa Ersu - Ömer Boravalı - Mahmut Kulein - Nami Çağan - Derya Güler - Rahmetli Uçkun Geray - M.E.Bora

İsimlerini hatırlayamadığım 4 kişiden gıyaplarında özür diliyorum. (Öndeki arkadaşım Orman Mühendisleri Odası Başkanıydı) diye düşünüyorum. Sağ baştaki beyefendi, Huğlu'yu temsilen gelmişti! Ama yine de adlarını anımsayamadım.

Dt. Derya Güler

08 Haziran 2012 / 15:36

Derya Güler'in yapmış olduğu bu nazik ziyaret pek çok anımım tetiklenmesine sebep oldu.

Teşekkür ederim Derya Bey, sayenizde bir konuyu daha dile getirme fırsatı doğdu. Mahmut Bey'le Mustafa Bey'i andık.

Hüseyin Pir -............

08 Haziran 2012 / 16:19

Teşhir alanımıza Hüseyin Pir geliyor. Av Tutkusu Dergisi'nin sahibi. Hüseyin Bey'in hafızası benden daha canlı.

15 sene geriye giderek başlıyor anlatmaya: "Bir sabah erkenden size gelmiştim. Yenge bana kahvaltı çıkardı. Bunu hiç unutmuyorum" dedikten sonra muhtelif anılarımızı paylaşıyoruz.

Benim evimin kapısı tüm avcı kardeşlerime 42 senedir açık. O kadar çok misafirimiz oldu ki... Ne kadar gurur duysam azdır.

Eşimin bu zenginlikteki payı benden çoktur. (Yeri geldi teşekkür edeyim bari)

Güneş Yunus / Y. Elektirik Mühendisi / Milli Atıcı

08 Haziran 2012 /17: 44

Güneş Yunus ile ilk tanışmamızdan bu yana 42 sene geçtiğini hesaplayabiliyorum. Sakarya Caddesi üzerinde Aydın Altıntaş'ın Galeri Spor adlı bir av malzemeleri satan dükkanı vardı. Ben yeni bir avcı olarak pek çok şeyi bilmiyordum.

Daha doğrusu hiç bir şey bilmiyordum.

Makine Kimya Kurumu'nun fişekleri dışında plastik fişek sadece PX'ten çıktığı kadar vardı. Pahalı ve az.

Dolayısıyla elle dolu yapardım. Çekiçle tapaya baskı yapardım. Zannederdim ki tapayı ne kadar çok bastırırsam o kadar iyi dolu olurdu.

Evet olurdu, sağ omuzum mosmor olurdu.

Gece uyku sırasında sağ omuzumun üzerine dönünce fırt diye dikilirdim. Ondan sonra uyu da görelim:-(

Bir gün Güneş Yunus'la aynı dükkanda tesadüfen karşılaştık. Aydın Altıntaş,"Bana soracağına Güneş'e sor o bilir" dedi. Derdimi anlattım. Bana bir avuç bilyeye hızla vurmakla yavaş vurma arasındaki farkı sakin sakin örnekleyerek anlattı.

Balistik hakkında ilk dersimi almıştım. Pek çok şeyi iki sene gibi bir zaman dilimi içinde öğrendim.

Daha sonra uzun yıllar görüşme fırsatımız olmadı. Bir süre sonra birlikte Avcı Eğitimi ve Yabana Hayvanı Üretme Vakfı'nı kurduk. Uzunca bir süre birlikte mücadele verdik.

Bu tartışmalardan menfaat sağlayan grup (!), kurucular arasında olmasına rağmen yavaş yavaş tüydüler.

Tüyenlerin içinde ünlü olanlar da vardı. (Vakıf üyelerinden servet beyanı istenmişti)

Bebek kucağımızda kaldı.

Al takke ver külah bebeği büyütüp baş göz ederek vakfı kapattık. Nasıl kapattığımızı bir Allah, bir de ben bilirim.

Yazsam aylarca sürer.

Bazılarının da gerçek yüzü ortaya çıkar. İnşallah ilk fırsatta yazacağım.

Güneş Yunus'un Y.Elektrik Mühendisi olduğunu biliyorum.

Yine yanılmıyorsam 3 kere ülkemizi olimpiyatlarda atıcılık dalında temsil etmiştir. Bu çok zor bir iştir.

Atıcılık Federasyonu başkanlığı için çıktığı yarışları kaybetmesi onun bu göreve layık olmadığından değil siyaseten yaranamadığı için olmuştur.

Doğruyu söylediği için 9 köyden kovulmuş ama 10'uncu köye muhtar olmaya layıktır.

Yoksa ondan daha yetkin ve iyisi bana göre yoktur.

Dilerim ki ülkeyi yönetenler de bu gerçeği çok geç kalmadan görürler.

09 Haziran 2012 Cumartesi

Fuar doğal olarak erkenden hareketleniyor.

Ben Çamlıdere'de 2 balıkçıya 4-5 saat ders verdim.

Yaşları 10- 11 gibi.

Konu nasıl balık tutulacak? Ne zaman balık tutulmayacak? gibi. Kısacası 4-5 saate ne sığdırabilirsek.

Fuarda çok sayıda balık malzemesi satan yer var.

Onlara olta ve yardımcı malzemelerden satın alıyorum. Sevinecekler diye düşünüyorum.

Bu konuyu özel olarak yazacağım. Çok önemli.

Bu arada ziyaretçi akını başlıyor.

Ali Avşar / Çankırı / Yapraklı Orman İşletme Şefliği

09 Haziran 2012 / 12:25

Ali Avşar ile dostluğumuz eskilere dayanıyor. Yapraklı'ya giderek oraya önemli miktarda keklik salmıştık.

Orada avcılık dersleri verdiğimi de iyi anımsıyorum.

Ali Avşar - Nihat Aksu - !

Ali Avşar geçmiş sezonda yaşadıkları sıkıntıyı anlatarak: "Keklik avlama limiti 2011- 2012 av sezonunda bir anda 4'e çıkınca 7 yıllık emeğim boşa gitti" diyor.

Daha sonra da:

"Limit artınca her hafta sonu 300 ila 500 arası avcı gelmeye başladı. Buna karşı her biri 3 kişiden oluşan 5 ekip var" .

"Nasıl baş edeceğiz? "Her yer savaş alanı gibi ortalıkta adamdan geçilmiyor. Hangi birini kontrol edelim ki" diyor..

Acı acı gülüyoruz.

Masa başında karar oluşturursanız olacağı bu.

Ali Avşar gibi bu işe gönülden bağlı insanları bulmak çok zordur.

Muharrem Demirdüzen

09 Haziran 2012 13:14

Muharrem benim yanımda çalışmaya başladığında 14-15 yaşlarında genç bir çocuktu. Şimdi Bursa'da otomotiv sanayisi için yan sanayi dalında üretim yapıyor. Kocaman bir şirketin sahibi olmuş.

Bana "Ne öğrendiysem sizden öğrendim" diyor ve yanılıyor.

Muharrem, ahlaken yüksek, beceri kabiliyeti mükemmel, iş disiplini üst seviyede, vicdan sahibi dürüst bir gençti.

Bu nitelikte bir kişi başarılı olmasın da kim olsun?

Allah yolunu açık etsin Muharrem.... Nice başarılara.

Bu arada Ömer Boravalı ile göz göze geliyorum. Fuara katılımcı olarak gelmiş. Kendisini tanımayan yoktur.

Ömer Bey'le ilk ilişkimiz 1985 yılında olmuştu. O dergi çıkartıyor ben de bıçak yapıyordum.

Aradan 27 sene geçmiş.

Ömer Boravalı

09 Haziran 2012 13: 27

Türk avcısı pek çok şeyi Ömer Boravalı ve Geray Bilimer'den öğrenmiştir.

Mehmet Büker / Bora Damagüs / Ömer Boravalı

09 Haziran 2012 / 13:41

Ömer Boravalı'yı sevenleri kadar sevmeyenleri de vardır.

Sevmeyenler haklıdır.

Çünkü Ömer Boravalı doğruyu söyler.

Gidecek köy aramıyorsa kendi işinin sahibi olduğu içindir. Yoksa bu camia insanı bir lokmada yer.

Ömer Bey'le sohbetimiz yarım kalıyor. Onun yakından tanıdığı arkadaşları gelince birlikte bir fotoğraf çektiriyoruz.

Bora Bey F16 pilotu. Ağır bir kaza geçirmiş. Az daha kolundan olacakmış. Ankara'daki dostlarına selam söylememi rica etti.

Üstümde kalmasın.

Seyfettin Sağlam

09 Haziran 2012 / 14:25

Seyfettin Sağlam Bey'le Ankara'dan tanışırız. TRT 'de her pazar "Türkülerin Dilinden" başlığı altında yayınlanan programın yapımcısı.

Silahtan iyi anlayan Seyfettin Bey avcılığın her alanı ile ilgili. Avcılar arasında onun kadar entelektüel boyutu olanına sıkça rastlayamazsınız.. Onu görmekle çok mutlu olduğumu söyleyebilirim.

Necati Özcan - Ahmet Erdem

09 Haziran 2012 / 14:30

Fuar alanında ilk defa tanıştığım Ahmet Erdem Bey 1940 doğumlu. Milli atıcı.

Futbol ağırlıklı haberlerden hemen hemen diğer spor haberlerine yer kalmadı; basketbol ve voleybol direniyor.

Atletizm can çekişiyor. (Kan parası 1 trilyon olunca (!) ölü ayağa kalkacak gibi.)

(...)

Bir zamanlar atıcılık diye bir spor dalı gazetelerin spor sayfalarında kendine yer bulurdu.

Büyük kulüplerin atıcılık takımları vardı.

Ya şimdi!

-!..

Halbuki üzerine eğilinse, sponsor bulunabilse müthiş keyifli bir uğraş.

Silah ve fişek üreticileri asli görevlerini hatırlayabilseler zaten (!) iş biter.

Kısa yoldan para kazanmak varken! Kim niye uğraşsın ki!.

Ahmet Bey bana dönerek bıçak üretimimizle ilgili olmak üzere pek çok güzel şey söylüyor.

Ben utanıyorum. Yazamıyorum.

Vedalaşıyoruz.

Fuar alanı her dakika ziyaretçi akınına uğruyor. 20 sene içinde imalathaneye olsa olsa 20 kere gitmişimdir.

Dolayısıyla bazı dostlarımızı tanımıyor, bir kısmını da hatırlayamıyorum.

Ama ilişkilerimiz çok içten.

İmren Aykut - Aytekin Aykut - Tolga Bora

Yogi :-)

09 Haziran 2012 / 14:31

Ümran Bora - İmren Aykut - Aytekin Aykut - Yogi

09 Haziran 2012 14:40

Aytekin Aykut Bey'le yaptığımız sıcak sohbetten sonra yukarıdaki fotoğrafları çekiyorum.

Hoş bir anı olması dileği ile...

M.Şerafettin Ural / Kopist / Operacı

09 Haziran 2012 / 16:15

Bir diğer misafirim de Şerafettin Bey oluyor. Ortak dostumuz varmış, benim haberim yoktu.

Laf lafı açınca bu sonuca varıyoruz.

Ortak dostumuz yine bir operacı. Yücel Tanyeri.

Bir zamanlar Ankara Operası'nda görev yapıyordu. Yücel Bey bu camia içinde nadir gördüğüm "beyefendi" denilecek ilk on kişi içinde sayılabilir.

Beyefendi ne demektir? Bunu "bilmeyen yoktur" diye düşünüyorum!

Ama hem avcı hem de beyefendi olmak biraz zor bulunur bir haldir.

Bunu başaran nadir sayıda arkadaşım oldu.

Rahmetli Ali Kozanoğlu, Rahmetli Vedat Gür, Rahmetli Gültekin Bey, Rahmetli Ömer Yapar aklıma gelen ilk isimlerdir.

Bu insanlarla sohbet ederken "arttığınızı" hissederdiniz. Gerilmez hatta gevşerdiniz.

Onlarla birlikte olmak kısacası çok hoştu. Ne yazık ki onların boşluğu kolay dolmuyor.

Allah uzun ömür versin Yücel Tanyeri de sıra dışı avcılardan biridir. Bu böyle bilinmelidir.

Opera gibi içeriği tamamen naif dokularla dolu bir alan, az sayıda da olsa avcı da barındırabiliyorsa....

Avcılığı yadsımadan önce "bu seslere kulak verirseniz doğru olur" diye düşünüyorum.

Merhaba Yücel Bey. Telefonla da olsa sesiniz duymak yaşam sevincimi arttırdı. Nice sağlıklı günlere..

Merhaba Şerafettin Bey. Bu ilişkiyi kurduğunuz ve zarif sohbetiniz için size de bir kere daha teşekkür ederim..

Gelen giden çoğaldı. Ara ara etrafı son bir kere daha kolaçan ediyorum.

Yarın fuarın son günü ama ben sabah saatlerinde Bursa'dan ayrılacağım.

Bir kenarda sessiz sedasız teşhir edilen çok kaliteli silahları görünce doğal olarak o yöne doğru gidiyorum.

Lütfen el sürmeyiniz

Masada "Lütfen el sürmeyin" şeklinde bir ikaz yazısı var. Başka bir şey söylemeye gerek yok.

Gözle tetkik ettikten sonra silahlardan birini göstererek "Bu B1 mi?" demek sureti ile ilgili kişiye bir soru yöneltiyorum.

Silahların sahibi olduğunu zannettiğim bir beyefendi oturduğu yerden adeta fırlayarak yanıma geldikten sonra:

- İlk defa bir kişi silahı doğru tespit etti. Lütfen yazıya bağlı kalmayın istediğinize bakabilirsiniz diyor..

Karşılıklı olarak gülüşüyoruz.

Neden mi?

Avcılar tarafından bilinmesi gereken bir dizi temel kural var.

Teşhirde de olsa bir silahı izin almadan elinize alamazsınız. Daha doğrusu almamalısınız!

Silah ele eldiven takılmak sureti ile alınır. Aksi takdirde elinizdeki ter silahın metal kısımlarını uzun vadede hırpalar.

İzin almadan silahı kıramazsınız.. (Açamazsınız anlamında)

Silahı kırmadan yüzünüze almak sureti ile etrafınızda dönerek nişan alamazsınız. Çünkü boş olmama olasılığı her zaman var.

09 Haziran 2012 / 18:52

İzin almadan tetik düşüremezsiniz.

Silahı kapatırken tetiklere basarak tetiklerin düşmesini sağlamanız beklenirken aksine bir eylem yapamazsınız.

Neden bunları yazıyorum.

Öncelikle can güvenliğiniz için daha sonra da silah sahibini rahatsız etmemeniz gerektiğini hatırlatmak için...

Özde satış fiyatı 20.000 - 30.000 EURO olan bir silahı elinizden kazara düşürürseniz ne yapacaksınız?

Dilerim ki konu açıklık kazanmıştır.

Anlaşıldı ise kısaca "kurcalamayın" derim. Silah gözle de sevilir.

-!..

Kullandığınız silah bir anlamda sizi anlatır...

Mustafa Kemal Tokel

09 Haziran 2012 / 19:18

Mustafa Bey bu işin uzmanı. Kıymetli silah kimde var kaç lira eder bunu iyi biliyor.

Bir süre karşılıklı dertleştikten sonra ayrılıyoruz. Bilen insanla konuşmak insanı rahatlatıyor.

Sizlerle paylaşmak istediğim bir konu var.

Bu yazımın akışını gün ve saatlere kadar sadık kalmak sureti ile kurguladım.

Gün olur bir merak eden çıkar da bu yazıya gönderme yaparsa yazı ciddiyetini korusun diye...

Şimdi yazacağım konu bu yazının son öyküsü.

Ama fuarın birinci günü yaşandı.

Yani aslında yeri zamanlama açısından yukarılarda...

Ben konunun çok önemli olduğunu düşündüğüm için sona aldım.

Bunu böyle bilin ben öykümü anlatayım, son kararı siz verin.

(...)

 

1999 yılında dönemin Genel Müdürü Hüsrev Özkara Memduh Iğırcık'tan bir "Aktüel Durum Tespiti" istemişti.

Bir şekilde bu geziye iştirak etme şansım oldu.

Memduh Iğırcık resmi rapor hazırlayacak, ben de kişisel gözlemlerimi not edecektim.

Yolcuk Ankara'dan 20 Eylül 1999 da tren ile İstanbul'a gitmemle başladı.

Memduh Iğırcıkla İstanbul'da buluştuk ve sırasıyla:

İstanbul - Tekirdağ - Keşan - Gelibolu - Lapseki- Çanakkale - Edremit - Kalkım - Balya - Balıkesir - Soma - Kırkağaç- İzmir - Çeşme - Seferihisar - Kuşadası - Söke - Bafa Gölü - Milas - Muğla - Akyaka - Marmaris - Datça - Marmaris - Nimera Yarım Adası - Aksaz- Büyük Karaağaç Köyü - Köyceğiz - Fethiye - Seki - Elmalı - Gömbe - Sütleyen - Kıbrıs Deresi - Kaş - Finike - Antalya ve Termesos'dan sonra Ankara'da sonlandı.

Toplam olarak 3650 km yol yaptım

Şimdi yazarken yorulduğum bu seyahat hakkında rapor hazırlayarak önce Genel Müdürlüğe sunduk, zaman içinde de kitap haline getirdik.

Bakın o zaman bu raporda ne yazmışım.

"Karacabey'deki sülün üretme istasyonu üretim açısından son derece başarılı. Keşke buradan alınan model ülkemizin diğer benzeri alanlarında da uygulanabilse. Bu üretimin bütün safhaları muhakkak yazılı bir doküman olarak getirilmeli ve bu işi yapmak isteyen avcı derneklerine ve kırsal alanda yeni bir üretim arayışı içinde bulunan köylüye dağıtılmalıdır."

"Sürdürülebilir Av ve Yabanhayatınına Doğru" 1999 - 2002 Cilt 1 / Sayfa 313

Aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi volyerin içine girdiğimde kara kara düşündüğümü bugün gibi hatırlıyorum

Ortada somut bir başarı var bunu ülke geneline nasıl yayacağız. Düşündüğüm konu başlığı bu.

Mehmet Emin Bora
Karacabey Sülün Üretme İstasyonu / 1999

Şimdi günümüze dönelim.

Fuarın açıldığı gün teşhir alanına geldiğimde oğlum bana "Baba sizi Orman Bakanlığı'ndan arıyorlar" dedi.

İki saat sonra aynı yönde ikinci bir ikazda bulundu:

"Baba yine aradılar ve girişte bakanlığın bir sergi alanı var oradaymışlar" diye söyleyince doğrudan bu yere gittim.

Burada hoş bir sürpriz beni bekliyordu.

Sn.Sedat Acar 13 sene evvel Balıkesir Ova Korusu Sülün Üretme Merkezi'nde mühendis olarak görev yapıyordu.

Benim yukarıda anlattığım ve "başarılı" dediğim merkezde...

Orman Mühendisi Sedat Acar

07 Haziran 2012 / 15:31

Karşılıklı hal hatır sorduktan sonra ben soruyorum:

- Sedat Bey işler ne alemde, neler yapıyorsunuz?

Sedat Acar anlatmaya başlıyor::

- Karacabey'de 1993 yılında göreve başladım. O yıllarda 500 ila 2000 adet arasında sülün üretirdik.

Aradan tam tamına 22 yıl geçti.

Gerçeği şimdi daha iyi görüyorum. Bana sorarsanız 15 sene boşu boşuna geçmiş!

Temel yaklaşım hatalarını seslendirmek gerekir ise:

Küçük salma gündemin birinci maddesi olur.

Üret - Sal modelinden bahsediyorum.

"Su - Beslenme - Koruma" yok ise başarı da yoktur.

Geçmiş yıllarda Karacabey Sülün Üretme Sahası'nda 1 günde 300 avcı avlanabilirdi. Bu kapasiteye ulaştık.

Avlağımızda bir adet sülün 35 TL / 8 EURO veya 11 $ bedelle avlatıldı.

Şu anda: Afyon- Maraş - Malatya - Polenezköy - Samsun ve Antep'de sülün üretme istasyonumuz var.

Avrupalı avcı artık bu alanlarda avlanmak istemiyor. (Av öncesi salınan kuşu avlamaktan hoşlanmıyorlar-Game Bird-)

Sülün üreterek avcılık yapılacak ise onların predetörü olan çakal, sansar, tilki ile mücadele, işin olmazsa olmazı.

Türkiye'de av hayvanı popülasyonunu artırmak için :

Doğu illerinde korumakla

Batı'da yeni rezerv alanı yaratmakla var olan problemleri ortadan kaldırabiliriz. diye cümlesini sonlandırıyor.

Bu söyleşi sırasında şunu fark ettim.

Sedat Acar çok ciddi derecede bilgi sahibi olmuş. Hepsinden öte öz eleştiri yapacak olgunluğa erişmiş.

Bunu yanı sıra geleceği planlayacak bir görüşünü de öne sürüyor. Kesin kanaatleri var.

Daha ne olsun?

Sedat Acar'la "salım işi nasıl yapılmalı" konusunu konuşuyoruz.. Bu iş öyle bir hal aldı ki! İnanılır gibi değil.

İşler "Saldım çayıra Mevlam kayıra" anlayışı ile sürüyor.

Sedat Acar'ın buna itirazı var. Salım işinin inceliklerini anlatıyor.

Gördüğüm odur ki Sedat Acar bu konuda işin kitabını yazacak düzeye gelmiş.

Şimdi soru şu "Neden bu işin kitabı yazılmıyor?"

Neyi bekliyorsunuz?

Bu arada yine bakanlıkta halen görev yapan arkadaşlarımla dertleşirken acı bir gerçeği öğreniyorum.

Kendisini bu ve benzeri konularda "tek adam" sanan zavallının bakanlık aleyhine ağır tanımlarla konuşmasını anlatıyorlar.

Şimdi sorma zamanı.... Çok biliyorsan neden başarılı olamadın?

-!..

Bakanlığı yaptıkları yanlışlıklardan dolayı eleştirmek herkesin hakkı.

Kabalaşmak ise aczin ta kendisidir.

(...)

13 sene evvel yapmış olduğum tespitin ne derecede doğru olduğu bir kere daha ortaya çıkmıştır.

Sedat Acar ve çalışma arkadaşlarını yürekten kutluyorum.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın elinde özellikle Yaban Hayatı İdaresi'nde çalışan çok kıymetli personel var.

Bu insanlara fırsat verilmeli önleri açılmalıdır.

Bakanlık için "vitrin" önemli ise "yabanhayatı" mükemmel bir kumaştır...

(...)

Yapılan çalışmalar hızla kitap haline getirilmeli, bu suretle gelecek kuşaklara bilgi transfer edilmelidir.

"Devlette devamlılık esastır" demek tek başına yeterli olmuyor.

Benim görebildiğim bunlar.

(...)

 

Görmek yaratmanın başlangıcıdır.

                                                               Henri Matisse

 

 

Mehmet Emin Bora

03 Eylül 2012 / Ankara

 

 

Bu yazı 3903 kez okundu...