Çamlıdere - Taziye Evi!


Çamlıdere Taziye Evi

Yaklaşık olarak iki ay önceydi diye hatırlıyorum. Cep telefonumdan tanımadığım bir numara beni aradı ve "Uygun bir zamanınız olursa sizinle görüşmek istiyorum"dedi. Ben de "Tabi, ne zaman isterseniz"  diye cevap verdim.

Bu ve benzeri durumlar uzunca bir zamandan bu yana beni şaşırtmıyor. 

Ertesi gün bir araya geldik. Misafirim kendisini tanıttı.

- "Benim adım Osman Kocaman... Çamlıdereliyim. Sizin Çamlıdere fotoğrafları çektiğinizi duydum. Bir derneğimiz var, duvarları için fotoğraf talep ediyoruz. Sizce de uygunsa konu bundan ibaret diyerek" kolaylıkla anlaşılabilir arzusunu dile getirdi.

Ben de kendisine:

- "Neden olmasın" demek sureti ile şifahi protokolü tamamladım.   

Aradan iki gün geçti,  fotoğraflar nereye konacak diye "Taziye Evi'ni görmek istedim. Tek kelime ile ifade etmem gerekir ise "muhteşem" diyebilirim.

Bu ülkede özverili insanların varlığına bir kere daha şahit oldum. Daha da ötesi "çok duygulandım" dersem ne demek istediğimi (!)  anlayacağınızı düşünüyorum.

Hatta doğal olarak ağzımdan gayri ihtiyari dökülen "İnsanın ölesi geliyor" cümlesine eşim itiraz etti.

 (...)

Osman Kocaman Bey ile 2 ay içinde belki de her iki günün birinde mutlaka beraber olduk. Ondan çok şey öğrendim.  

(...)
Bina bodrum katını saymazsak 3 katlı.

İki ayrı sokaktan girişi var.

En üst kata, ön cepheye göre arka sokaktan giriş yapılmış.

Bu kat, kadın misafirler için tanzim edilmiş.

Üçüncü kata arka sokaktan giriş

Ön cephe

Binaya ön cepheden girdiğinizde ise giriş katı sağ ve sol olmak üzere 2  bölüme ayrılmış. Her iki duvarda da 2 adet pano var.  

Panoyu ölçtüğümde 100 x100 cm olduğunu gördüm. Tabii ki diğer katlardaki toplam 10 pano cm bazında  bile olsa farklı ölçülerdeydi.

Bu konu üzerinde hassasiyet ile durmak zorundaydık. Aksi halde montaj sırasında zorluklar yaşayacağımız kaçınılmaz olacaktı. 

100 x100! 

Bu durumda fotoğraf yerleştirebileceğimiz alanı 98x98 cm olarak kabul ettik.

Şimdi ölçüler belli, ne yapacağımız belli değildi. Osman Bey ile bir araya geldiğimizde kendisine defalarca sordum:

- Osman Bey buralara hangi fotoğrafları koyacağız? 

- Abi siz  bilirsiniz bu iş sizin uzmanlık alanınız. Tek ricam var benim fotoğrafımı koymayın.

-!..

Bu ve benzeri pek çok diyalogdan sonra iş gece uykularıma girmeye başladı. Düşüne düşüne sonunda bir tasarım üzerinde odaklandım. Bu fikri son bir defa Osman Bey ile paylaştım. 

- "Osman Bey, ben diyorum ki en alt olan giriş katının sağ ve sol bölümüne Çamlıdere sakinlerinin fotoğraflarını koyalım. İnsanlar burada otururken çocuklarını aile büyüklerini görsünler.

Hatta Çamlıdere'de sembolleşmiş kişileri ön plana çıkaralım" şeklindeki  bir dizi fikrimi  ayrıntıları ile kendisine anlatarak onun düşüncelerini almaya çalıştım. Nitekim aldım da...

- Siz bilirsiniz bu işin uzmanı sizsiniz. 

Görüleceği üzere Osman Bey çok tutarlı da ortada "uzman muzman" yok.

Ama çok centilmen bir insanın varlığı tartışılmaz bile. 

İki ay bu işi kendime mutlaka aşılması gereken bir problem olarak kabul ettim. 9 sene içinde çektiğim 500.000 den fazla fotoğraf arasından uygun olanları bir araya getirmeye çalıştım.

Giriş katı insan ağırlıklı fotoğraflarla tanzim edilecekti. Fikir benim olsa da işin kötü tarafı ben portre çalışmadım ki!

Her neyse aradım taradım alt kat için 16 adet insan ağırlıklı fotoğraf buldum.

       

Giriş katı sol bölüm için iki adet pano

     

Giriş katı sağ bölüm için iki adet pano

Bu fotoğrafları Çamlıdere'de yaşadığım geçmiş 9 sene içinde hiç bir amaç gütmeden çekmiştim. 

İyi ki de o anları tespit etmişim. 

Bu karelerin içinde Çamlıdere'nin bilinen simaları olduğu gibi çocuklar da var.

Meliha nine var. Bkz: 

 Çarşıda okunan bereket duası var. Bana göre bunlar çok mühim.

Neden mühim!

Anlatacağım.

Geldik orta kata... Bu kata aşağıdaki gibi insan ağırlıklı olduğu kareleri koyarsam! Taziyeye gelen insanlar "bu fotoğrafların içinde ben de var mıyım?" sorusuna yanıt aramaya başlarlar ki... Bu görüntü o anda büyük bir acı yaşayan aileye saygısızlık olur diye düşündüm.

Kelebek fotoğrafı koyma fikri bana göre iki açıdan ön plana çıktı.

Birincisi kelebek/ölüm ilişkisi!

Diğeri ise:

Çamlıdere'nin doğal zenginliğini masumane bir şekilde sunmak sureti ile: "bir farkındalık yaratabilme çabası" diyebilirim.

Aşağıdaki fotoğraflarda görülen kelebeklerin bazıları küçük parmağınızın tırnağı kadar!

Her gün onlara bakıyoruz ama görmüyoruz. Görelim istedim. 

Neden kelebek! Bu soru mutlaka yanıtlanmalı... 

Çünkü: Kelebeklerin yaşam öyküsü, yani, yumurta, tırtıl ve pupa ve tekrar kelebeğe dönüş evreleri, aslında bir döngüden ibaret. 

İnsanoğlunun yaşamına çok benziyor diye düşünüyorum.

Doğum, çocukluk,  gençlik ve ölüm ile sonlanan yaşlılık da aslında bir döngü!

Bu ve benzeri düşünceleri kapsayan felsefi bir yazının panoların arasına yerleştirilmesi daha anlamlı olur demek istedim. Yoksa fotoğraf sergisi gibi algılanabilir.

Sanki yazı aşamasına geldik gibi...

Kelebeklerin Türkçe ve Latince adlarını fotoğrafların altına yazdık. En azından gençler öğrenir diye düşündüm.

     

Orta katın sol bölüm için iki adet pano

     

Orta katın sağ  bölümü için iki adet pano

Üst kat kadınlara ayrılmış. Oldum olası Anadolu kadının çilekeş olduğunu, cumhuriyetin ilanından bu yana neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen -bana göre- hala var olan olumsuz yazgının sürdüğünü düşünürüm.

İspat et diyenlere de birinci karedeki fotoğrafı gösterebilirim.

Çamlıdere - Ankara arası 100 km.

2015 yılında bir evin dış yüzü hala tezek ile sıvanıyor ise!

Geride kalan 90 senede ne değişti diyorsunuz?  Boyalı basın hergün kaymak tabakadan kesitler sunuyor.

Türkiye bu mudur? Yaşanan sefaleti görmüyor musunuz?

Çamlıdere'de 9 senedir oturuyorum. 41 köye ve 20' ye yakın yaylaya defalarca gittim gezdim -bakmadım- gördüm. İnsanlarla konuştum. Onları dinledim.

9 senedir onlarca bildiğim konu komşu, öteki sitedekiler, bir diğerleri, yakın sitelerdekiler, uzaktakiler, diye tanımlayabileceğim 800'den fazla site sakini var.

Ben bu insanların hiç biri ile köyde karşılaşmadım. Geliyorlar eve girip yiyip içip gidiyorlar...

Hatta içlerinde doktor var ise kapısına "doktor" yazdırmıyor! Biri gecenin bir vakti gelir de o da kapıyı açmaz ise suç olurmuş.

Peki: mesleğe adım atarken ettiğiniz yemin!

Yürütülen mantığa bakar mısınız!

Hasım yaratmak niyetinde değilim. Yanlış anlaşılsın istemem. Gerçek bu.

Aydın insanın yaşadığı topluma olan borcunu dillendirmek istedim. Halbuki bir araya gelebilsek neler yapılmaz ki!

Bunların pek çoğu makam sahibi, imkan sahibi...

Neden bir yaraya merhem olmuyorlar! 

-!..

Diyeceğim o ki kadına karşı erkekler olarak açık ara mağlubuz. Ben utanç duyuyorum. Ya siz!

Onlar için ne yapsak yeridir.

Bu katta, fotoğrafın dili ile bunu vurgulamak istedim.

Yeterli oldu mu?

Asla. 

     

Okuyucularımın bir kısmı benim için "siyaset yazmaya başladı", "taziye evinin avcılıkla ne gibi bir ilişkisi var" diye sorgulayabilir?

Doğru bu kısır bakış açısı ile hiç bir ilişkisi yok.

Çok ilişkisi var!

-!..

Ülke yangın yerine dönmüş. İnsanlar gelecek korkusu yaşıyor, her güne bir şehit haberi ile uyanıyoruz, borç bini aşmış... Hırsızlık yolsuzluk diz boyu...

Ben de avcılık öyküleri yazacağım!  Öyle mi?

Ben yazsam bana, siz okusanız size yakışmaz. 

-!..

İşte bu bağlamda "Taziye Evi" çok ama çok önemli. Bu görmeyi arzu ettiğimiz bir dayanışma, örnek bir çalışma... Çamlıdere'nin iftihar edeceği bir eser...

İsterseniz fotoğraflar konuşsun.

Yemek salonu

Benzeri bir yapıyı ancak büyük şehirlerde görebilirsiniz. 1'inci sınıf bir işçilik... 

"Süt dök yala" benzetmesi sanki bu bina için söylenmiş...

Yemek salonu (Bunlardan toplam 6 adet var)

En ince ayrıntılara inilmiş. Hoca veya hatip için kürsü hazırlanmış. Üç kata da buradan ulaşılıyor. 

Pek yakında duvarlara görüntü için plazma ekranlar takılacak.

Üç kata da erişebilen ses ve görüntü sistemi var

İdare odası

Burada duralım. Bu bina bir devlet dairesi olsaydı... Bu oda en az 30 metre kare olurdu. Yöneten her kim ise (!)  gerinsin, uzansın, dostlarını ağırlasın diye... 

Ama insanların canlarından  keserek ödedikleri paralarla kendilerine bina yaparlar ise, doğal olarak oda küçük olur.

Çünkü vicdan temiz,  yürek büyüktür.

Öğrenelim artık...

Makam adamı büyültmez, adam makamı büyültür.

-!..,

Her katta alaturkanın yanı sıra alafranga W.C yapılmış.

Mutfak bir harika... Endüstriyel mutfak. Kirlileri makine yıkıyor. Ortada pis bulaşıkları birbirine sürterek temizleyen insanlar yok.

 

Büyüklüğün algılanması için bu kareyi oluşturdum.

Bina asansörlü ve kaloriferli.

Şimdi size Çamlıdere Güzelliklerini Koruma Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneği hakkında bilgi sunmak istiyorum. 

Dernek 1992 de kurulmuş.

1999 da tüzük değişikliğine gitmiş.

Kurucuları ise :

1- Sefa Çalışıcı

2- Mustafa Al

3- Bekir şahin

4- Ahat Erdem

5- Hasan Bilgili

6- Nazım Gürsoy

7- Musa Özdemir

8- Suat Zeybek

9- Ahmet Çiçekci

Ve

10- Musa Saygılı'dan oluşuyor.

Yaşıyorlar ise hepsine sevgi ve saygılarımı sunarım. Ölenler var ise onlara da Allah'tan rahmet diliyorum. 

Öylesine büyük bir adım atmışlar ki... Buna "geleceği kucaklamak" dersek yanlış olmaz diye düşünüyorum. 

Derneğin hali hazırdaki başkanı Mahmut Özdemir. 

Mahmut Bey Çamlıdere Yaylası'ndaki evinde baba mesleğinin unutulmaması için yıllar önce var olan dükkanın aynısını bahçesinde canlandırmış. Benim ricam üzerine ocak yakıldı, bir kap kalaylama eylemi yaptık.

Mahmut Bey'in yaptığı işten ne denli keyif aldığı yüzünden belli değil mi? 

Mahmut Özdemir.

Mahmut Özdemir.

Mahmut Özdemir, derneğin başkanlığına 21 Mayıs 2010'da seçilmiş. O tarihlerde yaylada su yok denecek kadar azmış. Kendi imkanları ile köyde 5 sondaj yaptırmışlar.

Şu anda 32 çeşme ve 5 depoda 600 ton su tutma imkanı oluşmuş.

Köyün içecek su ihtiyacını bu şekilde karşılıyorlar 

Taziye Evi'nin inşaatına ise 2011 yılında başlamışlar 2015 de bitmiş. 18.06.2015'de hizmete açılmış.

Bina için şimdiye kadar 800.000.00 TL harcamışlar. 

Yapılanlar bununla da sınırlı değil.

Her yıl 30 köye 75.000 TL gıda yardımı yapıyorlarmış.

Ramazan boyunca her gün 400 kişi için yemek çıkartıyorlar.

Kadir gecesi bu rakam 800 kişiye ulaşıyormuş.

Mahmut Bey bu bilgileri bana aktarırken yeri geldi bir öykü anlattı. Paylaşmak isterim.

Otobandan Ankara'ya gitmekte olan bir aile iftar vakti yaklaşınca "Herhalde yetişemeyeceğiz, Çamlıdere'ye girelim orucumuzu orada açalım" diye düşünmüşler.

Nerden bilsinler ki Çamlıdere'de ramazan ayı boyunca lokantaların kapalı olduğunu!

Neticede kısa bir soruşturma sonucunda Taziye Evi'nde yemek verildiğini öğrenmişler ve buraya gelmişler

Oruçlarını burada açan bu aile gördüklerinden o kadar çok etkilenmiş ki bir akşamın tüm giderlerini karşılamış. 

Bugün itibari ile önümüzdeki 2 senenin ramazan ayları için verilecek tüm yemeklerin finansmanı Çamlıdereliler tarafından paylaşılmış.

Bana her yemeğin hemen hemen  2-3.000.00 TL civarında tuttuğunu söylediler.

Dernek Ankara ve İstanbul'dan kullanılmış elbiseleri Çamlıdere'ye getiriyor burada yıkanıp ütülenen elbiseler muhtaç insanlara usulünce dağıtılıyormuş  

Bunları hali hazırdaki yönetim kurulu gerçekleştiriyor.

Mahmut Özdemir'in  başkanlığında: 

1- Necati Altıntaş

2- Bayram Sağlık

3- Ali İhsan Ercan

4- Ahmet Uslucan

5- İhsan İlhan

Ve 

6- Yusuf İlhan'a ne kadar teşekkür etsek azdır diye düşünüyorum.

 

İhsan İlhan

İhsan İlhan ile tanışma fırsatı buldum. 12 ay yaylada ikamet eden İhsan Bey hayvan dostu. Dernekteki tavrını hayvanlar için de sergiliyor. Bana çok sincap var dediği için bir gün sincap görüntülemek için yaylaya gittim.

Akşama doğru ayrılırken hiç sincap görememiştim. Dolayısıyla İhsan Bey'e aklımca sitem ettim.

- İhsan Bey hani sincaplar!

- Mehmet Bey arkanda duvarda ya!..

Hiç bu kadar yakından sincap fotoğrafı çektiğimi anımsamıyorum.

Sincap /Sciuridae / Çökelüz!

 

Osman Bey'in başlattığı fotoğraf yerleştirme işini 10 Ağustos 2015 akşamı saat 22:00 gibi bitirdik..

Kamil Durcan
10 Ağustos 2015 Pazartesi /  Saat 19:39

Ali Osman Kocaman / Kamil Durcan
10 Ağustos 2015  / 21:30

Yüreği de soyadı gibi olan Osman Kocaman'ı tanımaktan dolayı gururluyum.

Milli Eğitim Bakanlığı'nda müfettiş olarak çalışan Osman Kocaman çok sıra dışı bir insan. Bu yazdıklarımın hiç birine onay vermediğini yüzüme hem de bir kaç kere söyledi.

Ben de itiraz ettim. Yapılanlar, gelecek kuşaklara gönderilen bir mesaj ise... Ki bence işin en önemli tarafı bu. Neden kimin ne yaptığını bilmesinler!

Mesela:   

Osman Bey, derneğin üyesi değil!

O kendisini Çamlıdere'ye adadığı için ünvana değil doğrulara odaklanmış.

"İnsanın en büyük, en tehlikeli düşmanı egosudur"

Osman Kocaman'ın düşmanı yok! 

Dilerim ki ne demek istediğimi anlatabilmiş olayım. 

Başta ben olmak üzere "ondan öğreneceğimiz çok şey var" diye düşünüyorum.     

Onunla çalışmak çok büyük bir ayrıcalıktı... 

Kocaman bir adam: Osman Kocaman

 İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır.

                                               Hz. Muhammed (sav.)

 

 

Not: Fotoğrafların basımı sırasında olağanüstü titizlik gösteren "Asdoğan Fotoğraf"'ın değerli çalışanlarından başta Yadigar Bey, Mahmut Bey ve Mehmet Bey'e en içten gelen duygularımla teşekkür eder bu vesile ile saygılar sunarım. 

         28 Ağustos 2015 /Çamlıdere

 

Bu yazı 2645 kez okundu...