Nemrut Dağı


Nemrut Dağı

"Malatya" başlıklı yazımı bitirmek üzereyken "Hakkari Çukurca Baskını" haberini almıştım.

Yazımı;

"Bu satırlara son noktayı koyduğumda Hakkari'den gelen acı haberle yıkıldım. Kendimi o insanların yerine koydum. Ana ve babalarını, eşlerini, çocuklarını, yakınlarını ve yarınlarını (!) düşündüm.

Bizler en geç bir hafta sonra (sürmez) yaşamın hayhuyları içinde yuvarlanıp gideceğiz. Bir ay, bilemedin bir yıl sonra pek çoğumuz bu olayı hatırlamayacak bile...

Ama onlar!

Yani aileleri!

Ölene kadar unutmayacaklar." dedikten sonra "rahmet" dileklerimle bitirmiştim.

Bugün 21 Ekim 2010 Cuma.

Aradan sadece bir gün geçti.

Gazete haberlerinden öğrendiğime göre Şehit Piyade Çavuş Birol Elmas'ın Sakarya'daki evinin elektiriği borç yüzünden 20 gündür kesikmiş. Babası vefat eden Elmas'ın ailesi yardımlarla geçiniyormuş. Ben de yukarıdaki satırlarda "Yani aileleri!" derken bunu söylemeye çalışmıştım.

Şimdi hassas bir konuya değineceğim. Lütfen beni anlamaya çalışın.

Şehitlere son görevimizi ifa ederken cenaze namazını kıldıran hoca soruyor:

- Hakkınızı helal ediyor musunuz?

Cevaplıyoruz.

- Helal olsun.

Hoca üç kere soruyor biz de üç kere aynı cevabı veriyoruz. "Helal olsun".

Şimdi soruyorum.

Bu namaza katılan insanların şehitten ne gibi bir alacağı olabilir ki?

Vefat eden kişi bir köyün sakinidir, namazı da köyde kılınır.

Cemaatten biri ile aralarında bir "alacak verecek işi" olabilir diyebilirsiniz.

Doğrudur.

Var sayın ki 3-5 kişinin de rahmetliden alacağı var!

"Kul hakkı ile huzuruma gelmeyin" denildiği için bu helalleşmek bizler için önemli.

Köydeki bu törene katılanlar da "helal olsun" desinler, kimin ne diyeceği olabilir ki!

Ama cenazeye binler katılıyor! Onbinler katılıyor.

Bu bakış açısı ile; Bir sorgulama yapılacak ise...

Aslında onun bize hakkını helal edip etmediği de sorgulanmalıdır.

Varsayın ki;

"Bana çelik yelek veremediniz,

Bana mahfuz bir karakol sağlayamadınız,

Yardım çağrıma gereken hızla koşmadınız,

Beni yeterince koruyamadınız,

Ve benzeri daha pek çok şeyi sorup sorgulayabilseydi!..

Hangi yüzle ne diyecektik?

!..

Şimdi ne yapabiliriz ona bakalım.

Ailesini acısını yok etme şansımız yoktur. Ama hafifletebiliriz.

Hemen ertesi gün onlara bir ev verebiliriz. Ev parası verebiliriz.

İçini donatabiliriz. Geride kalan çocuklarını okutabiliriz.

74 milyon insan bunu yapamaz mı?

-!..

Kaynak yaratmak için o kadar çok yol var ki!

Yeter ki isteyelim. Samimi olalım.

Bu davranış, milli birliğimize kuvvet katar. Aidiyet duygusunu güçlendirir.

Çözüm önerim;

Yurt dışın ayapılan her türlü seyahate kişi başına makul bir vergi koyalım.

İçki ve sigaraya küçük ama mutlaka yeni bir vergi koyalım.

Emlak alım satım vergilerine, cüzi bir miktar vergi koyabliriz.

Şans oyunlarına vergi konabilir.

Deprem sigortası gibi yeni bir zorunlu sigorta yaratılır. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Bildiğim gördüğüm bir gerçek var. Biz bu işi yapabiliriz.

Kuru kuru göz yaşı dökmeyi içime sindiremiyorum.

Kendimi, timsah gibi hissediyorum.

Haksız mıyım?

Yeni bir yazıya başlıyorum. Size sunmam kaç günümü alacak! Bunu bilemiyorum.

Süre uzadıkça gündemi yakalamak şöyle dursun yanından bile geçemiyorum.

Ama bir gün ara ile benim söylediğim bir şey daha doğrulandı.

Ne olduğunu söylemeden önce küçük bir öykü anlatacağım.

Zannedersem 5-6 sene önce yaşanmıştı.

Mevsim kış, Doç. Dr.Demokan Erol ile değerli eşi Prof. Dr. Neşe Erol kayak için Erciyes'e gidiyorlar.

Tatil sonrası bir araya geliyoruz, ben soruyorum:

- Hoca tatil nasıl geçti? Erciyes kalabalık mıydı?

- Yok yok,hemen hemen yanlızdık.

- Eeee, bu iyi bir şey mi?

- Evet pistte bizden başka kimse yoktu.

- Keyf aldınız mı?

Kısa bir sessizlik oluyor ve Demokan gözleri ile dört bir yanı kolaçan ettikten sonra bana dönerek muzip bir gülümseme ile;

- Bak bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalacak tamam mı? dedikten sonra

"Kayarken Neşe ile çarpıştık" diyor.:)

Bu söylenecek şey mi! Asla kimseye anlatmadım, anlatmam da...

:-)

Hatırlarsınız Kıbrıs Savaşı sırasında kendi gemimizi batırmıştık.

Bugün de Adriyatik Denizinde iki Türk gemisi çarpıştı.

23 Ekim günü deprem oldu. Acılarımız doruğa ulaştı.

Sebep yanlış yapılaşma.

Doğru dürüst ev yapamıyoruz.

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=362

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=365

Yapılan yardımları düzenlemeyi bile beceremiyoruz.

Savaş çığırtkanlığı yapanlar!

Emperyal ülke olacağımızı söyleyen "Rüzgar Gülleri"

Yaşanan son olaylardan sonra ne düşünüyorlar acaba!

-!..

Nemrut Dağı

Sabah 06:30 da Erinç'le otelin lobisinde buluştuk . Kahvaltı 07:30 da başlayacakmış!

Olacak iş mi!

Bu hizmetin en geç 06:30 da verilmesi gerekir. 08.00 mesai başlıyor!

Otele gelen herkes turist değil ki! Gezi için gelen bile o saatte yola çıkabilir.

"Yediğimiz içtiğimiz bir kaç lokma ekmek ile bir bardak çay. Yol boyunca bir şekilde hallederiz" diye düşünerek beklemektense yola çıkmayı yeğliyoruz.

Nemrutta gün doğumunu göremeyeceğimiz belli. İkibuçuk saate yakın bir yolumuz olduğunu hesapladık.

Nemrut Dağı'na gidiş için önce Elazığ istikametine yönleniyoruz.

Aşağıdaki haritada Malatya'dan itibaren başlattığım mor çizgiyi takip edeceğiz.

Yol Pötürge'ye 20 km kala sağa dönerek Tepehan'a ayrılıyor. Tepehan'dan sonra da Nemrut Dağı.

Birkaç ikaz yapmak isterim. Bu ayrımdan evvel mutlaka deponuzu doldurun. Önünüzde akaryakıt istasyonu yok.

Ama 100 km den biraz fazla yolunuz var. (Gidiş-dönüş)

Yolbuyunca sincaplara rastlama olanağınız çok yüksek. Fotoğraf meraklıları Tepehan'dan sonra uygun objektifle her an çekime hazır olmalıdır.

Yol son derece güzel ve ıssız.

Sincaplara bu tırmanış esnasında rastladık

Geliş istikametine göre bu taş yapıtlar solunuzda kalacak.

Az sonra yine solunuzda Güneş Motel'i biraz ötede de Nemrut Dağı'nın girişini göreceksiniz. Tümülüsün girişi demek istedim.

Malatya üzerinden Nemrut Dağı'na çıkarsanız, aracınızdan sonra yürüyeceğiniz mesafe sadece 300 adım.

Aşağıdaki fotoğrafı arabadan iner inmez çektim. Az daha gayret etseniz, araba ile yanına kadar bile çıkabilirisiniz.

"Tepeye katırlarla çıkılır" şeklinde öyküler anlatılıyor. Gerçekle -en azından şu an için- hiç alakası yok.

Aşağıdaki fotoğrafta ise tümülüse Adıyaman istikametinden gelindiğinde, giriş yapılan merkez görülmekte...

Bu rotayı takip etmiş olursanız, tepeye varabilmek için bir hayli yol yürüyeceksiniz. Aracınızı girişte bırakıyorsunuz.

Doğu Terası

Kommagene Kralı 1. Antiochos'un kendisi için bir anıt mezar yaptırmış. Mezar odasının üzerine oluşturulan tümülüsün Doğu ve Batı'sında heykellerle dolu olan kutsal alanlar yaratılmış.

Tümülüsün çevresinde 3 teras var. Doğu, Batı ve Kuzey terası.

Doğu ve Batı terası heykellerle süslenirken Kuzey terası bu iki alanı birleştiren tören yolu olarak kullanılmış.

Uzunluğu 100 metre civarında.

Her iki terastaki alanlar heykellerle süslenmiş. Önce aslan sonra kartal heykeliyle başlıyor. Bitiş de böyle .

Doğu Terası

Batı Terası

Hayvlarınan kralı olan aslan gücü, Tanrı'ların habercisi olan kartal ise gökyüzünün gücünü sembolize ediyor.

Bu heykeller Doğu ve Batı terasında aşağıdaki sıralama ile dizilmiştir.

1- Kral 1. Antiochos

2- Kommagene

3- Zeus

4- Apollo

5- Herakles

Kommagene

Apollo

Zeus

Batı Terası

Erinç Orkun

M.Emin.Bora

Hiçbir fikir korkunç değildir.

Asıl korkunç olan,

bir fikri olup da onu açığa vurmaktan korkmaktır.

                                                             Cemil Sena Ongun

 

Devam edecek...

Mehmet Emin Bora

Ankara 28 Ekim 2011

Bu yazı 2956 kez okundu...