Terlik Davası


T36 - HZS
         (Terlik36 / Hafif Zırhlı Silah)          

2015  ve 2016 yılları ülkem için "pek de hayırlı geçmedi" diye düşünenlerdenim. Neredeyse her sabah şehit haberleri ile başlayan yeni  bir günün akşamı da iç karartan siyaset ağırlıklı tartışmalarla sonlanıyor.

Farklı televizyon kanallarında yayınlanmış olsa bile, hemen hemen aynı kişilerle yapılan  bu tartışmalar, her geçen  gün -aynı dili konuşmasına rağmen- biri birini anlama gayretinden olabildiğince uzak, hızla kutuplaşan sosyal bir yapının varlığının somut delilleri olarak, tarih sayfalarında yerini alıyor.  

Örneğin: konuşmacılardan biri ön plana çıkar gibi göründüğünde, karşı görüşü savunan bir diğeri, ya konu değiştiriyor ya da 50 sene önce yaşanmış bir olayı günümüzün değer yargıları ile değerlendirmek sureti baskın çıkmaya çalışıyor. Ses tonları bir anda üst perdelere yükselirken muhataplarının da bu kakofoniye katıldığını bile duymuyor.

Bunun halk arasında yaygın tanımı kayıkçı kavgasıdır. İbretle seyredilir ve aslında bu tartışmaların kazananı yoktur.

Bu üslubu asla benimsemeyen bir kaç kişi de "aynı ortamı paylaştıkları için, birlikte olmanın narına yanıyor" dersem pek de yanlış sayılmaz diye düşünüyorum.

Bir örnek vermek isterim.

Yine böyle bir programda bahse konu olan konunun savunacak bir tarafı kalmayınca taraflardan biri:

 "Biz  (!) kazandık  sizler yediniz" demek sureti ile o anı geçiştirme çabası içine girdi.

Diğer tarafın konuşmacısı o denli kızgındı ki söyleneni ya duymadı, ya da o kızgınlıkla anlayamadı. Dolayısıyla çok bilinen bu acı gerçeğe,  gereken cevabı verme fırsatını kaçırdı.

Tartışma konusu çok somut olduğu için aklımda kaldı. Oldu olacak anlatayım.

Menderes kazanmış, daha sonra iktidara gelenler yemiş.

İddiaya bakar mısınız!

Hâlbuki  Türkiye Cumhuriyeti 1958'de moratoryum ilân etmişti. Yani, "Param yok borçlarımı ödeyemeyeceğim" diyordu. 

Görüldüğü üzere konuşmacılar bilerek veya bilmeyerek (!)  toplumu yanıltabiliyorlar. Bunu bilerek yapıyorsa bu bir yanlıştır. Bilmeden yapıyorsa orada bulunması daha büyük bir yanlıştır.  

Bu arada  ilgi alanlarında üst düzeyde birikimi olan, evrensel ölçekler içinde kendilerine üst sıralarda yer bulan bilim insanlarımız bu hengame içinde çaresiz kalıyorlar.

Bir başka kanalda Sn.Prof. Dr.İlber Ortaylı, Sn.Prof.Dr.Celal Şengör'ün televizyon programları bir emirle yayından kaldırılabiliyor. 

Bu haberin, gecenin bir saatinde hem de canlı yayında Sn. Fatih Altaylı'ya iletilme anını üzülerek anımsıyorum. Onlara içtenlikle teşekkür edeceğimize, onların sesini keserek bir anlamda halkı cezalandırıyorlar.

Gerçek bilim adamları her zaman olduğu gibi sevilmiyor.  

Bu kısır döngüden çıkabilir miyiz?

Bana (!)  göre yanıt kısa ve özdür.

 Hayır.

Eğitimsiz bir toplumu bir üst seviyeye taşımak için uzun yıllar emek sarf etmek gerekir. Çok güç ve masraflı bir iştir bu. Kolay olanı da, hali hazırda sürdürülen "yaygın eğitim" sistemidir.

"Nitelikli bir eğitim" yolu tercih edilmediği takdirde önümüzdeki ilk yüzyılın sonunda "herkesin okuma yazma bildiği, ama okuduğunu kısmen anlayabilen bir toplum oluruz" diye düşünüyorum.

Acı ama gerçek bu.

(...)

Çok sayıdaki akranım gibi haberleri  ve tartışmaları kaygı ile izliyorum. Özellikle bugünlerde sıkça seslendirilen   "beka" sorununa katılmamak mümkün değil. 

Batı dünyasının  iki yüzlülüğü, merhamet duygusundan bu kadar  az nasip alması, Ortadoğu halklarının akıl almaz derecedeki -eğitimsizlikten kaynaklanan- aymaz davranışları "bizi de göz göre göre felakete doğru sürüklüyor" diye düşünüyorum.

Bu girizgahı neden yaptım?

Aşağıda göreceğiniz "Terlik Davası" için.

-!..

Şimdi, beni yerimden zıplatan gazete haberini hep beraber okuyalım. Ben inanıyorum ki bu haberi pek çoğunuz okumuştur.

Yaşanan bu olay gazetelere ve televizyon haberlerine konu oldu. Beni de hop oturtup hop kaldıran nokta da işte bu!  

Önce olayı anımsayalım.

(...) 

"Şenay Güzel hakkında hazırlanan iddianame Denizli 6’ıncı Asliye Ceza Mahkemesince kabul edildi. Güzel’in iki ile beş yıl arasında hapis cezası istemiyle yargılanacağı dava Aralık ayında başlayacak.

‘Evladına kızınca terlik atmayan anne var mı?

DHA’na konuşan Şenay Güzel, terliği fırlattığını ancak isabet etmediğini söyledi.

“Terliğin silah olduğunu bilseydim, atmazdım. Bu terlik isabet etse ne olacak sanki, yaralamaz, acıtmaz bile” diyen Güzel, ‘cezası neyse’ çekeceğini söyledi.

Anne Güzel, “Evladına kızınca terlik atmayan anne var mı ki? Terlikle evladına vurmayan anne bile yoktur” diye konuştu.

Güzel’in avukatı Hasan Ozan Orpak da terliğin Türk toplumunda annelerin ‘vazgeçilmez bir unsuru’ olduğunu söyledi.

Orpak, terliğin neden silah olarak tanımladığına dair de şunları anlattı: “TCK’nın 86’ncı maddesine göre cezanın istendiği iddianamede, ‘silah’ tanımında TCK’nın altıncı maddesi esas alınmış. Burada ‘silah’ tanımı yapılırken, ‘Saldırı ve savunma amacı yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler’ diyerek, birçok nesneyi, birçok cismi silah olarak tanımlayabiliyor. Terlik de bunlardan bir tanesi. Çeşitli terlikler var. Bunun da ayrımının yapılması gerekiyor. Genel olarak sadece bir terlik diye bu şekilde bir iddianame düzenlenmesini hukuk açısından değerlendireceğiz.”

Orpak, şikayet halinde, terlik atan annelerin hapis yatma ihtimalinin doğduğunu söyledi.

Sn. Müge Anlı ve ekibini tebrik etmekten başka elimden başka bir şey gelmiyor. 

Bu sitede ağırlıklı olarak yabanhayatı ve avcılık üzerine yazılan yazıların çoğunlukta olduğunu düşünüyorum. Basında, benzetme bağlamında bile olsa bir eşya silah sayılarak Türk Ceza Kanunun ilgi alanına girer ise bizim yazarlarımızın ilgi alanına haydi haydi girer.

Haberi okuyunca önce şaşırdım. Daha sonra da korktum tabi...

Aklıma bir anda eşimin silahları geldi. Onun evde olmadığı bir anda silah dolabını açtım. Sizlerle paylaşmak isterim.

Üst ortada tank kılıklı hafif zırhlı çiftin duruşu bile insanı korkutmaya yetiyor. Bir teki  bile havadan başınıza doğru konuşlandırılmak için gönderilse var ya...Besmelesiz gidersiniz bunu bilin. 

Eşimin silah dolabı

Benim bildiğim bir şey var. Hiçbirinin ruhsatı yok. Yıllardan beri ateşli silahlarla ilgili bir af söylentisi vardır. "Ha çıktı ha çıkacak" şeklinde.  İnşallah  bu kapsamda "var olan sakıncalı durumu bertaraf ederiz" diye düşünüyorum.

Konu terlik olunca akla ister istemez benzeri silahlar geliyor. Ayakkabı, bot, çizme...

Hele hele çorap!

Mesele aylardan ağustos olsun. Şimdi sentetik ağırlıklı  ve 10 gündür tam gün mesai yapmış bir çorap hayal edin!

Tıksalar burnunuza!..

-!..

Bu resmen "kimyasal silah" kategorisine girer ki bu da "insanlık suçu kapsamında yorumlanmalıdır" derim..

Gözünüzü hastanede açmazsanız ben de buradayım.

Benzeri bakış açısı ile balkonda duran patatesler yeri geldiğinde el bombası yerine geçebilir. ( Benim için en azından 20 yıl öncesine kadar bu amaçla konuşlandırılmıştı)

Sabahın köründe yatak odamın penceresinin dibinde "siiiimmmiiittthhh" diye yırtınan, tüm ikazlarıma  rağmen  pazarlama  konusunda gösterilen kararlı duruşa karşılık simit tablalarına iliştirdiğim (!) el bombaları caydırıcı oluyordu doğrusu... 

-!..

Nasıl ki terlik teki yememiş çocuk bir istisnai vaka örneği  sayılırsa "fırça yememiş bir seyyar simitçi de yoktur" diye düşünenlerdenim.  

Sokak satıcılığı yasak mı? Yasak.

Sabahın bir köründe bağırmak yasak mı?  Yasak.

Sabah sabah simitçiye ceza kesen zabıta gördünüz mü?

-!..

Ama gel gör ki patates silah!

-!..

Ülkenin yaşadığı sıkıntılara bak. Bir de bizim uğraştıklarımıza...

-!..

Eski tabirle  "Ehemmi mühimme tercih etmek" şeklinde ifade edilen çok önemli bir prensip vardır.

"Mühim" önemli demektir,

Ehem ise "en önemli manasına" gelir.

Adalet Bakanlığı ağır yaralıdır.  Beka sorunu ise öncelikle Adalet Bakanlığı'nın sağlıklı bir yapıya kavuşması ile çözülebilecek bir hadisedir.

Dolayısıyla "ehem mühime tercih edilmeli" en azından bir süre için "eften püften" sorunlara gündem işgal  edilmemelidir. Sivri sineklerin peşine takılmayalım.

Konu silah olunca, çok kısa bir süre önce Sn. Ayhan İşler kardeşimden aldığım aşağıdaki bilgileri ihtiva eden mektubu sizlerle paylaşmak isterim.

SAYILAR NE ANLATIYOR ?

* Birleşik Devletlerde,16 yaşından büyük olan ve avlanan kişiler: 13.7 milyon

( %89 erkek / %11 bayan)

* Avda harcanan toplam süre: 282 milyon gün

* Avcıların yaşlara göre dağılımı;

16-17 yaş aralığında / %3

18-24  yaş aralığında / %9

25-34 yaş aralığında / %15

35-44 yaş aralığında / %18

45-54 yaş aralığında / %23

55-64 yaş aralığında / %21

65 ve üstünde yaş aralığında  ise / %11

* Yıllık Avcılığa Toplam Harcanan Tutar / 33.7 milyar USD

* Gezi odaklı harcamalar (yemek, konaklama, ulaşım vs): 10.4 milyar USD

* Malzemeye harcanan tutar (Silah, mühimmat, kamp malzemesi, dürbün giysi vs.) : 14 milyar USD

* Bilinmeyen (Kitaplar, üyelikler, lisanslar, avlanma bedelleri vs.): 9,3 milyar USD

* Av Tiplerine Göre Harcama Tutarları:

Büyük hayvanlar (geyik, ayı,yabani hindi vb.): 16,9 milyar USD

Küçük hayvanlar (tavşan, keklik, bıldırcın vb.): 2,6 milyar USD

Göçmen hayvanlar (ördek, kaz vb.): 1,8 milyar USD

Diğer hayvanlar ( rakun, tilki, gelincik vb.): 0,9 milyar USD

Ne kadar kolay anlaşılır bir tablo değil mi?

Ya rakamlar!  Çok şey anlatmıyor mu?  

Şaşırdınız mı?

Peki ülkemizin ekonomisi ile mukayese yaptınız mı?

Mesela Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın bütçesi ile!

Ben bir mukayese yapayım. Kararı siz verin.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın 2016 yıl bütçesi 17 Milyar TL civarında 

Yukarıdaki tablodan sadece aşağıdaki kalemleri aldım ve topladım.

Küçük hayvanlar (tavşan, keklik, bıldırcın vb):..........................2,6 milyar USD

Göçmen hayvanlar (Ördek, kaz vb):..........................................  1,8 milyar USD

Diğer hayvanlar ( rakun, tilki, gelincik vb):................................ 0,9 milyar USD

TOPLAM...................................................................................... 5.3 milyar USD

5.3 x 3.247,040............................................................................. 17 Milyar 200 Milyon TL  ediyor.

3 kalemden elde edilen gelirlerin toplamı  2016 yılı Orman Bakanlığı bütçesinden daha fazla.

Ne düşünüyorsunuz?

-!..

Ben kendi düşüncemi söyleyeyim.

200  (*) sene sonra yaşayacak olan avcı kardeşlerim. Bu ülke iyi yönetilmiyor.

Bu tespitimi oturduğum yerden, masa başında sıcak çayımı yudumlarken  yapmıyorum.

Olası tüm riskleri  ve tüm harcamalarımı kendi canımdan ve cebimden karşılayarak ülkemi seve seve, güle güle dolaşıyorum.

Hemen hemen her geziden de içim sıkılarak,  ağlamaklı dönüyorum.

Bu tespitimi  farklı bir açıdan da olsa desteklediği için huzurunuzda Sn. Ayhan İşler'e bir kez daha teşekkür etmek isterim.

Dünya nerede, biz neredeyiz bunu başka türlü fark edemeyiz.

"Ne? Ne zaman? Nerede? Nasıl? Neden? Kim?" 

Bu soruları ne zaman ki halkın büyük bir çoğunluğu sormaya başlar.... Medeniyete atılan ilk adım da o gün atılmış olur.    

 

Siteyi takip eden dostlarım benden güncel konuları kapsayan yeni yazılar beklediklerini söylüyor.

Ruh halim buna pek fırsat tanımasa da kısa zaman dilimlerine sıkıştırılmış   (1-2 gün ile sınırlı) yakın mesafelere yaptığım gezilerle ilgili  notlar aldım. Ön çalışmalarını yaptım. Bu yazıları destekleyen 2016 yılında çektiğim fotoğrafları içerdiği konulara göre dosyaladım.

Hemen bir örnek vereyim. 1 yıl içinde 2 kere Yenice Ormanları'na gittim. Gördüklerimi sizlerle  paylaşınca ne demek istediğim daha "anlaşılabilir" olacak diye düşünüyorum.

Dolayısıyla 2-3 yeni yazı da bitmeye yakın.

Ama gelin görün ki gözlerim artık eskisi kadar bana yarenlik etmiyor. Okuyamayınca da yazamıyorum.  Bilgi edinmeden yazmanın doğru bir yöntem olmadığını düşünenlerdenim. Dolayısıyla edindiğim bilgilerin doğruluğunu masa başında da bir kaç kaynaktan teyid etmeliyim. Bunları en iyi şahit olan "fotoğraflarla" desteklersem daha anlaşlır olur diye düşünüyorum. Senelerdir yapmaya çalıştığım budur. 200 sene sonra yaşayacak avcı kardeşlerime bırakabileceğim tek şey de budur.

 Beniş anlayış ile karşılayacağınızı ümit ederim.  

Kanunlar örümcek ağına benzer. 

Onlar nasıl yalnız küçük sinekleri yutar da arıları ve eşek arılarını yakalayamazlarsa,

yasalar da aynı küçük suçluları tutar,

fakat büyüklerini serbest bırakır.

                                                       Jonathan Swift

 

Not: Gelecek yazı konusu: 2016 Av Fuarı / İstanbul  

15 Kasım 2016 / Ankara

 

 

 

 

Bu yazı 989 kez okundu...