ALİ ALTINKAYA’NIN ARDINDAN


 Gazete haberlerini tarıyorum, “Yenipazar Yasta” diyorlar. Bir başka gazete, “Büyük Menderes önemli bir savunucusunu kaybetti” diye geçmiş haberi. “Yenipazar’ın fikir babası sonsuzluğa uğurlandı” diyen var. Duyguları ifade etmek zor gerçekten.

 Ali Altınkaya’yı kaybettik. Akciğer kanseri ile mücadele eden Altınkaya 64 yaşında hayata veda etti. Bu yazı Ali Altınkaya’ya bir veda değil. Onun yaşamını ve uğruna kafa yorduğu ve çalıştığı idealleri konu alıyor.

 Ali Altınkaya’yı Ankara’da hatırlıyorum. Aklınıza hemen Ankara’nın yüksek binaları, TBMM görüntüleri filan gelmesin. İnternet sitesinde biraraya gelen avcıları bir hatıra ormanı için para toplamaya ikna etmiştik. Bir haftasonu da Ankara’nın Hasanoğlan Köyündeki ağaç dikim alanına çağırdık herkesi. Ne Ankara’dan gelen oldu, ne de İstanbul’dan. Gele gele Aydın’dan Ali Altınkaya ve Hakan Cengiz çıkıp geldiler, sözü ikiletmeden.

 O gün daha dün gibi aklımda. Fidanların çoğu dikilmiş, tabela yerine takılmış. Bize aklımız sıra tören için gereken birkaç yüz fidan bırakılmış. Yüzlerce kişi olup tören yapacağız dağ başında. Benim arabayla 3 kişi gittik, Hasanoğlan’a. Orman ekiplerinin şaşkın bakışları arasında, üstümüz başımızla aldık kazma kürekleri elimize. Diktik fidanlarımızı, ardıçlarımızı, meşelerimizi. Adamlar halimize acıyıp yardım da ettiler. Sonra da törenimizi yaptık, fotoğrafımızı çektik. Ali Altınkaya video çekimine bir konuşma yaptı. “Bunlar bizim çocuklarımız, bunlar bizim Anadolu toprağına boyun borcumuz” dedi. Hiç gocunmadı, hiç eleştirmedi gelmeyenleri. Tatlı yorgunluğunu bir süs gibi astı boynuna…

 Ankara meralarında hatırlıyorum onu. Keklik ve tavşan aramak için çıktığımız dağda, elinde süperpozesi ile efe pozları verirken hatırlıyorum. Aydın’da hatırlıyorum. Sabah çiyi henüz yaprakların üzerinden kalkmadan, ovada, dağda köpeğin peşinden gidişimiz dün gibi gözümün önünde.

 Ve Büyük Menderes Ovası.

Ali Altınkaya’nın bıldırcınlarının, tavşanlarının, çulluklarının yaşadığı yer. Tarlaların sesini, sazların şarkısını dinlediği mabedi. Ördeklerin gelip geçişini izlediği, çamurlu yollarında sarsılırken keyif aldığı kadim ve bereketli topraklar.

 Büyük Menderes Ovası ve Nehir ile ilgili hissettiklerini ve düşündüklerini kendi ağzından dinleyelim:

 “Büyük Menderes Üzerine Bir Karalama"

 Ali ALTINKAYA

 Bilgi amaçlı olarak bu yazıyı yazmalıyım dedim. Bizim çocukluğumuzda ne durumdaydı son senelerde ne gözlemledik.
 İlkokula başlamadan önce ve sonrasında, Menderes’ten motorların çektiği su, suyollarında ilerlerken, bu büyük kesitli su yollarında, bıcı bıcı eder dururduk. Biraz gençlik çağına yaklaştığımızda ise büyükler önden, biz küçükler arkadan kıyıya yakın yerlerde gerek yürür gerekse yüzmeye çalışırdık. Suyun temizliğini burada ayrıca değinmeye gerek yok. Mecranın çevresindeki bitki örtüsü, söğütlük, ılgınlık, sazlıklar, kargılar. Bunların içinde çeşit çeşit kuşların, bülbüllerin yuvaları olur. O yıllarda ilaç da kullanılmaz pamuk ziraatinde. 

İşte bu kuşçuklardan sinekçik diye andığımız bülbül, pamuk dalları, yaprakları arasında dolaşır, başını aşağı sarkıtarak, yaprak altlarındaki bit vs. zararlıları toplardı. Kıyı kenarındaki suya sarkan veya suyun üzerinde uzanan dallarda ise yalı çapkınları avını yakalamak için nöbet tutardı. Gördüğünde de tereddüt etmeden burgu gibi suya dalar, daldığı gibi de çıkardı. Suyun bıraktığı taze adacıklarda ise söğüt, ılgın tohumlarından yeni çıkmış fidecikler toprak yüzeyini olduğu gibi kaplardı. Bu adacıklarda kendir işçiliği de yapılır. Yeterli ayrışmaya uğramışsa eğer, kendir demetleri açılır birbirine yaslatılarak kurumaları sağlanırdı. Bu demetler daha sonra toplanarak bahçelere getirilir, konu komşu üşüşür başına. Soyulur o kendirler. Lifleri çiftçiye kalır, talaş dediğimiz kısımları da gelenlerce götürülürdü. Bunlar gerek demet demet damların üzerine konur, gerekse fırın, ocak ateşlemede çıra yerine kullanılırdı.

Sanayileşme arttıkça Menderes’in kirlenmesi de artacaktı. Bunun farkına ilk 1989’da varabildim. Bir iki yıl öncesinde, eylülün ikinci haftalarında Menderes’in içinden suyun oldukça azalmasından istifade ile sıvalık kum ihtiyaçlarını görmek üzere çiftçilerimizin traktörleri batırma pahasına da olsa, römork römork kum çektiklerini görmüştüm. 1989’da biraz daha azaldı suyu Menderes’in. Üveyik avı için bu mecra favoridir. Menderes’in kenarında dolaşmak yeterli gelebilir. İşte böyle bir günde gördüklerim, gözlerimin faltaşı gibi açılmasına yetti. Menderes’in kıyıları, adaların kıyıları aşağı yukarı her 50 cm e denk gelecek sıklıkta balık ölüleriyle donanmıştı. Her yer kaplıydı ölü balıkla. Belli ki bir zehirlenme olayı, toplu katliama dönüşmüştü. İşin sebebini yıllar sonra bir itiraftan öğrendik. Selkim her zaman yaptığı gibi artık kimyasallarını boşaltmış, fakat suyun debisinin düştüğünün farkına varmamışlar.

Bu şekilde taa 2004' lere geldik sanırım. Bir traktör gösterimi olacakmış dediler bir firmanın. Doluştuk minibüslere gittik Denizli’nin köylüklerine. Buralara ulaşırken Menderes’in üzerinden kaç kere geçtik köprülerden bilemem ama bunun ne olduğunu sorduğumuzda hep Menderes cevabı alıyordum. Gördüğüm menderes değildi, adeta karaya boyanmış bir su Menderes olamazdı. Ama gerçek buydu işte. Yıl 1969 yer Dinar. Bir mola anında kahvede çay içiyoruz. Gür bir çaydan büyükçe su yatağında delicesine akıyordu önümüzde. Sorduğumuzda Menderes dediler. İşte bu Menderes döne dolaşa geçtiği yerlere bereket bırakıyordu. Ama ya şimdi ? Zehir bırakıyor demek sanıyorum hafif kalacaktır.

Sadece havza insanının değil, tüm buradan elde edilen ürünleri tüketenler de dahil olmak üzere nesillerinde iz bırakacak sakatlıklara, genetik bozuklukların olabileceğini düşünmek bile; yaptığımız bu çalışmanın ne kadar kutsal olduğunu anlatmaya yeterlidir sanırım. Bırakalım doğanın korunması, taşkın yönetimi vs..

Tüm bu nedenledir ki, çalışmalarımızı daha bir plan programa oturtma ihtiyacımız var gibi geldi bana. Hani diyoruz ya, uzaktan nasıl görünüyor. İşte bu sorunun cevabı olarak yazma ihtiyacı hissettim. Kolay gelsin.”

Bu duyarlılıkla Ali Altınkaya geldi, hepimizi derledi, toparladı, yılgınlığımızı üzerimizden attı. Bizleri bir şeyler yapmaya zorladı. Onun sayesinde Büyük Menderes Platformu kuruldu. Ali Altınkaya her zaman Büyük Menderes Platformu üyesi olmaktan gurur duyardı ve bunu her fırsatta dile getirirdi. Avrupa Birliği yetkilileri ile toplantılarımızda, DSİ Bölge Müdürlüğü ile görüşmelerimizde, aktivistlerin bilgilendirilmesinde hep Büyük Menderes konusunda en öndeydi. Platform olarak onu hep örnek aldık ve çok yararlandık. Büyük Menderes olarak, Büyük Menderes’i sevenler olarak onun hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.

 Bakınız, birlikte yaptığımız bir inceleme gezisinde neler kaleme almıştım:

Gelecek için "Rastgele" mi?

 Mehmet Ekizoğlu

 Büyük Menderes’teyiz

 Büyük Menderes Nehrindeki ilk ördek avını hatırlıyor Ali Altınkaya. Anlatırken o anı tekrar yaşıyor sanki. Ovada Aşağıdip Gölünden Büyük Menderes Nehrine doğru yürürken yüzümüzü serin bir bahar esintisi okşuyor. Aynı esintiyle sallanan geçen seneden kalma kuru sazlar ve bu baharda çıkan yeşil sazlar Büyük Menderes Havzasının bu bereketli sulak alanının yüzlerce yıllık sakinlerinden...

 Aşağıdip Gölü 

 Ali Altınkaya, hem yörenin aydın çiftçilerinden, hem de Yenipazar Avcılar Kulübü başkanı. Çocukluğundan bu yana Büyük Menderes Nehri ile haşır neşir... Ekim zamanı tarlasında toprağı dinleyen Altınkaya, güz geldiğinde aynı topraklarda bıldırcınları ağırlıyor. Büyük Menderes Nehrinin taştığı dönemlerdeki ördekleri, çevredeki tarlaları mesken tutan kazları anlatırken gözlerinin parladığını fark ediyoruz.

 O sırada yanımızdaki tarlayı süren çiftçinin traktörünün peşindeki leylekler, açığa çıkan koyu kahverengi toprakta kendilerine düşeni toplamakla meşguller...

Aşağıdip Gölü Büyük Menderes'ten, coğrafya derslerinde öğrendiğimiz menderesler çizme özelliği sonucunda bir parça kopması ile oluşan bir göl. Çok büyük bir göl değil, ancak havzada kendisine benzeyen bir çok küçük göl gibi doğal hayat açısından ve yeraltı suları bakımından üstlendiği rol çok önemli.

Menderes’te susuzluk

 Ali Altınkaya bize gölün bu bahar yağmurları döneminde olması gereken seviyesini ve şimdi neredeyse bir metre azalmış su seviyesini gösteriyor. Barajlardan verilecek sularla alakası olmayan bu küçük gölün yeraltı suyu ile beslendiği apaçık. Şimdi su seviyesinde görülen azalma da yeraltı sularındaki tehlikeli gidişin bir göstergesi.

Büyük Menderes Nehri, havzanın en önemli su kaynağı... Beslendiği kollar üzerine barajlar kurulmuş. En büyükleri Adıgüzel Barajı ve Kemer Barajı. Bu barajlar izin verirse Büyük Menderes Nehrine ve onun hayat verdiği göllere, topraklara su gelecek. Şu anda nehirde su yok. Barajlar kurak mevsimde sulamaya verebilmek için su tutuyorlar. Susuzluktan nehirde taban toprağı yer yer ortaya çıkmış.

Büyük Menderes Nehrinin ıslahı çalışmaları sonucunda yaklaşık yüz kilometrelik kısımda nehrin tabanı kazınmış ve etrafına setler yapılarak kenarları yükseltilmiş. Nehrin sularıyla eritebileceği kenarlara ise dağdan getirilen kayalar ile destekler yapılmış. Nehrin her iki kıyısında binlerce böceğe, göçmen kuşlara, sincaplara, su samuruna ve daha nice canlıya ev sahipliği yapan söğüt ağaçları, ılgınlar ve sazlıklar sökülmüş, kesilmiş, yok edilmiş. Artık yaban ördeklerinin Büyük Menderes’te gelebileceği bir yuvaları yok. Onun yerine moloz yığınları var.

Ali Altınkaya’ya … ıslah çalışmasının yöre tarımına olası etkilerini soruyoruz. Bize Büyük Menderes Nehrinin taşkınlarının yöre tarımına aslında yararlı olduğunu, ancak bu çalışma ile taşkın meydana gelmeyeceği için çalışma yapılan yerlerdeki üretimin olumsuz etkileneceğini anlatıyor. Gerçekten de amaç taşkını önlemek ise dünyanın yapmış olduğu bilimsel ve çevreyle uyumlu projeler var. Suyu yönetenlerin bunlardan haberdar olmadığını zannetmiyoruz. Sayın Altınkaya çevredeki tarlaların aslında Büyük Menderes nehrinin doğal taşkın alanı olduğunu belirtiyor. Zamanla nehrin akışını ve yatağını değiştirmesiyle tarlaların da tapudaki gibi kalmadığını; bazen küçüldüğünü, bazen de karşı kıyıda kaldığını anlatıyor. Bu açıklamalardan, aslında bu arazilerin Nehrin doğal taşkın alanı olarak ayrılması gerektiği sonucuna varıyoruz. Daraltılmış nehir, ne taşkın yönetimi tekniğine ne de ekolojiye uyuyor.

Sayın Altınkaya, Büyük Menderes kenarlarında suların taşması ve geri çekilmesi için düzenlemeler yapılması gerektiğinin altını çiziyor. “Menderes’in taşmasının sebebi baraj yönetimidir. Bilim yalan söylemez. Bu işlerin hesapları var. İşte ne kadar yağış olursa baraja, menderes yatağına ne gelir. Bu yazın farklı kışın farklı olabilir. Bu hesapların öngörülerin yapılabilmesi için önce istatistik bilgilere ihtiyaç var.” diye de ekliyor.

Doğal taşkın alanlarında oluşturulacak dönemsel veya sürekli sulak alanların tarıma, çevreye, yer altı sularına ve yörenin iklimine yapacağı olumlu etkileri konuşuyoruz. Bunun için sivil toplum örgütleri ile devletin işbirliği yapması şart.

 Avcıların duyarlılığı

Ali Altınkaya yörenin önemli çiftçilerinden... Doğal hayatın sadece çevreciler için gerekli olmadığını çok iyi kavramış. Konuyu yetkililere anlatmaya çalıştığını, ancak sorularına tam yanıtlar alamadığını söylüyor.

SONSÖZ

 Ali Altınkaya avcılık konusunda hem fikir olarak, hem de bizatihi kendisi ön planda olmaktan çekinmedi. Gerek web sayfalarında, gerekse il avcılık komisyonlarında düşüncelerini, olması gerekenleri, yapılması gerekenleri aktardı. Yenipazar’da iyi bir doğa, bilinçli genç avcılar ve faal bir kulüp miras bıraktı. Onun en önemli miraslarından birisi de, içinde bulunduğu topluma katkı koyan, sadece avlanma harcı, Avbis ve limitler konusunda değil, aynı zamanda habitat ve çevre konusunda da duyarlı bir avcı profili oluşturmasıydı.

Ali Altınkaya’yı rahmetle ve özlemle anıyorum.

Allah’ın bizlere ve Türkiye’ye Ali Altınkaya gibi avcılar, onun gibi doğaseverler bahşetmesini niyaz ediyorum.

Bu yazı 1326 kez okundu...