Bir Edirne Sevdalısı....


Yrd. Doç Dr. Ratip Kazancıgil...

 

1920 - 2017

Dayımı ne anlatabilir? Bu sorunun tek bir yanıtı yok, olamaz da...Yaşamın her anında, her boyutta, tüm ortamlarda yaşamış sıra dışı bir insan nasıl anlatılabilir ki!

Ben bu karenin dayımı kısmen de olsa anlattığını düşünüyorum. 97 yıla 40 kitap sığdırmış. Doktor, eğitimci, musiki tutkunu, Edirne aşığı,..

Ne değil ki? Bir sosyal faaliyet söyleyin ki içinde o olmasın...

Kimsesizlerin kimsesi...

Edirne sevdalısı Doç .Dr. Ratip Kazancıgil...

Yanlış bir yaklaşım ise affına sığınırım...   

 

12 Ağustos 2017 /Saat  08:00 /Çamlıdere

Kahvaltı masasında, sabah haberlerini  izliyorum.  Telefon çalıyor. Bu saatte çalan ısrarlı zil sesinin "pek de hayırlı olmadığını" bana yaşam öğretti. Telefondaki ismi görünce belim büküldü. Açar açmaz ağzımdan “Hocam bu saatte aradığınıza göre…“ derken, Hoca: “Hepimizin başı sağ olsun Ratip Ağabeyi kaybettik" dedi.

-!..

O zaman ağlamıştım. Şimdi de ağlıyorum.... 

(…)

Haberi veren, ailece çok şey borçlu olduğumuz Sn. Prof. Dr. Hamdi Murat Tuğrul Hoca…

Bu yükün altından nasıl kalkabiliriz ki...

Sadece ona mı borçluyuz?  Ona bağrını açan onlarca yüzlerce insan var. İşimiz çok ama çok zor.

Telefonda o anda ne konuştuğumu şimdi gerçekten anımsamıyorum. Aklımda sadece cenazenin 13 Ağustos Pazar günü ikindi namazında defnedileceği kaldı.

Tuğrul Hoca dayımın bir gece evvel rahatsızlandığını, hastaneye kaldırdıklarını, bir süre sonra başına toplanan dostlarına; “Ben iyiyim hadi burada beklemeyin” diyerek toplanan arkadaşlarını evlerine gönderdiğini söyledi.

Vefat sabah saatlerinde gerçekleşmiş.

Tuğrul Hoca bir kere daha başınız sağ olsun dedi… Telefon kapandı.

Dayımla baş başa kaldım…

Hıçkıra hıçkıra ağladım, içimi korku sardı. Yokluğunun varlığına nasıl alışacağız... Bu boşluk nasıl doldurulabilir? 

Yaşamıma şekil veren, anlam ve derinlik kazandıran insan artık yoktu...

Darda kaldığımda aklına müracaat ettiğin tek insan, kanaat  önderim…

Şimdi ne olacak? Kime danışacağım!

(…)

Başım öne eğik çaresizlikle boğuşurken, eşim telefon sesine uyanmış olacak ki merdivenden inerken ağladığıma şahit oldu. Bu manzara hemen hemen tüm evlerde benzeri şekilde cereyan eder.

"Ne oldu" "Kim?  diye arka arkaya sorular gelmeye başlayınca “Dayım” diyebildim.

Bir anda  onun da gözlerinden yaşlar döküldü.

Dayım onu, o da dayımı çok severdi. Belki de içimizde en çok sevdiği eşim idi.

Ağladık, ağladık, ağladık…

(…)

Bir süre sonra kendimi topladım. Çamlıdere’den Edirne’ye nasıl gidecektik!...

En hızlı araba ile gideceğimize kanaat getirdik.

Takriben 1 saat sonra eşimle birlikte İstanbul istikametine doğru yol alıyorduk. 

Edirne’ye akşam 08:00'den sonra ulaşabildik. Yol boyu kızımla irtibatta olduğumuz için otel rezervasyonunu halletmiştik. Edirne’ye gelir gelmez önce otele yerleştik. O sırada Tuğrul Hoca aradı, ertesi günün programını bu vesile ile öğrendim.

Cenaze 13 Ağustos 2017 günü saat 14:30'da Trakya Üniversitesi'nin morgundan alınacakmış. 11 saat süren kara yolculuğu, yoğun trafik, beni fazlası ile yordu.

Nasıl yattığımı anımsamıyorum. 

Ertesi sabah uyandığımda bavulumu Çamlıdere’de unuttuğumu anladım. Bu hayatımda ilk defa gerçekleşen bir olay. Yol kıyafeti ile törene katılamayacağıma göre yakınlarda bir yerden bir şeyler alarak saat 14:00'te gasil hane önüne gittik.

Dayımı son gördüğüm yer burası oldu. Tüm yakın dostları oradaydı. Onu bir kere görmek isteyenlerin arzusu üzerine görevliler son defa yüzünü açtılar…

Bu güne kadar vefat eden bir kişinin defin öncesi yüzünü hiç görmemiştim. Sebebi korku değil

Ölüm bu ise imrenmedim desem yalan olur.

İç huzuru bir insanın yüzüne ancak bu kadar yansıyabilir.

97 yıl süren bir hayatın son yolculuğuna hep beraber eşlik ettik.  

 

Binanın girişindeki bayraklı daire dayımın evi... Helallik almak için evine geldik.

1950 yılında Edirne'deki  görevine  Trakya Sıtma Mücadele Reisi olarak başlayan dayım bu ilde 67 sene yaşadı. Bu süre içinde sadece bir tek evi oldu.  

,    

2004 yılında Avrupa Müzeler Birliği ödülünü alan külliyenin bir bölümünün önünde... Bkz:  

Prof. Dr. Osman İnci

Trakya Üniversitesi Geçmiş Dönem Rektörü

 Sn. Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu / Trakya Üniversitesi Rektörü

Sn. Recep Gürkan / Edirne Belediye Başkanı

 

Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi'nin işbirliği ile bir tören düzenlenmiş. Bu bağlamda tüm kurumların temsilcilerine, can dostlarına, saygı değer Edirne Halkı'na ne kadar teşekkür etsek azdır diye düşünüyorum.

II. Beyazıd Külliyesi'nde yapılan tören sırasında dayımın dostları ile zaman zaman sohbet etme fırsatı çıktı. Dayımın nereye defnedileceğini sordum.

Çünkü uzunca bir zaman önce yaşarken, yeri geldi, bana kendisi söylemişti. Şehrin içinde tarihi bir mezarlık var.

Dr. Rıfat Osman Bey'in kabri de orada. Onun yanına defnedilmeyi istemiş. "Beni de onun ayak ucuna defnedin" şeklinde de bir de isteği olmuş.

İki büyük Edirne sevdalısı...

Farklı bir gelişme olmuş. Ben duyduklarımı anlatayım. Kararı siz verin.

Dayımın bu isteği yetkili makama aktarılmış. Belediye Encümeni toplanmış. Anlaşılmış ki o mezarlığa defin izni, belediyenin yetkisi dahilinde değil. Kararı, Anıtlar Yüksek Kurulu veriyormuş.

Bu durum usulünce dayıma iletilmiş. Dayımın huyunu iyi bilirim. Bir iş içine sinmez ise iki dünya bir araya gelse hiç kimse onu ikna edemez veya burada olduğu gibi, nadirattan bir talebi olur da bu talep o için an uygun karşılık bulmaz ise, o konu dayım için kıyamete kadar artık kapanmıştır.

Dayımın bu denli hassas bir ruh hali vardı. İstemeye değil vermeye odaklı yaşadı. 

Dolayısı ile olası bir "hayır"  kararının altından kimse kalkamazdı.

Durum kendisine aktarılınca: "Üzülmeyin  ben size şimdi yeni bir yer söyleyeceğim vefat edersem beni oraya gömün" dedikten sonra Edirne yakınlarındaki Kimsesizler Mezarlığı'nı işaret etmiş ve:.

"Orası da benim vatanım orada yatanlar da bu toprakların evlatları orası da olur"  diyerek sözlerini sonlandırmış.

(...)

Adının üniversitede bir bölüme verilmesi, yaşarken büstünün yapılması ona yetmiş de artmış bile...        

Dostları çok mutlu olduğunu anlattı.

Kabrini kendi yaptırmış tüm masraflarını da kendisi ödemiş. Tek bir dileği var. Tanrı hoşnutluğu...

İyi ki bu şansı bana tanıdınız...

Falih Rıfkı Atay: Mücadelesiz hayat, tabutunun tahtası çürümeden ismi unutulup gidenlerin hayatı olabilir, diyor.

Sizin isminiz tarihin eskimeyen sayfalarına altın varakla işlendi. Aziz hatıranız önünde saygı ile eğilir, Allah'tan size rahmet dilerim...

Mehmet Emin Bora

28 Ağustos 2017 - Çamlıdere / Ankara

 

Bu yazı 302 kez okundu...