25.550


 

İlk defa sizlere geleceğe ait siyasi kaygılarımı belirtmek istiyorum.
Doğunun kalkınması için ciddi ölçüde gayret sarf edilmez, yani devleti değil bireyi güçlendirmezsek:
"Çözüm süreci" hızla tükenecek ve Türkiye'nin kendisini eskisinden beter bir ortamda bulması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.
Sınır komşumuzda başlayan yangın, bize sirayet etmek için uygun bir rüzgar beklemektedir.
Unutulmamalıdır ki:
1'inci Dünya Savaşı'nı bir tabanca başlatmıştır. III. Dünya Savaşı'nı bir tüp kimyasal silah başlatabilir.
Savaşın ayak sesleri çok yakınımızdadır.
Ortadoğu'nun -daha doğrusu petrolün- paylaşımında söz sahibi olabilmenin yolu, ekonomik bağımsızlığın yanı sıra büyük bir askeri güce hükmetmenizi gerektirir.

Aksi halde rol dağıtılırken figürandan öte olamazsınız.

Yine çözüm sürecine ilişkin son tespitimi yapmak isterim.

Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları belli, idare şekli Cumhuriyet ve dili Türkçe'dir.

Bundan taviz vermek isteyen hiç bir iktidar ayakta kalamaz.

İlk seçimde tarihin karanlıklarında kaybolur.

Kürt kardeşlerimizle aramızda -ben- bu güne kadar herhangi bir ayrılık veya farklılık asla görmedim.

Görmeyeceğim de...

Var olan durumdan kendisine paye çıkartarak kolay yoldan kahraman olmak isteyenler unutmasınlar ki:

Bizim kahramanımız Mustafa Kemal ölümsüzdür.
 
Siyasetin dışına çıkmak istiyorum. Bir özlü sözde:

Yaşam, aldığımız nefeslerin sayısıyla değil, nefesimizi tuttuğumuz anların sayısıyla ölçülür… denilmektedir.
 
Şemdinli'de nefes almakta zorlanırsınız.

30 Ağustos 2013 Bkz:

Yukarıdaki kısa alıntıdan da anlaşılacağı üzere bu tespiti  yaklaşık olarak iki yıl önce yapmışım.

Öngörümde ne denli haklı çıktığıma siz karar verin.

Çok uzun bir zamandan bu yana gelecek bağlamında derin kaygılar taşıyorum.

Sadece ben mi!

Bu sabah telefonla konuştuğum kızımın da aynı duyguları paylaştığını gördüm.

Pınar, Bilkent Uluslararası ilişkiler Bölümü'nden yıllar önce mezun oldu. Kendini "apolitik" olarak tanımlıyor. 

Ama gelin görün ki kadınlara özgü bir gün olan  "altın gününde" bile sohbetin ağırlık noktası siyasete kaymış.

Çocuklarım, çocuklarının geleceği için endişeli. Ondan öğrendiğim bu. 

İnsanlar oturdukları apartmanların seçim sandıklarını sayım sonrası askıdan takip ediyorlarmış...

Merak edilen komşuların hayata bakış açısı!  

Aslında gelinen nokta bunun çok daha ötesinde...

Toplum olarak yakın tarihimizin içinde hiç yaşamadığımız kadar gerginiz. Üç maymunu oynamanın hiç bir anlamı yok.

(...)

Yazının akışı içinde ister istemez bir özelimi paylaşmak zorundayım. Dilerim ki yanlış anlaşılmaz.

2014 yılının mart veya nisan ayı içinde bir gün olabilir.

Aldığım bir telefon çağrısı üzerine bir dostumla buluştum. Bir araya geldiğimizde onun yalnız gelmediğini gördüm. 

Dillendirdim ama dallandırmak istemiyorum. 

Özde beni "akil insanlar" heyetine almak istediklerini ifade ettiler. Onlara teşekkür ederek "bana gelinceye kadar bu ülkede binlerce insanın var oluğunu" söyledim.

Onlar da bana "Siz Doğu Anadolu'ya çok seyahat yapıyorsunuz sizin gözlemleriniz önemli" diyerek  -bana göre- çok büyük bir iltifatta bulundular. Kendilerine içtenlikle teşekkür ederim.

Bir ara yeri geldiğinde "Ben insanların duymak istediklerini değil gerçekleri, sadece gerçekleri söylerim, bu da muhatabımı rahatsız edebilir" demek zorunda kaldım.

Tatlı bir şeyler yediğimizi anımsıyorum ama, iki saate yakın bir zaman içinde "acı gerçekleri konuştuk" diyebilirim.

Bu kısa girişten sonra şimdi bir şeyler söylemek istiyorum

Okuyorum, izliyorum dinliyorum.

Özellikle de siyaset alanında uzman olan gazetecileri, uzman akademisyenleri, askeri harekatların hangi beklentileri karşılamaya dönük olduğunu bir kitap gibi okuyabilen son derece saygın aydın insanlarımızı...

Buna karşı var olan vahametin hala farkında olmayan "kriz üzerinden ne elde edebiliriz" sorusuna yanıt bulma çabasında olan siyaset erbabını da dinliyor ve kahroluyorum.

Bu faslı daha fazla uzatmadan gerçekleşme ihtimali yüksek, olası bir tehlikeden bahsedeceğim.

Öncelikle bir tespit yapacağım.

Kürt sorununu yöneten, yönlendiren çok sayıda -siz isterseniz başka tanımlar da yapabilirsiniz- aktörler var.

Doğru mu? Doğru.  

Kim bunlar?

Abdullah Öcalan,

HDP,

Kandil,

Barzani, 

Talabani,

Körfez ülkeleri,

KCK 

YPG

IŞİD

Ve daha onlarca irili ufaklı muhtelif örgütler.  

Hepsinden daha da önemlisi oyunun yazarı, senaristi rejisörü olan Amerika...

Çoğu zaman perde arkasında olmayı yeğleyen Batı dünyasının iki yüzlü devletleri...

Köşe başında bu dramı seyreden Rusya, İran, hatta Çin'den de bahsedilebilir.

Tespitim eksik olabilir...  Olsun malumatfuruşluğun zamanı değil.  

Derdim Kürt'lerin top (!) çevirmeleri ile ilgili.

Oluk oluk kan akıyor, ortada muhatap yok. Bahane ise istemediğin kadar.

Çözüm! Abdullah Öcalan.

Herkes sözüm ona onun ağzına bakıyor.

Bana kalsa bugün derhal sağlık kurulundan bir rapor alır, onu ilk uçakla Kandil'e götürür elden teslim ederim.

Hatta teslim ederken tekrar sağlık raporunu bu sefer onlardan isterim.

Çok şaşıranlar olduğu gibi bana çok da kızanlar olacaktır. Olsun. Eleştirmek kolay alternatif yaratmak zordur.

Şimdi siz bana söyleyin. Abdullah Öcalan serbest kalırsa biz yer ile yeksan mı olacağız?

-!..

Bu bizim için sadece iyi olur hem de çok iyi!

Bahane biter, biz de İmralı'yı koruyup gözeteceğiz diye kendimizi paralamayız.

Oyun kuramıyorsanız var olan oyunu bozun.

Bahane bulmazlar, lafı uzatamazlar...

Karşı tarafın kozlarını ellerinden alalım. Şimdi onlar düşünsün.

Çarpıtılmaya her an açık olan hallere düşmemek için gereken tedbiri zamanında al. Önlem, kazadan önce alınırsa işe yarar.

Abdullah Öcalan 1948 doğumlu...67 yaşında. Var sayın ki bir gece kalp krizi geçirdi ve öldü. Olamaz mı?

Gencecik insanlar durduk yerde ölüyor...  Ölmüyor mu?

Bu hayatın istemesek de bir parçası, acı ama gerçek.

O zaman ne yapacaksınız?  Kime ne anlatacaksınız? O gün çıkacak olaylarda kaç kişi hayatını kaybedecek?

Turgut Özal'ı anımsayın. Hala nasıl öldüğünü açıklayamadılar.  

Şapkayı önümüz koymanın zamanı geldi de geçiyor.

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz! 

Televizyonlarda yapılan konuşmaları izlediğimi söylemiştim.

Bekliyorum ki bir yapımcı çıksın da halkın da anlayacağı bir dille örneğin bir Kürt lidere sorsun.

Türk vatandaşı ile Kürt vatandaşı arasında demokratik haklar bağlamında ne gibi bir farklılık var?

Kendisini Türk olarak tanımlayan ne yapıyor ki bu eylemi bir Kürt vatandaşı yapamıyor olsun?

O her neyse (!) bunun için mi binlerce insan ölmeliydi?

Bu sorularıma yanıt arıyorum.

Çözüm süreci kötü yönetilmiştir. 

Kendi Genel Kurmay Başkanına terörist muamelesi yapan bir iktidar "yanlış yaptım" bile diyemiyor.

Peygamber ocağına ateş düştü, binlerce insanın hayatı darmadağın oldu. Özür bile dilenmiyor.     

Son bir haftadır her akşam haber bültenlerini dinlerken göz yaşlarımı tutamıyorum. 

20'li yaşlarını sürdüren gençler yataklarında uyurken öldürülüyor...

Askerlik görevini tamamlayan genç  terhis edildikten sonra evine dönerken öldürülüyor...

Ve daha nice canlar, bir hiç uğruna hayatını kaybediyor. Allah o analara o babalara o eşlere sabır versin. Çok zor çok..

Toplumun her kesiminin içine ateş düştü...

Gelin görün ki siyasetçiler de top çeviriyor.

Ben bu yazımı kaleme alırken televizyon ekranında erken seçim kararı alındığı haberi yayınlanıyordu. 

İstikşafi görüşmeler bitmiş! Ama olsun demokrasi adına çok şey kazanılmış! 

-!

Para piyasalarını gözlemleyin. İş dünyası için bundan kötüsü olamazdı.

Ülke ekonomisi çöküyor... Bir kısım siyasetçiler ise mutlu!

Sosyoloji uzmanları konuşmalı... Karamsarlık duygusu zaten vardı şimdi zirve yapacak. 

Mutlak iktidara kavuşmak için zor yollar denenmek istiyor.

Yazık ki ne yazık.

Bu arada: 

Pensilvanya pusuda bekliyor...

TBMM tatilde...

-!..

Ben yaşadığım için utanç duyuyorum...

Bu da nereden çıktı diyebilirsiniz. 

Bugün benim yaş günüm. 25.550 gün yaşamışım.  70 yıl geride kaldı. 

Her geçen bir günün sonunda gençlerin öldüğüne şahit olursak,

Vatan topraklarının üzerini kara bulutlar kaplarsa...

Yaşlılar "geçmişlerini sorgulamalı, tekrar tekrar düşünerek özeleştiri yapmalı ve "ben nerede hata yaptım soruna yanıt aramalı" diye düşünüyorum.

Gerçekçi bakış acısı ile diyet ödeyeceğimiz günler çok yakında...

(...) 

70 yılın sonunda düşüncelerimi paylaşarak bir iz bırakma gayreti içinde oldum.

İnşaallah yanılırım. Benim cehaletime verirsiniz....

Gençleri toprağa vermeyin de.... 

Uzun ince bir yoldayım... Gidiyorum gündüz gece...  Bilmiyorum ne haldayım... Gidiyorum gündüz gece... 

                                                                                                                                              Aşık Veysel Şatıroğlu

 

W. E. Gladstone ve S. Ullman’ın şiirlerinden bölümler içeren “Yaşlandıkça Gençleşebilmek” başlıklı kısa metin:

“Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir.

Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur.

İnsan kendine olan güveni kadar genç,
Kuşkusu kadar yaşlı,
Cesareti kadar genç,
Korkuları kadar yaşlı,
Umudu kadar genç,
Bezginliği kadar yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.
İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.
Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe, herkes gençtir.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar,
Halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.”

İdealist kısa dönemi düşünmez.

Çıkarcı uzun dönemi önemsemez.  

Gerçekçi ise  kısa dönemde yapılan ve yapılmayanların uzun dönemi belirlediğine inanır.

                                                                                                                          Sydney J. Harris

 

         13 Ağustos 2015 /Çamlıdere

 

 

Bu yazı 1997 kez okundu...