İspanya (2.Bölüm)


22-29 EKİM 2012 ENDÜLÜS GEZİSİ

2. Bölüm

Granada - Valencia - Barcelona

 

4.Gün : Granada Nar

Sabah 7.00 de kalktık, kahvaltıdan sonra 09:00’a doğru yola yola çıktık. 260 km’lik yolu, ihtiyaç molası dahil 3-3,5 saatte yağmur altında kat ederek Granada’ya ulaştık.

Saray girişi

Saraya 14.00 de gireceğimiz için yakındaki bir restoranda balık kızartması yiyerek, yağmurun dinmesini bekleyerek zamanı doldurduk ve 14.00 de saraya girdik.

Kabul alanı

Elhamra Sarayı 4 kısımdan oluşuyor. İlk bölümü kale, önce yapılan kısım çok fazla özelliği yok. Adalet Sarayı ile başlıyor. Burada şikâyeti olan, sultana şikâyetlerini anlatıyor. Sonra resmikabullerin yapıldığı ortasında büyük havuzu olan kısım geliyor. Burada resmi devlet işleri görülüyor. 3.kısım Sultan’ın özel yaşamını sürdürdüğü kısım, kendisinin ve eşinin yatak odaları, hamamları yer alıyor. Buradan bir merdivenle çıkılan üst katta harem yer alıyor. 15-20 cariye olurmuş.

İç avlu

Harem

Yer döşemesi

4.bölüm Cennet Bahçeleri denilen setler, havuzlar, güzel doğa ve çiçeklerle donatılmış bahçeler var. Sultan’ın eşi ile birlikte buraya atla geldiği ve bazı gündüz saatlerini bahçesini dolaşarak geçirdiği söyleniyor.

Sarayın diğer özellikleri için bir kitap aldım. Burayı 1800’lerin sonunda dolaşan Washington Irwin isimli bir Amerikalı tanıtmış. O zaman harap halde olan binanın 5.Carlos zamanında yapılan bölümünün 2 odasında uzunca bir süre kalarak, Elhamra Sarayı hakkında bir kitap yazmış. Amerika’da uyanan büyük ilginin İspanyolları da uyandırması sonucu buranın ıslah restorasyonuna başlanmış. Halen devam ediyor. Bina 250 yılda tamamlanmış (1000 - 1250) ancak içerisinde sadece 10 yıl kadar oturulmuş. İçerisinde hiç möble yok, aslında da fazla bir eşya olmadığı Sultan dahil herkesin yerde yattığı, minderlerde oturduğu bilinirmiş. Havuzların sürekli akan, fıskiyelerin devamlı fışkıran suyu yerçekimi ile gerçekleşiyor.

Tavan süslemeleri, deri üzerine yapılıp, tavana monte ediliyormuş! Duvarlarda kemer, sütunlar İslam’i tarzda geometrik motifler, Kufi yazılarla dolu, mağlup olmayan Allah’tır mealinde bir söz bazı yerlerde tekrarlanıyor.

Saray tümüyle Dünya mirası olmayı hak ediyor. Çok uzun yıllar terk edilip, bakımsız kalması nedeniyle bir çok yeri yıpranmış. Randevu alınarak gezilebiliyor. Biletleri için karaborsa var. Her isteyen istediği zaman gezemediği halde, çok büyük kalabalıkların Sarayı gezdiğine tanık olduk. Bu gezide ortalama 5 km. yürünüyor ve 3 saat kadar zaman alıyor.

Saraya gelirken otele hiç uğramamıştık. akşamda yemek sonrası flamenkoya gideceğimiz için 5-7 arasındaki saatleri İslami eserlerin Hristiyanlar tarafından toplanıp yakıldığı meydanı ve onunla bağlantılı olarak Arap bölgelerini gezdik. Sonra da yağmura karşı savunmamızı güçlendirmek için şapkası da olan muflonlu yağmurluklarımızı alıp nihayet otele girişimizi yaptık. Odada yarım saat bile vaktimiz olmadı acele atıştırılan yemek sonrası gelen minibüse binerek Sacramento denilen çingene bölgesindeki flamenko gösterisini izlemeye yarım saat gecikerek gittik. Gösteriden sonra o bölgede bir gece turu planlıyorduk, ancak yağmur fırsat vermediğinden otele döndük. Ben bunları yazarken saat 20.00 Yarın çingene bölgesini anlatmak istiyorum.

Sacramento denilen yer Elhamra’dan bakınca sağ tarafta kalan dağın yamacında yüksek bir yerleşim bölgesi. Çok dar sokaklarda 1-2 katlı basit evler sıralı. Bölgeye girişte emniyet bariyeri var. Sizi getiren minibüs özel kartı ile bariyeri indirip geçtikten sonra bariyer tekrar kapanıyor. Bu bölgeye herhangi bir otomobille girmek, flamenko kulüplerine serbestçe gitmek söz konusu değil. Siz rezervasyonu yaptırıp parayı (55 Euro) veriyorsunuz, onların aracı gelip alıyor.

Organizasyon, şoför, gösteri ekibi, bölgeyi gezdiren tur rehberi hep aynı takımın çingene üyeleri. Mafya var, bu örgütlenme Elhamra Sarayı’nın bilet kara borsasını da yönetiyor. Flamenko yapılan yerde dağa tünel şeklinde oyulmuş mağaralar var. 4 mağaradan birinde yemek, içki hazırlanıyor, diğer 3 ünde Show var. Her biri 40 kadar izleyici alıyor. Karşılıklı oturuyorsunuz ortası sahne oluyor, zemini ahşap. Yaşlı peder şarkı söylüyor, gitar ve 2 de vurmalı çalgı var, dans eden çiftin dışında 2-3 kadın dansçı alkışla tempo vuruyor. Dans temalı, bilinen ritimlerle flamenko yapılıyor. Hançereden tipik bir acılı sesle okunan şarkı ve tiratlar eşliğinde oyun, mutlu sonla yani babanın kızını sevdiğine vermesi bitiyor.

      

Flamenko

5.Gün : Granada-Murcia-Valencia

Gezinin en uzun otobüs yolculuğu bir kez ara vererek yaklaşık 3 saatte Murcia’ya ulaştık. Yol boyunca seralar üzüm bağları, narenciye ağaçları, yollar düzgün, geniş verimli bir ovaya kurulmuş Murcia 713’de Müslümanların eline geçmiş. 1200’lerde Müslümanlar dan çıkmış.

400 000 civarında nüfusu var. Bölgede eskiden beri sulu tarım yapılıyor. Su sistemleri ile ilgili müzesi bile var. Şehri, meydanını, katedrali dolaşıp, meydandaki bir barda günün yemeğinden yiyip bira içerek otobüse döndük ve yola devam. Yine şoföre dinlenme bize ihtiyaç molası vererek Valencia’ya ulaştık. Murcia’da yemek yerken karşımızda bir üçlü müzik yapıyor ve biri Türkçe konuşup, para istiyordu. Bir ara kulağımıza “mutlu yıllar” ezgisi geldi. Bizim gruptan 25 yaşında birinin yaş gününü kutluyorlarmış. Daha sonra hareketli bir mastika çalmaya başladı. Grubumuz hareketli dansları ile eşlik etti.

Murcia Katedrali

Valencia:17.00 civarında ulaştığımız kentte önce Bilim Merkezini gördük. Çok para harcanarak Şehir merkezinde büyük bir alana yapılmış turistik yapılar, gemi pruvası şeklinde bir köprü, büyük bir havuz içinde, çevresinde gösteriler yapılıyor, suyu boşaltılıp içinde konkurhipik bile yapılmış, alt katları otoparkın, onun havalandırma bacaları bile sanat eseri gibi, büyük havuza komşu bir diğer havuzun üzerinde çok büyük bir göz ve küresini andıran yapı,. 3D sinema salonu, bunun arkasında savaşçı şapkası şeklinde devasa, çok orijinal bir yapı ise opera burada 4 ayrı salon var ve 5000 kişilik, ayrıca üstü beyaz, demir kuşaklarla kısmen örtülü, zemini ağaç ve çiçeklerle bezeli bir yürüme yolu.

Bir de dinozor sırtını andıran büyük bina var.

Burası kongre, sergi amaçlı kullanılıyor. Bu kompleks 1,5 milyon USD ye mal olmuş. Mimarı Valencialı Kalatrava şimdi USA da metro yapıyormuş, gerçekten çok büyük, modern, etkileyici, çok işlevli bir kompleks yapı. Şehrin ipek ticareti yapılan, merkezi dairesel bir alışveriş, hal binası, Katedralini, şehir meydanını gördük.

Bilim merkezinden bir kare

Valencia 850 000 nüfuslu bir sahil şehri. Eski yapıları iyi korunmuş, şehrin ortasından geçen bir nehir taşkınlara ve ölümlere neden olduğundan yatağı değiştirilmiş ve şehrin tam ortasından geçen bu 12 km. uzunluğundaki alan park haline getirilmiş. Şehir halkı yol yapmak isteyen yönetime karşı çıkarak burayı yeşil alan haline getirtmiş. Demokrasilerde halkın görüşüne uyan yönetimler de var!

Holiday Inn Alaveda’ya bavulları bırakıp taksilerle sahildeki restoranlara akşam yemeğine gittik. Lobsterlı Paella, şaraplı güzel bir yemek iki kişi 80 euro yiyerek otele döndük, yarın son etap Barcelona’ya geçeceğiz.

6.Gün : Barcelona : Saat 9.00 civarında Valencia’dan çıktık. 11.30 da Tarragona’da 35 dk’lık mola verdik. Burası Batı Roma İmparatorluğu’nun ilk başkenti. MS 200’lü yıllarda kurulmuş. Kale, amfi tiyatro gibi bazı kalıntıları fotoğrafladık.

Tarragona’dan

Tarragona’dan

Akdeniz’in balkonu diyorlar. Açık deniz, geniş manzara liman. Sahilden yüksek gezinti alanında dolaşırken Morisco olduğu ten renginden anlaşılan 50-60 yaşlarında bir bey Santur çalıyordu. Nağmeleri bize çok yakın. Saba Hümayun gibi makamlar CD’nin kapağında görülüyordu.

Öğle sularında Barcelona Fira Otel’e bavulları bırakıp, otobüsle şehir turuna çıktık. Önemli cadde ve sokakları geçip Rambla civarında bırakıldıktan sonra yürüyerek, Barcelona Katedrali’ni ve meşhur La Boqulira denilen hali gezdik. Burada referansla geldiğimiz bir büfe-banket şeklindeki lokantada ayakta epeyce bekledikten sonra lezzetli bir karides (tavada şarapla pişirilen, sarımsak ve acı sosla terbiye edilmiş) ve bir bardak şarapla öğle yemeğini yedik.

Daha sonra rehberimiz saat 9.00 da eskiden kralın oturduğu sarayın önünde -yeni kongre merkezi- ışık gösterisi yapılacağını söylediği için şehirde dolaşarak vakit geçirdik. El Corte Ingles’de kahve – pasta ile 09.00 da taksilerle İspanya Meydanı’ndan oraya gittiğimizde acı bir sürprizle karşılaştık, çünkü gösteri 07 - 09 arasında olduğundan bitmiş ve herkes dağılmaktaydı.

Kilise meydanında bir orkestra eşliğinde daha çok yaşlı insanların bir çember yaparak el ele tutuşup oynadıkları oldukça yavaş tempoda oynanan geleneksel bir oyunu da izleme imkânımız oldu. Yine taksilerle otele dönerek yattık. Bu gece saatler 1 saat geri alınıyor.

 

:Barcelona’da 2.gün

Geç kalktık ve saat 9.30 da otobüsle şehrin önemli yerlerini gezmeye çıktık. Figueras turuna hiç talep olmadığından otobüs bize şehri dolaştırdı. Gaudi’nin şehir içerisindeki birkaç binasını gördük. Montjuic Tepesi’ne çıkıp şehri yukarıdan görüp fotoğrafladık.

Sonra lokal rehberimizi alarak Güell Parkı’nı (Gaudi) gezdik. Daha önce gördüğümüz parkı, özellik ve güzelliklerini görerek hatırladık. Bir site içerisinde 60 ev şeklinde planlanmasına rağmen sadece 3 ev Gaudi, avukatı, kont Güell’in evleri yapılabilmiş. Site duvarları içerisinde kalan diğer genel kullanım için düşünülen, park, amfi, yürüyüş yolları, yönetici, parkın bekçisi için yapılan olağan dışı yapılar. Yılda 9 milyon kişi tarafından geziliyor.

Bu gezinin rehberi İlknur Hanım’ın eşi İspanyol, orada bir seyahat şirketi var. 20 yıldan fazla Madrid’de yaşıyor. İspanyolcası mükemmel ve birçok yerli kişi ile dostluğu sayesinde çok iyi bir hizmet sundu. Ayrıca seçtiği lokal rehberler de çok iyi idi. 24 kişilik uyumlu bir grupla iz bırakan bir gezi oldu.

Dr. Demokan Erol - Dr. Semih Baskan

Gaudi mimar, şair, deha aynı zamanda koyu dindar bir kişi. Doğaya çok saygılı, eserlerini doğanın mimarisini bozmadan yapıyor.

Dr. Demokan Erol

Ömrünün tümünü Barcelona’da büyük önemli yapılar üreterek geçiriyor ve bir tramvay kazası sonucu ölüyor. Daha sonra dünya mirasındaki en önemli eseri Sagra da Familia Katedrali’ni dışarıdan gördük. İki Papa tarafından takdis edilerek Katedral olmuş. 40 yıl önce bitmemişti, halen de inşaat devam ediyor.

 

Doğum, ölüm, yeniden diriliş olmak üzere 3 kapısı var. 3 kapı da 4 er olmak üzere 12 kule en dışta, onun iç halkasında 4 kule, en iç halka 2 kule daha toplam 18 kule var. 12 havarileri, 4 incili, içtekiler Meryem Ana ve İsa’yı temsil ediyor. Bunlar henüz yapılıyor. En yüksek İsa’ya adanan kule 173 metre olacakmış. Karşısında sahibi, ismi Metin olan bir kişinin dükkânından hediyelikler aldık. Bize detaylı bilgi veren kibar rehberimizi bırakıp Kolomb heykelinin bulunduğu Liman’a inerek herkes yemek ve serbest dolaşmaya çıktı.

Biz de tarih müzesinin altında yer alan restoranlardan birine oturarak 5 kişi, Ahmet, Yasemin, Semih hoca, Neşe ve ben yorgunluk atıp yemeklerimizi yedik. (iki kişi 70 Euro) Daha sonra sahilde ki büyük Mare Magnum’u dolaştık, kahve içtik ve taksi ile otele döndük. Vakit erken olmasına rağmen odalara çıktık. Yarın 04.00 da kalkacağız ve 7.50 de uçağa bineceğiz inşallah.

Evet o saatte uyandırılıp hava limanına ulaştık. Sabah kahvaltısını piknik paketi şeklinde vermişlerdi, onu alanda kahveyle yiyip 7.50 Lufthansa uçağına bindik.

Rehberimiz Didem Hanım ve ben:-).

Münih’e doğru gidiyoruz. Münih'de 1 saat kadar olan zamanımızda kısa bir free shop gezisi sonrası Ankara uçağına geçtik ve rahat bir uçuşla zamanında Esenboğa’ya vardık. Alanda şirketin otobüsü bizi aldı. Tunus Caddesi'nde vedalaşarak ayrıldık. Eve dönüş, kavuşmanın mutluluğu ve mutlu son.

Bu gezinin mutlu bir şekilde sonlanmasında büyük emeği olan Didem Hanım'a en içten duygularımla teşekkür ederim.

Doç.Dr.Demokan EROL

25.12.2012 - Ankara

Bu yazı 2795 kez okundu...