Akıl Nöbeti - Avcılık ve Onlar!


 

Uzunca bir zamandan beri avcılık üzerine yazı yazmıyorum.

Geçmişte avcılık hakkında o kadar çok şey yazmışım ki!

Milliyet Gazetesi'nde yayınlanmış yazılarımı derlediğim "Arpacık" adlı kitabımın ön yüzünde;

"Söylenmedik ne kaldı?" demiştim.

Ya anlatamıyorum ya da anlamak istemiyorlar.

Takip ettiğim kadarı ile ortalık yine toz duman.

Çeşitli sitelerde veya grup içi yazışmalarda avcılara ima yoluyla veya doğrudan doğruya yapılan hakaretler tabiri caizse havada uçuşuyor.

Mehmet Ekizoğlu kardeşim de onlara (!) laf yetiştirmeye çalışıyor.

Halbuki Mehmet Bey'in sitemizdeki yazılarını okumuş olsalar bu kadar pervasızca konuşamazlar.

Şaşırmamak elde değil.

Bu ülkede avcılığı doğru algılayan, doğru anlatabilen bir elin parmakları kadar sayılı 3-5 kişiden biridir Ekizoğlu.

Kibardır, beyefendidir, bilgi ile mücehhezdir. Sabırlı olduğu da var olan durumdan belli.

İyi ki bu grubun içinde sağduyu sahibi çok sayıda bilgili insan var.

Ne diyebilirim ki! Kolay gelsin Mehmet Bey...

(...)

Avcılığı bırakalı 5-6 sene kadar oldu. Belki de daha fazla.

Meyve sineğini bilirsiniz. Toplu iğnenin başı kadar ya var ya yok.

Burnumun ucuna kadar yaklaşıp taciz ediyor, eliminin tersi ile iteliyorum olmuyor.

Gazeteyi rulo yaparak tam cihad illan edeceğim... Kıyamıyorum!

Pencereden kişeleyene kadar yarı ömrüm tükeniyor. Helâk oluyorum.

Halimi anladığınızı düşünüyorum.

Yaşam ile ölüm arasındaki serüveni anlama gayreti içindeyim.

Gerçekler, işimize gelse de gelmese de "mecburi istakemet"i gösteren trafik levhası gibi...

İstesen de istemesen de o yoldan geçeceksin. O hali yaşayacaksın.

Yaşananları anlamak için sadece "akıl" değil biraz da "hikmet" istiyor...

Şimdi avcılığı yaşanan gerçeklerin ışığında beraberce bir kere daha sorgulayalım.

İyi olmaz mı? Ne dersiniz?

 

Avcılık karşıtı olanların, "Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi" tarafından düzenlenen “Türk Kültüründe Av” konulu uluslararası sempozyuma katılmadıklarını biliyorum.

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=151

15 -16 Kasım 2006 tarihinde yapılan bu sempozyum, avcılık konusunda o tarihe kadar yapılan en büyük etkinliktir.

Bu sıfatını daha uzun yıllar muhafaza edeceğini düşünüyorum.

Şimdi sormak isterim;

Mademki avcılık konusunda bu kadar çok şey biliyorsunuz, bu çalışmaya katılmak sureti ile gelip neden kendinizi ifade etmediniz?

Aydınlanırdık.

-!..

Örneğin;

Sözlerinize "Türk Kültüründe Av diye bir şey yoktur" diye başladıktan sonra;

"Böyle bir şey asla olamaz",

"Bu bir vahşettir",

"Aşağılık bir uğraştır",

"Aramızda avcılar var ise ben yokum"

"Avcılar katildir"

"Asalım onları" diyebilirdiniz.

Katılımcıların sizleri sabırla dinleyecekleri hususunda en ufak bir şüphe bile duymazdım.

Duygularınızın halisane olduğu da tartışılmaz.

Ama bu ruh halinizin mutlaka sorgulanmaya ihtiyacı var.

Taşıdığınız unvanlara yakışmayacak sözleri yazıp söylerken, hiç mi sıkılıp üzülmüyorsunuz?

-!..

Ortada bozuk bir düzen olduğu tartışılmaz bir gerçek.

Bunu düzeltme gayreti içinde olmak başka bir şey "esip gürlemek" başka şey.

Buna "abesle iştigal" denir.

Zamanın hepimize "bağırıp çağırmakla hiç bir şey elde edilemeyeceğini" çoktan öğretmiş olması gerekiyor.

Bir gerçeği iyi bilelim:

Var olan sistemi sil baştan düzenlemek, mutlak bir siyasi otoritenin desteğinin yanı sıra;

Çok büyük bir emek, mangal gibi bir yürek, daha da önemlisi bilgi birikimi ister.

Uzunca bir zamana ihtiyaç duyulacağı da baştan bilinmelidir.

İşin özeti bu.

Bunları bilmiyorsanız veya bile bile yazıyor ve söylüyorsanız!..

Aile hekiminize danışmanızda büyük yarar var.

Tüm avcıları aynı kefeye koyup aşağılamak,

Ulu orta genellemeler yapmak, olsa olsa sizi dar çerçeveli bir grup içinde "sanal kahraman" yapar.

Ülke için hiç bir getirisi olmayan bir uğraştır.

"Kendi çalıp kendi oynuyor" özdeyişi bu gibi haller için söylenir.

Sanal kahraman ciddiye alınmadığı gibi, süreç içinde ardında iz bırakmadan yok olmaya mahkûmdur.

Avcıları kendisine hedef olarak seçenlere -gerçekleri öğrenmek bağlamında- bir kaç küçük bir önerim olacak.

En az iki kere koruma kontrol çalışmalarına katılın! Katılın ki, maddi imkânsızlıklar hakkında bir fikriniz olsun.

Yasal düzenlemelerin eksikliğine şahit olun. CUMUK uygulamaları hakkında fikriniz olsun.

Siyasetin nelere kadir olduğunu gözünüzle görün! Görün ki sinir katsayınız tavan yapsın.

Canını ortaya koyan orman muhafaza memurlarının nasıl yalnız ve çaresiz kaldıklarını görün. Belki utanırsınız.

Bütün gün hoplaya zıplaya arazide dolaşın ki!.. Akşama etleriniz kırk yerinden yarılsın.

Görevin 365 gün 24 saat boyunca her gün nasıl uygulanabileceğini hayal etmeye çalışın. Tabi ki böyle bir yetiniz varsa!

Günlük harcırahın bir öğün yemek parası (18.00 TL) olduğunu, buna karşı sizden silahlı adamların üzerine yürümenizin istendiğini anlayın.

Niyazi'nin gittiği yolu (!) algılamaya çalışın... Çalışın ki, ayaklarınız yere değsin.

Bitmedi.

En az bir dönem avcılık kursuna katılmak sureti ile yaşananları görme fırsatı yakalayın.

Sınavlarda yaşanan aksaklıklara (!) şahit olun. Adrese teslim avlanma ruhsatları hakkında fikriniz olsun.

Yazılanlarla yaşananlar arasındaki çelişkinin sebeplerini sorgulayın.

Eylemle söylem arasındaki bariz uçuruma gözlerinizle şahit olun.

Bitmedi.

Bir kere için de olsa kış aylarında bir keklik veya ördek avına katılın!

(http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=233)

Avcıların çeşme başı muhabbetine iştirak edin.

Anadolu'nun muhtelif illerinde köy kahvelerine gidip avcılarla konuşun!

Avlanma ruhsatını nasıl aldığını araştırın!

Eğrisi ve doğrusu ile onları anlamaya çalışın.

Gerçekleri görün.

Daha sonra empati yaparak "Ben bu sistemi nasıl düzeltebilirim?" sorusuna yanıt arayın.

Kararlıysanız iş başı yapın.

Ama mutlaka kendi imkanlarınızla ortaya çıkın!

Gayret sarf edin, öz kaynaklarınızı ve zamanınızı bu yolda harcayın.

Görelim sizi! Ne kadar fedakârlık yapabiliyor ne derecede katkı koyabiliyorsunuz.

Yine de olmadı mı?

Ne kaybettiniz ki!

"Vatan ancak böyle kurtulur" diye avcıları asmaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

Orta yaş grubuna mensup olduğunuzu düşünüyorum.

Ama sergilediğiniz ruh hali -kısmen de olsa- altmış yaş ve üstüne ait sağlıksız davranış biçimleri içeriyor.

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=433

Beni hangi meydana asmayı düşünüyorsunuz?

-!..

Bu üslubun, bu tavrın adı kolaycılıktır. Gerçekleri yansıtmaz, bir işe yaradığı da görülmemiştir.

 

Avcılığın yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyacı olduğunu her yeri geldiğinde ifade etmeye çalıştım.

Var olan sistemin çok başlı olduğunu senelerce evvel söylemiştik.

2012 yılının başındayız değişen hiç bir şey olmadığı gibi, bu yönde bir çalışma da yoktur.

Koruma kontrol çalışmaları ağırlıklı olarak kolluk kuvvetlerinin, kısmen de Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın yetki alanı içindedir.

Kolluk kuvvetlerinin yetkileri, geçmiş yıllara göre büyük ölçüde kısıtlanmıştır.

İşlenen suçların yerel siyasetçiler tarafından baskı ile gölgelendiği yönünde kuvvetli bir kanaat oluşmuştur.

Avcıların eğitim sorumluluğunu özel kurslara dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı'na bırakılmış, yaşanan yanlışlıklar göz ardı edilmiştir.

Çalışanların moral motivasyon değerleri büyük ölçüde kırılmıştır.

Hal böyleyken az sayıdaki bilen insanlar, birleşme yerine birbirileri ile boğuşmaya başlamış;

"Birlikten kuvvet doğar" şeklindeki özdeyiş,

"Birlikte olanlar birbirini boğar'a dönüşmüştür.

Hüzün verici olan da budur..

Aynı konu üzerinde;

düşünce,

eylem,

niyet,

tutum veya kanaat bağlamında farklı davranış biçimi sergileyen çeşitli sivil toplum kuruluşları,

-aralarında ortak bir nihai amaç olmasa da-

"bilgiyi güncelleme yönünde ortak bir paylaşım içinde olmalıdırlar" diye düşünüyorum.

Aksi halde;

Batının demokratik değerlerine özenerek bir yandan;

Bizde de Amerika'da, Avrupa'da olduğu gibi hürriyetler sınırlanmasın" derken,

Diğer yandan da "ama silah taşıma özgürlüğü olmasın" diyebiliyoruz.

Ufacık dünyalarının içinde bir karış ötesinden daha uzağı göremeyenler, kolaylıkla:

"Silahlar toplansın" diyebilmektedir.

Ben de diyorum ki bankadaki paralara da el konulsun!

Neden mi?

Siz, nasıl ki benim silahla suç işleyeceğimi düşünüyorsanız, ben de sizin bankadaki paranızla kötü işler yapacağınızı düşünüyorum!

Örneğin, birilerine rüşvet verebilirsiniz.

Yasa dışı ticarete meyledebilirsiniz. Her ikisi de toplumun ahlak değerlerini zedeler.

Nasıl? Uydu mu?

"Uysa da olur uymasa da..." (Bu fıkrayı bilenler bilmeyenlere anlatsın.)

Bu davranış biçimi;

Sizin demokrasiye olan aşkınızın değil,

Arzu ettiğiniz totaliter demokrasiye olan sağlıksız tutkunuzun göstergesidir.

Dünya sadece "sizlerden" değil "hepimizden" oluşur.

Yaşanan olumlu veya olumsuz örnekleri topluma doğru olarak aktarabilmenin en geçerli yolu, öncelikle"birbirimizi anlamakla" başlar.

Mazeret olarak kötü örnekleri ortaya koymak, o an için elinizin kuvvetli gibi görünmesine neden olabilir ama asla gerçekleri yansıtmaz.

Bu konuda o kadar çok örnek verdik ki!

Her yıl 10.000 insan trafik kazalarında can veriyor. Doğru mu? Doğru.

200.000 insan yaralanıyor, binlerce insan ömür boyu sakat kalıyor. Doğru mu? Doğru.

Ekonomik olarak milyonlarca lira zarara uğruyoruz. Doğru mu? Doğru.

O zaman araba satışlarını yasaklayalım! Doğru mu? Yanlış.

Bu örnek yanlış ise, sizin ki de yanlış.

Anladınız mı!

Dün öğlen ne yediniz?

-!

Bir hafta önce akşam ne yemiştiniz?

Bu tip sorulara cevap vermekte hemen hemen hepimiz zorlanırız.

1994 yılında komşularını öldürdükten sonra onların kafalarına çivi çakan katile polisler, "neden bu davranışı sergilediğini" sorduklarında "dayanamıyorum" demişti. Hatırladınız mı?

http://www.polisiye.com/devam.asp?yazid=293

Şimdi buradan yola çıkarak "çivi satışlarına tahdit veya yasak koymayı" düşünebilir misiniz?

"Olabilir" diye bir an için bile tereddütte kalırsanız!

Önerim yine aynı yönde olacak.

İstikamet aile hekiminiz. Lütfen, hem de acilen.

 

Avcılık nedir?

Nereden gelir nereye gider?

Nereye gitmelidir?

Veya benzeri soruları cevaplamak, konuya yeterince aşina olmayanlar için kolay bir iş değildir.

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=189

İşin acı yanı avcılığı bildiğini zanneden "kerameti kendinden menkul" çok sayıda "uzman"nın;

Yani onların!

Havalarda uçuşan "fermanları" asla "derde derman" olmamaktadır.

Onlar ki..

Yasal ölçüler içinde olsa bile avcının avladığı bir av hayvanı için saatlerce ağıt yakanlardır.

Onlar ki...

Her sabah mezbahalarda kesilen binlerce hayvanı akıllarına bile getirmezler.

Onlar ki...

Çiftliklerde hiç güneş yüzü görmeden -45 gün gibi bir sürede 24 saat hiç uyutulmadan- büyümeye mahkûm edilmiş tavukları sofralarında gördüklerinde "Ay valla beyaz et çok faydalı şekerim" diyerek mutlu olurlar.

Onlar ki...

Çelik kancayı balığın midesine kadar indirip onu sudan çıkaranlar, balığın her çırpınışında sadece "kaçar mı?"diye kaygı duyanlardır.

Onlar ki...

"Taze kalsın" diye saatlerce bir avuç suda can çekişen balıkları sırıtarak seyredenlerdir.

Balıkların çaresizce baktığı yine onlardır.

Belgesel ağırlıklı yayın yapan kanallarda döne döne gösteriyorlar.

Açık denizlerde avladıkları somonları sudan çıkartan balıkçılar, bu balıkların solungaçlarını elleri ile bir hamlede koparıyorlar... Bu arada hayvan çırpınıp duruyor...

Sebep!

Aman ha ete kan oturmasın.

Lezzetli olsun...

Ayıla bayıla yediğiniz somonların sofranıza güle oynaya gelmediğini algılayabildiniz mi?

Neden balıklar için ağıt yakmıyorsunuz?

Peki, Norveç Başbakanı Jens Stoltenberg, Çırağan Sarayı'nda Norveç Mutfak Akademisi Yönetici Şefi Jostein Medhus ile birlikte somon balığı kullanarak, “Sashimi” yaptı. Televizyonlarda ana haber bültenlerinde yayınlandı.

Sizce bu normal bir şey mi? Gerçeği göremiyor musunuz?

Adam sessiz sedasız balık pazarlıyor. Bilinç altına çaktırmadan "lezzet" yerleştiriyor.

(Norveç'in nüfusu 5 milyon. İstanbul'un 1/4'ü kadar. 30 milyon dolarlık somon ithal ediyoruz.)

Denizlerde yapılan avcılığın bir an için durduğunu varsayalım. Açlıktan öldüğümüzün resmidir.

Uzatmak istemiyorum.

Proteinsiz bir yaşam en azından şimdilik de olsa mümkün görünmemektedir.

Oturduğunuz yerden sallama ile de işler düzelmiyor.

Sonuç:

Avcılık yapmak istemeyebilirsiniz. Bu olsa olsa tercihiniz olabilir...

Ama genelleme yaparak avcıları aşağılayıp hakaret etmemelisiniz.

 

Şimdi sizlere yakın zamanda yapılan bir çalışmadan örnek vermek istiyorum.

2004 yılında Konya Bozdağ'da yaşayan yabankoyunlarından bir kısmı Nallıhan civarında bir alana getirilmişti.

Adaptasyon sürecinin sonunda da doğaya salındı.

Soldan Sağa: Hasan Saday - Ali Mutlu - Mehmet Emin Bora

Şimdi bir hesap yapacağız.

Ehli bir koyun kaç kilo gelir? (Karkas et - Temizlenmiş bütün halde)

25 kg.

Sordum soruşturdum toptan alırsanız kilosu maksimum 16-20 TL arası. Biz 20.00 TL diyelim.

25 Kg x 20.00 TL = 500.00 TL.

Satış bedeliniz olan bu 500.00 TL'nin içinde "samana ve çobana" ödemeniz gereken bakım masrafları var.

"Kendi baktı, dağlarda besledi, hiç masrafı yok" dediniz.

Olmaz ama var sayalım ki öyle. Ben de kabul ettim.

Şimdi dikkat.

Bu sene 2 yabankoyunu için avlanma izni çıkmış.

Aşağıdaki bilgiler Milli Parklar'dan alınmıştır.

İhalesi yapılan 2 adet Anadolu Yaban Koyunu Avlattırılması işi:

İhale Bedeli 101.000.00 TL.

Köy Tüzel Kişiliği ödentileri toplamı 82.820,00 TL.

(Sarıyar Belediye Başkanlığı, Hıdırlar, Emremsultan ve Nallıdere Köylerine ödeme yapılmıştır.)

Aynı köyün meralarında bir yaban koyunu korunur ve kollanırsa ve onu av turizmi çerçevesinde avlatabilirsek!

Bu koyunun avlanma bedeli bu hesaba göre: 50.500.00 TL olur.

Topla, çıkar, çarp, böl ne yaparsan yap...

Bir yaban koyunu 101 ehli koyuna bedel!

Bunun neresini eleştiriyorsunuz?

-!..

Bir adam dünyanın bir ucundan geliyor -kuvvetle ihtimal etini bile almadan- bir boynuza 50.000.00 TL veriyor! Tahnit edebilsen en az 3-5 milyar daha verecek!

Diğer turistik harcamalarını yok sayıyorum.

Yanlış olan ne?

Çevre, doğal hayat, nesli tükenmekete olan hayvanlar vs.

Golf sporunun çevreye ve doğal hayata verdiği zararları biliyor musunuz?

Golf sahalarının su kaynaklarını nasıl bitirdiğini ağaçların nasıl yok edildiğini görmek istiyorsanız aşağıdaki siteyi ziyaret edin.

http://www.cnnturk.com/2007/turkiye/10/30/agac.katliami.tescillendi/401367.0/index.html

Bu sahada şimdi yabankoyunu yaşıyor ve yaşatılıcak...

Gelelim hayvanlara.

Bir hayvan değerli ise korunur gözetilir ve üretilir. Dolayısıyla nesli sürer gider...

Örneğin; Yarış atları kuru üzüm, havuç ve benzeri gıdalarla beslenir,

Veteriner hekimlerin gözetimi altında bakımları yapılırken seyisler de tımar yaparlar. Sırtını kaşırlar.

Neden? Sahiplerine para kazandırdıkları için.

Atlar üzerinden bahis adı altında büyük paralar döner. Bunun adı spordur.

Bu sporsa, para işlerini kaldırın ortadan, görelim bu spor dalı ne hale geliyor?

Yaşanan gerçek bu değil mi?

-!..

Bu arada yılkı atları dağlarda kurda kuşa teslim edilir. İşi (!) bitmiştir, merhamet anlayışımız da budur.

Daha bir hafta önce şehrin orta yerinde soğuktan ölen atı görmediniz mi?

Film çektiler iş bitti at gitti.

Beypazarı / Yılkı atları

Eleştirilmesi gereken "yanlış eğitilmiş (!) avlanma ahlâkından yoksun avcıların var olmasıdır."

Eleştirilmesi gereken "var olan sistemdir."

Bir diğer yanlış, konudan bihaber olan "onların" önyargılardır.

Önyargı kılıftır, fikirsizliğe,

Suizan vardırır, edepsizliğe,

Hoşgörü son verir, erdemsizliğe

                                              Ali Rıza Malkoç

 

 

Avcılık konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenler için:

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=74

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=79

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=81

 

Mehmet Emin Bora

20 Ocak 2012 / ANKARA

 

Bu yazı 2313 kez okundu...