Modut Yaylası - Bıçakçılar


Modut Yaylası
07.07 2011 / Saat 07:00

Bu sabah kahvaltı sonrası Modut Yaylası'na gideceğiz.

Yaylalar Köyü'nü terk etmeden önce Naim Bey'den son bilgileri alıyorum.

"Yusufeli istikametine doğru takriben 7 km kadar gideceksiniz. Beton köprüye gelince karşıya geçin, tam sağa dönüp yolu takip ederek Modut Yaylası'na varabilirsiniz. Sola dönerseniz Mikelis Mahallesi'ne varırsınız." dedikten sonra "Bir sıkıntı olursa beni arayın" diyerek bize güven duygusu aşılıyor. Bu çok çok önemli bir davranış biçimi.

Yetişme çağlarında çocuklara verilen destek, ileri yaşta onların özgüveni yüksek insanlar olmasını sağlıyor.

Yeri geliyor, yaşa başa bakmıyor ihtiyaç hissediliyor. Alan için de, veren için de hoş bir haldir ve korkuyu yenmenin yollarından biridir.

-!..

Yola çıktıktan hemen hemen 45 dakika sonra köprüye varıyoruz. Tarif çok net olduğu için ilk bakışta "gel" demeyen yola doğru tereddüt etmeden dönüyorum.

1 no'lu ok Mikelis, 2 No'lu ok Modut' istikametini gösteriyor.

Mikelis Köprüsü üzerinden Modut istikameti

Manzara muhteşem. Yavaş yavaş yükselirken bir yandan da yaşamı sorguluyorum!

Bunu adet edindim.

Neden varım?

Yaşamak ne demek?

Doğrular göreceli olduğuna göre benim doğru olarak bildiklerim, yaşadığım toplumda ne denli kabul görüyor?

Kriter bu mu olmalı? (Bana göre hayır:)

Akıbet kaçınılmaz olduğuna göre -içinde bulunduğum yaş itibarı ile- olması gereken öncelikler nelerdir?

Nasıl sıralanmalıdır?

Bu gezileri daha anlamlı kılmak için nasıl bir çaba sarf etmeliyim?

Ve benzeri pek çok soru daha...

Uzunca zamandan beri kendimce bir metot geliştirdim.

Örneğin 2 saat bahçe ile uğraşırken, aynı zaman dilimi içinde sürekli olarak yaşamı sorgulayabiliyorum, yazacağım yazının taslağını kafamda oluştururken en az iki kişiye laf da yetiştirebilirim.

Bunun temelleri 1950'li yıllara dayanıyor.

Televizyondan öncesine...

Radyo kültürü, o nesil insanına bir çok şeyi bir arada yapabilmeyi öğretmişti.

Her sabah 10:00 da başlayan "mikrofonda tiyatro" o dönemin insanının yetişmesinde "önemli rol oynamıştır" diye düşünmekteyim.

"Şimdide televizyon dizileri var" dediğinizi duyar gibiyim

Bana göre aynı şey değil.

Birinde hayal gücünüzü zorluyorsunuz, diğerinde yönetmenin kapasitesi ile sınırlısınız!

Ayrıca sadece kulağınız meşgul, gözünüz boşta.

İnancım bu yönde.

Güngörmez Deresi

Zaman zaman da olsa kendimi "acaba mutluluk arayışı içinde miyim?" diye sorguladığım anlar olmuştur.

Her insan mutlu olamaz...
Çünkü gereğinden fazla özler dünü,
Hak ettiğinden fazla düşünür yarını,
Ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü...

Her insan mutlu olamaz...
Çünkü gereğinden fazla özler hayatından çıkanları,
Hak ettiğinden daha büyük umutla bekler hayatına girecekleri,
Ve asla göremez yanı başındakileri...

                                                                                       Tolstoy

Bu ve benzeri düşüncelerle hemhal oluyorum. Yaşama daha çok anlam kazandırma çabası diyebilirim.

Yoğun bir çalışma dönemi sonunda tabiatla baş başa kalınca, gördüğümüz her güzelliği sizlerle paylaşmak için fotoğraf çekmeye başlıyoruz. Aslına bu çabaya "iç dünyamızı iyileştirme gayreti" de denebilir.

Benim ilgimi her zaman olduğu gibi kelebekler çekiyor.

Atalanta / Vanessa atalanta

Küçük Beyaz Melek / Pieris rapae

Bahadır / Argynnis pandora

Yol çok virajlı, bazen bir kerede dönemeyeceğiniz kadar dar açılı.

Aşağıdaki fotoğrafı bilerek kararttım. Aksi takdirde aşırı güneşten yol yeterince görünmüyordu.

Toprak zemin yaylaya yaklaştıkça neredeyse tamamen taşlardan oluşuyor. Köyde "neden yol bu kadar bozuk" diye sorduğumda "her sene yapılıyor ama yoğun yağış alınan yıllarda, akan sular yüzeydeki toprağı götürüyor. Geriye de bu kocaman taşlar kalıyor" diyorlar.

En az 20 metre bu taşların üzerinden gitmeyi göze alacaksınız. Tam tersi de olabilir.

Yaylaya yaklaştıkça manzara sıra dışı oluyor. Tepeler kurulan bir yerleşim yeri çok dikkat çekici.

"Kayalıkların başına bu evler nasıl yapıldı?" sorusu kolay kolay yanıtlanamıyor.

Uygun açıyı bulamazsanız fotoğraf gerçekleri yansıtmıyor olabilir. Bunun için elimden geldiği kadar bu yerleşim yerini görüntülemeye çalıştım.

Ahşapla taşın, nasıl bir uyum içerisinde olduğunun güzel bir örneği.

Zaman zaman Demokan'dan "konu mankeni" olmasını rica ediyorum. O da beni kırmıyor.

Aksi takdirde çektiğimiz fotoğraflar yeterince anlam kazanmayacaktı.

    

Öyle tuvaletler yapmışlar ki! Girmek zor, çıkmak bir başka zor.

Hele hele gecenin bir yarısında işlem (!) sonrası ters yöne bir kaç adım atarsanız!

"Rahmetlinin son defi haceti" şeklinde başlayan bir öykünün kahramanı olmanız işten bile değil.

Anadolu'da tuvalet yerine kullanılan kelimelerinden biri de "ayakyolu" şeklindedir.

Hikayenin sonunda "nereye gittiğinizi" "bir başka söylerler" diye düşünüyorum..

Doç.Dr.Demokan Erol

Oldum olası güzel suyun peşindeyim. Su soğuk ve tatlı olacak, gırtlaktan geçerken ipek yumuşaklığını hissedeceksiniz.

İşte bu su, o su.

Benim son yıllarda gördüğüm en soğuk su. Aynı zamanda sertlik derecesinin de düşük olduğunu düşünüyorum.

Bir zamanların gözde yaylasında şimdilerde ölüm sessizliği hakim. Bu terk edilmişlik, içimi burkuyor.

Her eşyaya, varlıklara “canlılık” hükmü veren "animistik" bir düşünce ile bakıyorum.

Aklıma bir şiir geliyor.

Önce aynalar fark edecek yokluğumu
Sonra elbiselerim
Sonra pencere
Sonra yatak
Sen farkına vardığın zaman
İş işten geçmiş olacak

                                             Ü.Yaşar Oğuzcan  

Aglais / aglais urticae

Köyü, burada gördüğüm tek canlıya emanet ederek yavaş yavaş Modut Yaylası'na doğru yükseliyoruz.

Modut Yaylası

Arka planda görülen dağlara kadar çıkabilseydik gölleri görmüş olacaktık. Parkurun 2-3 saat arası bir zaman alacağını öğrenince ve bu yönde bir hazırlığımız olmadığı için üzülerek de olsa daha yakın bir yükseltiye çıkmayı yeğledik.

Aklım kalmadı değil ama planlanmış bir rotamız var.

Demokan Erol - Ahmet Topal

Yolda (!) yayla sakinlerinden Ahmet Topal'a rastlıyoruz. Tarlasından odun getirecekmiş!

Yöre insanı için sıradan bir iş.

İstanbul'da yaşadığını anlatan Ahmet Bey her yıl yaylaya özlemle geldiğini anlatırken "geceleri çok soğuk oluyor, soba yakıyoruz" diyor.

Modut Yaylası'nı terk edip Bıçakçılar'a doğru yol alıyoruz.

Bıçakçılar
(Heveg-i Levane )

Bıçakçıların Yusufeli'ne olan uzaklığı 30 Km. Halkının tamamı Gürcü.

Bıçakçılar Köyü 6 ayrı mahalleden oluşmuş.

İlyashev (Dolupınar) - Yet Mahallesi (Bozkuş) - Devtisa - Konoban - Pişnarhev ve Devsagara.

Bu yerleşim yerlerinin denizden yükseklikleri 1100 ila 1650 m arasında. Her mahallenin küçük mezraları var.

Yollar dar ve bolca virajlı. Hemen hemen hiçbir işaret ve levha yok. Özellikle yol ayrımlarında....

Dolayısıyla işiniz zor. Navigasyon cihazı kullanmıyorsanız tek şansınız yolda rastlayacağınız birine soru sormaktan öte değil.

Alacağınız cevapla yolu bulabilir misiniz? İşte bu da çok zor. Bu ülkede nereye giderseniz gidin bu sıkıntıyı yaşarsınız.

Bıçakçılar
(Heveg-i Levane )

Masis Tepesi

Bu Barhal Vadisi'ne 3, Bıçakçılar'a 2'inci gelişim. İlki 2006 yılında gerçekleşmişti.

O dönem TRT kurumu ayı hakkında bir belgesel yapmak istemiş, program yapımcıları olan arkadaşlarım da benden yardım istemişlerdi. Her zaman olduğu gibi "olur" demiştim.

http://arpacik.net/guncel_detay.asp?id=137

Modut Yaylası'nı terk edip yeniden yollara düşüyoruz.

Yarın vadiyi terk edeceğimiz için bugün ne kadar çok yer görürsek kârdır diye düşünüyoruz.

Bıçakçılar üzerinden İnkor Şelalesi'ne gitme arzumuz işimizi çok zorlaştırıyor.

Halbuki Barhal Vadisi üzerinden gitseymişiz, yol çok kısalacakmış.

Gelin görün ki o ayrımda da levha yok. Daha doğrusu levhanın yeri yanlış.

O kadar yoruldum ki fotoğraf çekmek için arabadan inecek halim kalmadı. Gün batacak biz hala şelale arıyoruz.

Hyundai

Arabayı kiralarken bu denli yüksek performans göstereceğini bilemiyordum. Sıkıntı olarak kör nokta ve yetersiz turdan bahsedebilirim.

Ortalama olarak 100 km de 25 Tl civarında benzin tüketti.

Kışın karda çamurda ne olur? Bunu bilmiyorum. Ama en azından yaşadığımı bilmenizi istedim.

İnkor Şelalesi

Demokan iyi yürüyen arkadaşlarımın arasındadır. Arazinin çok kayalık olması işimizi zorlaştırıyor. Güneş batmak üzere. Şelalenin tepesine çıkmamız en az bir saatten fazla zaman alacak. Dolayısıyla iniş karanlığa kalacak sorun yaşayabiliriz.

İnkor Şelalesi'ne düzenlenecek gezilerin sabah başlatılması lazım. Özellikle de fotoğraf çekecekler için.

Barhal Vadisi'nde alabalık avı yasak. Yani sözde yasak.

Güneş vadiyi çok erken terk ediyor. Saat 15:52

Akşam Yaylalar Köyü'ne geldiğimizde aşırı derece yorulduğumu fark ettim.

Köylerin pek çoğuna beton yollar yapılmış. Zeminden yüksekilği 15 cm civarında. Kazara olabilecek düşüşleri yumuşatacak dolgu yapılmamış. Kazara yoldan bir çıkarsanız, takla atmanız işten bile değil.

Ayrıca yollar çok dar. İki arabanın yan yana geçerken limitler zorlanıyor. Yer yer cepler yapılmış. Şoförler genellikle "buradan kim geçer ki" havasında araç kullanıyorlar ve yolun tam ortasından geliyorlar.

Dolayısıyla manzara seyretmek şöyle dursun gerginlikten iki kat fazla yoruluyorsunuz.

Her şeye rağmen Barhal Vadisi gerçekten görülmeye değer.

Cılkı çıkmadan önce mutlaka görmelisiniz.

Yarın sabah İspir üzerinden önce Mor Yayla'ya oradan da Erzurum'a geçecek, bir gece konaklayıp ertesi gün Ankara'ya döneceğiz.

Bu yazımı bitirince geriye dönüp yazdıklarımı gözden geçirdim.

İlk yazımı 7 Ağustos 2004 tarihinde yazmışım.

Aradan 7 yıldan fazla bir zaman geçmiş.

Kimi zaman yaşanan güne tanıklık etmişim,

Bazen çaresizlikten 100 yıl ötesine mektup yazmışım.

Her fırsatta birilerinin başarılarını belgeleme çabası içinde olmuşum.

Çoğu zaman sorunları ortaya koyarken, kolaycılığa kaçmadan çözüm yolları üzerine de düşüncelerimi yazmışım.

Hemen hemen her fırsatta eğitimin tek çözüm yolu olduğu yönündeki kanaatimi vurgulamışım.

Ailenin öneminin ne denli olduğunu, örnekleri ile sunmuşum.

Bu siteye girmek sureti ile 30 sene evvel yaşadığı köyleri gören okuyucular oldu.

37 sene evvel Şemdinli'de aynı karakolda askerlik yapan asteğmen arkadaşım beni yine yazılar sayesinde buldu.

Siteye 89.000 kere giriş yapılmış.

Sadece 2 kişi edep dışı mektup göndermiş.

Yüzlerce kişi iltifat etmiş. Beni onurlandırmış.

Ödenmez bir borç altına kaldığımın bilincindeyim.

Bu mektupların hepsini saklıyorum.

 

Unutup gülümsemek hatırlayıp üzülmekten çok daha iyidir.

                                                                     Chirstina Rosetti  

Gelecek yazı

"Mor Yayla - Erzurum"

 

 

 

 


Mehmet Emin Bora

03 Ekim 2011 /Ankara

Bu yazı 2527 kez okundu...