Avcı Eğitiminde Yaşanan Yanlışlıklar-2


Sn.A. Hüsrev Özkara göreve gelince, bir süre ben kendimi çok yorgun ve bezgin hissettiğim için ziyaretine bile gidememiştim. O süre zarfında bu ilgi alanının malum kişileri (!) Hüsrev Bey'i tabiri caiz ise kelimenin tam anlamıyla bayıltmışlar!.. Konu, senaryosu yerine oturmamış karmaşık bir film gibi. Herkes kendisini filmin jönü gibi tarif ediyor. Hüsrev Bey'in de avcılıkla ilgili bilgisi yok. Üstelik hiç kimseyi de tanımıyor. Daralmış tabi.

Bir gece, 35 yıldır dostum olan Sn. Vedat Gür'ü ziyarete gidiyor. Tabi ki aramızdaki bu yakınlığı bilmeden.

Laf lafı açınca da avcılardan dertlenerek kimin, neyi, doğru söylediğini bir türlü tespit edemediğinden yakınıyor ve bunaldığını anlatıyor. O dostum da, benim güvenilir kişi olduğumu söyleyerek, her halime kefil olabileceğini ifade ediyor.

Vedat Gür

Bir müddet sonra bu dostumun daveti üzerine, ben ve Hüsrev Bey, eşlerimizle beraber Bilkent Otel'de bir akşam yemeği yedik. Yemek sonrası, yapılması gereken işleri önem sırasına göre kendisine anlatmaya çalıştım.

İlk eyleminin de, muhakkak suretle avcıların eğitilmesi hususunda bir eğitim seferberliği olması gerektiğini ifade ettim. Örnek olarak, gerçekleştirmiş olduğumuz kurstan bahsettim. Kurs sırasında dersleri banda aldırmıştık. Bu kasetleri, zamanın devlet Bakanı Sn. Metin Gürdere'nin tavassutu ile Bursa Devlet Hastanesi Eğitim Tesislerine götürüp düzenletmiştim.Çok ilgilendi ve o derslerin kasetini istedi. Ben de tüm ders kasetlerini ertesi gün kendisine kızım vasıtası ile gönderdim. Bunları, o zaman Gn. Md. Mv. olan Sn. Muzaffer Topak ile saatlerce izlemişler.


Bursa Baş Mühendisi Süleyman Dizdar'ın makam odası

Özel arabamla ve eşimle beraber gitmiştik. Her türlü külfeti bana ait bir çabaydı. Bakanlıkta o zaman görevli olan Sn. Bekir Çetin de bize katılmıştı. Bantları verdiğim günün gecesi Bursa'lı avcılara bir kahvede (!) avcılığın dünya ölçeğindeki yerini anlatan bir sohbet toplantısı yaptığımı da hatırlıyorum.


Eski Garajlar denilen bir yere yakın bir kıraathane.

İşte 2'inci dönem avcı eğitimi çalışmaları A.Hüsrev Özkara ile yaptığım bu konuşma üzerine başladı.

A. Hüsrev Özkara'nın ilişkilerimiz sırasında tespit ettiğim çok önemli bir özelliği var. Konuşulan hiç bir şeyi boşa konuşmadığı gibi, inanılmaz ölçüde bir takipçiliği de var. Resmi yazışmaları çok kısa sürede bitiren A.Hüsrev Özkara ısrarcı ve azimli takipçiliği ile Milli Eğitim Bakanlığını salonunda Orman Bakanı Sn. Nami Çağan ile Milli Eğitim Bakanı Sn.Metin Bostancıoğlu'nu bir araya getirdi.

Yapılan bir protokol ile avcıların eğitim süreci başlamış oldu.

Milli Eğitim Bakanlığı ile müşterek protokol yapılması, müfredatın tespiti, eğitimi destekleyecek kısa metrajlı film çekimlerin yapılması ve okutulacak ders kitabının hazırlanması bu dönemde oldu.

Sn. Özkara sık, sık “Kervan yolda düzülür” diyordu. Gerçekten de öyle yapıyorduk. Bu kervanın başını çekmek üzere (!) benden defalarca görev yapmam istenmiştir.

İtiraf edeyim ki ben gönüllü bir kervan başıydım (!).

Hiç kimseden yardım almadan aksesuarlarımı (!) takınırdım.

Halâ doğru yaptığımı düşünüyorum.

   

M. E. Bakanı Sn.Metin Bostancıoğlu      Orman Bakanı Sn. Prof.Dr. Nami Çağan

    

İki bakanın yapılan protokolü teatisi       Hüsrev Özkara – Muzaffer Topak


Ve kutlama çiçekleri!..

Resmi süreç başlar başlamaz Mili Eğitim Bakanlığı'ndan yetkili kişilerin de gelmesi ile defalarca 10 no'lu binada toplantı yaptık. Sonuçta bu komisyonun tespit ettiği konu başlıkları ile ilgili bir eğitim kitabı yapılması için yetkili kılındım.

Gerek Orman Bakanlığı, gerekse Milli Eğitim Bakanlığı, geçmişte böyle bir çalışma yapmadıkları için bu yönde ellerinde ne bir arşiv ne de herhangi bir doküman vardı.

Bir ilk yaşanacaktı.

Belki inanmayacaksınız ama bu komisyonda konuşulanları ses cihazı ile tespit ettim. Hala saklarım. Çünkü “avcılık tarihi” bağlamında bir eğitim seferberliği başlıyordu.

Kim ne dedi?

Sizce de önemli değil mi?

   

Soldan sağa: Sn. Alb. Mustafa Güzel - Sn.Celal Acar-?

   



Soldan sağa: Sn. Menekşe Bacak - Sn. Seçkin Tekinşen - ?
Defalarca toplanan komisyon üyeleri.

Çıraklık ve Yaygın Eğitim Gn.Müdürlüğü / Gn.Md. Mv. A.Fikret Bayraklı

İş başa düşünce kitapta tespit ettiğim konuları, bu işin altından kalkacağını umut ettiğim arkadaşlarıma dağıtarak beklemeye başladım. Bunun dışında gerek üniversitede gerek ise bakanlık içinde bazı bölümlerin kaleme alınması hususunda bize yardım edebilecek değerli arkadaşlarımız vardı. O bölümlerin hazırlanmasını da onlardan rica etmiştik. Bilinmelidir ki bu yazdıklarım, ne bir günde, ne de yazıldığı kadar kolay oluyor. Örneğin, ekoloji bölümünün yazılması için günübirlik araba ile İstanbul'a gittim. Sabah 05:00 de yola çıkıp, öğleden sonra 18:00 gibi de geri döndüm.

Gündüz araba ile böylesine uzun yol yapınca, gece de sürekli dönme dolaba bindiğimi zannederdim.

Bir süre sonra yazılması için dağıttığım bölümler bana geri dönmeye başladı. Büyük ölçüde sükutu hayale uğradım. Birkaçı hariç bazı arkadaşlarım gereken özeni göstermeden metinleri kaleme almışlar. Olacak gibi değildi. Editör sıfatı ile bu yazıları defalarca gözden geçirdim. Bazılarının aslı ile hiç alakası kalmadı. Yeni düzenlenen hali ile, yine aynı isimlerin altında kitaba koydum.

Bu durumdan hiç kimse şikayetçi olmadı!..

Dolayısıyla özür dileyip teşekkür eden de...

Bir güzel sahiplendiler.

Ama ben, bana gelen metinleri o halleri ile sakladım.

Hani olur ya...

Bu özensizlik, bakanlık adına kaleme alınan yazılarda ise hemen hemen hiç olmadı. Sadece yazım hataları vardı. Emek sarfeden ve özen gösterenlere burada, bir kere daha teşekkürü borç biliyorum.

Bu kitabı yaparken idareden bir tek kuruş almak şöyle dursun, cebimden o zamanın parası ile birkaç milyar para harcadığımı adım gibi biliyor ve hatırlıyorum.

Bilen sadece ben de değilim!..

Bu arada ömrünü yalanlar üstüne kurmaya çalışan ve sayıları bir elin parmaklarından az olan birkaç kişi beni karalama kampanyasına giriştiler. Onlara cevabımı bu sitede bir kere verdim. Fazlası, onları adam yerine koymam anlamına gelir ki, bunu da asla hak etmezler.

Kitap bitti ve ilk baskı 5000 civarında oldu. Çok kısa süre içinde baskı sayısı zannedersem 50.000 adede kadar ulaştı.

A. Hüsrev Özkara'nın bu dönemde yarattığı heyecan, hemen, hemen tüm av camiası içinde olumlu tepki gördü. Ömürlerini, bu ve benzeri işlerden çıkar sağlamak için harcayanlar, devre dışı kaldılar.

Daha sonra anladım ki, bunu sadece ben öyle sanmışım.

İlk kurs Sincan Halk Eğitim Merkezi'nde başladı.


  

Esat Sağcan           A.Hüsrev Özkara

     

                  Fikret Çuvaç                                                  Şener Sarıçiftçi  

Yüksel Özdemir

Açılışta herkes konuştu!..

Herkes gururluydu…

Başarılarını şükran plaketleri ile belgelediler…


Sincan Kaymakamı / Şener Sarıçiftçi – Gn.Md. / Hüsrev Özkara

Pek kalabalıktı… Oturacak yeri bulmakta (!) zorlanıyorduk


Eğlendik!..

Oynadık!..

Yedik içtik!..

Hadi artık sınıfı da görelim dediler…

Gördük…

   

Film çektik…

Gittiler… Sn. Ali Şahin ve ben kaldım.

  

Mehmet Emin Bora                                Ali Şahin

Evet 2. dönem Sincan da böyle başladı. Burada açılan kurslara uzun zaman devam ettim. Her derse gelişimde, 30 ila 40 kişinin açlığını bir nebze de olsa dindirebilecek ufak tefek şeyler aldım.

Kendimce ikramda bulundum. İstiyordum ki, yemek saatinde başlamak zorunda olan kurslar, bu nedenle sekteye uğramasın. Savaşa başlamadan kaybetmiş olmayalım. İlgi azalmasın.

Bir akşam, ders arasında yemek molası vermiştik ki, ilk eleştiriyi (!) o anda bir kursiyer avcıdan aldım.

Yemek paketine peçete koymamışım!.. Ben de hemen özür diledim. Daha sonrakilerde hep peçete de oldu.

***

Sincan'da arka arkaya 4 dönem kurs açıldı. Diploma töreni yapılacakmış. Ben de duydum (!) Davet de edildim.

Yine konuşmacılar vardı…

Şener Sarıçiftçi

  

Metin Sertoğlu                      Yüksel Özdemir

   

       Rüstem Altınbaş                                                      

Kursta başarı gösteren avcıları takdir ettiler… Eğitim üzerine konuştular…

Birbirlerini, eğitime verdikleri katkıdan ötürü kutladılar.


Oynadılar…

Ben bu tören sonunda, geç saatte olmasına rağmen Nallıhan'a gitmek mecburiyetindeydim. Avcılık kursu vardı ve beni bekliyorlardı . Derse gidecektim. Tam halk eğitim binasından çıkarken yanıma gelen Sincan'lı hafif kilolu kursiyer bir avcı elimi, ellerinin arasına alarak “Olmadı hocam olmadı, ayıp ettiler” dedi.

Göz göze geldik. Ben, onun ne demek istediğini anladım. Hayatım boyunca bu sıcak yaklaşımı unutmayacağım ve hoş bir anı olarak, kalbimin derinliklerinde saklamak istiyorum.

O anı, o ellerin sıcaklığını, içtenliğini ve o gözlerin samimiyetini hiç, ama hiç unutmayacağım.

Bana bundan daha büyük bir ödülü kim verebilir ki!..

Keşke bu yazıyı o okusa da, ben de kim olduğunu bilebilsem. Bilsem de, bir kere daha teşekkür etsem.

Yüreğim yerinden çıkacak gibiydi. Mutluluktan uçarcasına Nallıhan'a gittim. O şevkle de ders anlattım.

Bu dönemde avcılara kurs vermek için şehirlerarası ve şehir içi olmak üzere 6000 Km. kadar bir yol yaptım. Görsel anlamda avcıların ilgisini çekmek için yanımda çantalar dolusu av malzemesi taşıdım. Hemen, hemen her kursta fotoğraf çekip not tuttum. (Şimdi daha da fazlasını yapıyorum.)

Av kazalarının yazılı belge olarak toplanması hususunda yeni bir sayfa açma gayretinde bulundum. Uzun mesafelere giderken artık yorulmaya başlamıştım. Aklıma, arabası olmayan hocaların buralara nasıl geldiği takıldı. Ankara Baş Mühendisi Fikret Çuvaç'la sohbet sırasında bunu dile getirince Fikret Çuvaç;

- Onlara araba veriyoruz dedi

- Peki, bana niye vermiyorsunuz? diye tekrar sorduğumda

- Ağlamayana meme yok diye cevap verdiğini hatırlıyorum.

Bu olaydan sonra bana da araç verdiler.

İfade etmeye çalıştığım şudur ki, idare kendi savaşında sizden olabildiğince faydalanmaya çalışır ve mümkünse, sizi de yok sayar.

Neden?

Bir çalışmanın ya maddi, ya da manevi ölçekte bir kazancı olmaz mı?

Örneklerini bu yazı dizisinde defalarca göreceksiniz. Bazı anıları da saklıyorum.

Ben düşündükçe hala utanıyorum. Nasıl yazayım ki?

Kurslar ülkenin dört bir yanında devam ederken biz de avcılara verilen derslerin daha da anlaşır bir dille aktarılmasını kolaylaştıracak bir yol aradık. Bunun görüntü ağırlıklı olması tercih edildi. Yanı kısa metrajlı film yapacaktık.

İlgili firmalar bulundu ve iş ihale ile verildi. Çekim ve mizanseninin oluşması sırasında idare adına gayri resmi ben karar verecektim. Türkiye kazan, biz de kepçe olduk 32 günde 12.994 Km. yol yaptık.

Bu çekimler sırasında öyle olaylar yaşadık ki... Her biri başlı başına bir öykü olur. Belki bir gün!..

İhaleyi alan firma 100 saate yakın çekim yaparken ben de 2000 civarında slayt çektim. Film çekimlerinden toplam 20 dakika süren 4 CD yaptık. Benim çektiğim slaytları da basılan eğitim kitaplarında kullandık. Bu süre zarfında tüm harcamalarımı her zaman olduğu gibi yine kendi imkanlarımı kullanarak yaptım. İşte zaman içinde çektiğim bazı fotoğraflardan örnekler.

 


     

Mehmet Emin Bora

Halil Yılmaz

Mehmet Emin Bora

Sn. Hüsrev Özkara'nın görev yaptığı sürede pek çok şey yapıldı.

O tarihlerde ben “bu yapılanları bir kitapta toplayalım” diye bir fikir beyan etmiştim. Kulakları çınlasın o zaman Gn.Md.Mv. olan Sn. Muzaffer Topak'ta bu fikre karşı çıkarak, devlet ağırlıklı bir sürü mazeret beyan ederek, kitabın yapılmaması gerektiğini savunmuş ve bana karşı bir tutum içine girmişti.

Ne önersem artık kar etmiyor, başlangıçta çok ilgi gören yeni işlere dönük projelerim, planlarım, gündemde yerini bulamıyordu. İş, öylesine bir hale dönüştü ki, örneğin; İstanbul'da yapılacak bir uluslararası avcılıkla ilgili toplantı için, 10 gün içinde ülkenin yabanhayatı ile ilgili varlıklarını gösterecek bir tanıtım kitabı yapmak gerekiyordu.

Sn.Topak “yapılamaz yetişmez derken” ben de “yapılır ve yetişir” diyordum. Hayal ettiğim tasarım için kitabın yatay olarak yapılmasını önermiştim. (Yoksa kitabı eline alan, çevirip duracaktı.) Çünkü yer küre üzerinde ülkemiz ekvator kuşağına göre kısmen yatay pozisyondaydı. Eğer bu kitabın İngiltere'nin yabanhayatı varlıklarını göstermesi için yapılması istenseydi, o zaman da dik olarak tasarlanmalıydı.

Tasarım dik mi olmalıydı?

Yoksa yatık mı?

Artık, Sn Topak'la detay tartışıyorduk. Neticede yapılamaz denilen kitap benim önerdiğim yatık tasarımla Sn.Topak tarafından çok kısa sürede yapıldı.

Üstelik, çok da güzel oldu.

Ne kadar acıdır ki bu kitap yeni dönemde -genişletilerek-bir kez daha basılmış ve Sn.Muzaffer Topak'ın "koordinatör sıfatı kalkmış," ismi ''katkı sağlayanlar'' kısmına kaydırılmıştır. Çok değil, bu anlayış ile bir süre sonra tamamen ortadan kalkacağı kaçınılmazdır.

Bu davranış biçimi sizce etik midir?

Bir önceki dönemin çalışmalarından istifade ederken ''onları yok saymak'' veya ''ikincil duruma'' düşürmek, hatta ve hatta kitabın önsözünde "bir teşekkürü" bile çok görmek sizce, ne derece de doğrudur?

Siz bırakın bunları, bu kurumda kuruluşundan bu yana görev yapan genel müdürlerin bir köşede fotoğrafları ve özgeçmişleri olmaz mı? 2 sene evvel bir odada ben görmüştüm.

Çok kısa bir süre önce Milli Parklarla ilgili bir yazı yazmak istiyordum. Sıralamayı öğrenmek için gittiğimde fotoğrafların birileri tarafından kaldırıldığını, gerekçe olarakta "çerçeve lazımdı" dediklerini duydum.

Benim söylediklerimin hepsini atın bir kenara. Bana, bu kurumda çalışan tüm genel müdürlerin fotoğraflarını bulun... Özgeçmişlerini ve hangi dönemde görev yaptıklarını söyleyin!..

Niçin Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn. Müdürlüğü'nün web sitesinde bunlar görünmez?

Bu, köklü kurum olmanın olmaz ise olmaz şartlarından sadece birisidir.

Vefa borcu ne demektir?

Daha o kadar çok şey var ki...

Neyse... Diğer kitap için son karar Hüsrev Bey'in oldu ve ben bu kitabı her zaman ki yöntem (!) ile yaptım.

Bu kitabın adı SÜRDÜRÜLEBİLİR AV VE YABANHAYATINA DOĞRU CİLT-1 oldu.

Kitaptan 1000 adet basıldı. Ve kitabın künyesine de Sn.Muzaffer Topak'ın ismi, muhalafetinden ötürü konmadı.

Sn.Muzaffer Topak'ta basılan bu kitabı dağıtımını yapmadı.

Ta ki, Hüsrev Özkara'nın görevden alındığı güne kadar. O günlerin birinde Hüsrev Özkara'yı makamında ziyaretine gittim. Laf lafı açtı. Derken aklıma “Kitaplar ne oldu hani bana da verecektiniz, söz vermiştiniz” diye sormak geldi. O da, kendi telaşından dolayı bugüne kadar bunu sormayı düşünmemiş. Hemen telefonla kitabın akibetini Sn. Topak'a benim yanımda sordu.

Kitapların dağıtımı ödenek yokluğundan ötürü yapılamamış!..

Mazeret bu şekilde seslendirildi.

Bu hale çok kızan Hüsrev Bey aynı gün içinde bu kitapların tamamını tüm başmühendislikler ve ilgili kurumlara dağıttırdı.

Çok da iyi oldu.

Ne yapıldığını herkes gördü öğrendi. Bu dağıtım yapıldığı için şimdi herkes “Çıta çok yükselmiş. Bunu nasıl aşacağız” diye her yerde konuşuyor.

Yapılanlar belgelendiği için, artık en azından gidilecek yolun haritası var…

Dağıtılmasaydı o kitapların tamamı şimdi SEKA havuzlarında, kompozit teknolojisiyle geri dönüşüm sırasını bekliyordu.

Sonuç:

Sn. Hüsrev Özkara'nın görev yaptığı dönemde çok, ama pek çok iş yapıldı.

70.000'e yakın avcı zorunlu (!) olmadığı halde eğitimden geçti.

Milli Parklar'ın yıldızı parladı.

Personelin çalışma motivasyonu en üst düzeydeydi.

Sn. Muzaffer Topak, bu yükün büyük bir kısmını omuzladı. Bakmayın bana karşı olan tavırlarına. Bunların pek çoğu duygusaldır.

Soldan sağa: Sn. Muzaffer Topak ve Sn. Zafer Mardinli

Her iki bürokrat da çok dürüst, çok da çalışkandı.

Gece yarılarına kadar çalışma odalarının ışığı sönmezdi.

Sistem, bu iki özverili adamı bir anda yok etti.

Buna “görev devri” diyorlar.

Ben buna asla inanmıyorum.

Bu görev, siyasi mülahazalarla asla götürülemez.

Bu makam, Çevre ve Orman Bakanlığına da bağlı olmamalı!..

Doğrudan Başbakanlığa bağlanmalı ve müsteşarlık düzeyinde bir yapılanmaya sahip olmalıdır.

Bakanlıklar üstü bir politika izlemesi gereken bu kurumun, başka türlü bir yapılanmayla yürütüleceğine inanmıyorum. Hele, hele Çevre Bakanlığı ile birleşmiş olmasından sonra şimdi sahip olduğu yapıyla asla.

Bundan hangi mana çıkar?

Bunu dilimin döndüğü ve aklımın yettiği kadarını “3'üncü Dönem” başlığı altında anlatmaya çalışacağım.

Bu yazı 6329 kez okundu...