AV TÜFEKLERİ ve ÖZELLİKLERİ

 

 

            Sadece av tezkereli (ava giden gitmeyen, tezkeresini yenileyen yenilemeyen) takriben 2½ milyon av tüfeği sahibi bulunan yurdumuzda çok çeşitli av silâhları bulunmakta ve kullanılmaktadır. Bu av tüfekleri bazen dededen, babadan kalarak veya başka birinden satın  alınarak elimize geçmiştir. Bazen de bir dükkânın rafından çil para gibi pırıl pırıl alınmıştır. Bu silâhların tiplerinden çeşitli yerlerde defalarca bahsedilmiştir. Yine de av ve silâh merakı yeni başlayanlar ve eski yayınlara ulaşmakta güçlük çekenler için tekrar kısaca gözden geçirelim. (Bu yazıda maksat, kullanım ve imâlat yönünden “yivli av tüfekleri”nden oldukça farklı olan “yivsiz av tüfekleri”nden sadece “av tüfekleri” diye bahsedilecektir. A.K.)

 

Dolma Tüfekler

 

Ülkemizde artık büyük bir ihtimalle hiçbir avcının kullanmadığı bu silâhlar namlu ucundan sırası ile karabarut, paçavra/kağıt/keçe tapa, saçma ve paçavra/kağıt/karton tapa ile doldurulurlar. Kapsüllü olanlarda, kapsül namlunun gerisinde yukarıya bakan memeye takılır. Taşlı çakmağı olanlarda ise falya çanağına bir tutam ince baruttan ağızotu konulur. Bir veya iki namluları (pek nadiren daha fazla), çifte ve süperposeleri tipleri vardır.

 

Ülkemizde, müzeler dışında bu tip çakmaklı av tüfeğinin kaldığını dahi sanmıyorum. Bazı yabancı ülkelerde (bilhassa A.B.D.de) biraz eğlence, biraz da nostalji sebebiyle hem kapsüllü hem de taşlı çakmaklı dolma tüfekle atış yapanlar ve avlananlar vardır. Dolma tüfek kullanan avcılar için daha uzun av mevsimleri tanınmaktadır. Dolma tüfeklerle özel atıcılık yarışmaları yapılmakta, bazı kişiler ve gruplar kullandıkları silah tipinin bulunduğu çağa göre kıyafetler giyerek yarışmalara ve toplantılara renk katmaktadır.

 

En ünlü İngiliz silâhçılarından Joseph Manton tarafından 1807’de yapılmış, Manton patentli yüksek namlu şeridi ile mücehhez, taşlı çakmaklı sarma namlulu bir dolma çifte.

 

Tek Namlulu, Tek Atışlı Tüfekler

 

Tek atışlı tüfekler kırma, mavzer tipi sürgülü veya levyeli blok tipi olurlar. Normal olarak mükemmel cephane tipinde av fişeği ile namlu arkasından, yani kuyruktan, doldurulurlar. Ülkemizde bunların bazıları eski tek dolma tüfek namlusu kullanılarak yapılmışlardır.  Bu şekilde (bihassa sarma çelik namluyla) yapılmış olanlar çok tehlikelidirler. Fişek yatağı açılırken zaten ince olan atım yatakları cidarı daha da incelir. Ayrıca, piyasada bulunan bazı 70 ve 75 mm. (2¾ ve 3 inç) boyundaki magnum fişeklerin aşırı basıncı bu ciddi tehlikeyi çok daha fazla artırır. Sarma çeliğin kaynak gözeneklerine dumansız barut ısı ve basınçlarında gaz sızması olup zaman içinde kaynakların ayrılması çok kuvvetle muhtemeldir.

 

İki veya Daha Fazla Namlulu Tüfekler

 

Çifte, Süperpoze, Drilling, Vierling vb., olarak tanınan bu av tüfeklerinin hemen hemen hepsi (Bazı antika sayılacak silâhlar ve Darne markalı Fransız çiftesi aklıma gelen istisnalar) kırma olarak yapılmıştır. Bazı iki namlulu tüfeklerin  ve drillinglerin bir namlusu, vierlinglerin ise genellikle iki namlusu yivli tüfek fişeği atacak şekilde yapılır. Bizi daha çok yan yana veya üstüste (süperpose) namlulu kırma çifteler ilgilendirir.

 

Çeşitli Mekanizma Sistemli Mükerrer Atışlı Tüfekler

 

Çoğunlukla  pompalı olmakla beraber (bunlara “el otomatiği” diyenler de vardır fakat bu yanlış bir tabirdir), mavzer tipi sürgülü veya Winchester tipi levyeli olanları da vardır. Her atıştan sonra mekanizma elle çalıştırılarak şarjörde (fişek haznesinde) bulunan fişeklerden biri namluya (fişek yatağına) sürülür.

 

Winchester Model 1887 Levye-Mekanizmalı Av Tüfeği    

10 ve 12 numara   (1887’deki hediyesi  $25)

 

Otomatik Doldurmalı (Yarım Otomatik) Tüfekler

 

Geri tepme  veya barut gazı basıncı ile çalışan bu av tüfeklerinde ilk fişek atıldığı zaman boş kovan otomatik olarak dışarı atılır. Ve, yerine dolu bir fişek sürülerek silâh atışa hazır olur.

 

 

 

(Mükerrer atışlı ve yarım otomatik av tüfeklerinin yasal olarak avda kullanılabilmeleri için fişek hazneleri

ya takoz takılarak, ya da imâlat sırasında veya sonradan tıkanarak sadece iki fişek alacak,

yani bir dolduruşta en çok üç atış yapabilecek, şekilde yapılmış olmalıdır.)

 

Yukarıda tarif edilen av tüfeği tiplerinden dolma olanları, daha önce işaret edildiği gibi, oldukça nadir ve kullanışsızdır. Bu sebeple bunlardan şimdilik bahsetmiyeceğiz. Yurdumuzda da pompalı ve yarım otomatik tüfeklerin oldukça kaliteli ve ithal mallarına göre daha hesaplı olarak yapılmaktadır. Bu yüzden pompalı dışında mükerrer atışlı veya tek atışlı av tüfekleri oldukça az kullanılmaktadır.

 

Yanyana veya üstüste namlulu çifte, pompalı mükerrer atışlı veya yarım otomatik av tüfekleri arasında yapılacak tercih tamamen avcının alışkanlıkları, iki veya üç fişek (yasal olarak) atabilmek arzusu veya mali düşüncelerine bağlıdır. Seçilecek silâh ne tip, çap veya marka olursa olsun, dikkat edilecek bazı hususlar vardır.

Bir av tüfeği (ve herhangi bir diğer ateşli silâh) ne maksatla olursa olsun ele alındığında ilk ilk şey silâhın boş olup olmadığını kontrol etmek olmalıdır. Eğer niyetimiz silâhı incelemek veya temizlik/bakım yapmak ise silâh doluysa boşaltılmalıdır. Şayet atış yapılacaksa namlunun temiz ve boş olduğu kesin olarak görülüp uygun fişekle doldurulmalıdır.

 

Dolu veya boş hiçbir silâh vurmak istemediğimiz bir hedefe veya güvenle ateş edemeyeceğimiz bir yöne çevrilmemeli, doğrultulmamalıdır. Hiçbir zaman unutmayın ki “Şeytan doldurur” sözü boşuna söylenmemiştir. Son senelerin gazete, TV haberlerini bir anımsayın;  “arkadaşına silâhını gösterirken .......”, “babasının boş sandığı silâhı ile oynarken ...........”, “beylik silâhını temizlerken ..........”, “boş silâhla poz verirken ........”, “nişanlısına şaka yaparken ..........”.  Ufak bir ihmal yüzünden  benzer bir gazete veya TV haberi olmak arzu edilmese gerek. 

 

Bundan sonra, incelenecek olan silâhın genel işçilik, bakım ve mekanik çalışma durumuna, ölçülerine, markasına bakılır. Kaba işçiliği olan fakat sağlam ve iyi bakılmış bir av tüfeği, mutlaka çok iyi imâl edilmiş fakat bakımsızlıktan güvensiz veya hurda hale gelmiş av tüfeğinden daha makbuldür. Her ne kadar tanınmış bir marka, kalitenin garantisi olarak bilinirse de meşhur markaların düşük kaliteli taklitleri de bulunabilir. Bununla beraber, markası pek duyulmadığı halde kalitesi iyi olan silâhlar da vardır.

 

Bu gibi hallerde taklitlerin ayırdedilmesi için ilerde bahsi geçecek olan kontrol ve imâlat damgalarının tanınmasının faydası olacaktır. Mesela, tanınmış bir Belçika fabrikasının ismini fakat İspanyol kontrol işaretlerini taşıyan bir silâh meşhur bir markadan istifade ederek gerçek değerinin üstünde bir fiyatla satılmak istenilen bir taklittir.

 

Av için kullanılacak bir silâh alınırken dikkat edilecek hususlardan biri de tüfeğin yapılacak ava uygun olmasıdır. Bunu sağlayan özellikler şunlardır:

 

Çap (Kalibre)

 

Av tüfeklerinde çap, numara veya “gauge” olarak verilir. Günümüz av tüfekleri 10, 12, 16, 20, 28 gibi numaralarla çaplandırılır. Bu, eski ölçüm/imâlat tekniklerine göre  belli bir namlunun cidarına teğet geçen saf kurşun kürelerin 1 libre (453.6 gr) ağırlığa düşen sayısıdır. Yani, 12 kurşun küre 1 libre geliyorsa bu kürelerin çapındaki namlu 12 numara, 28 kurşun küre 1 libre geliyorsa bu çaptaki namlu da 28 numaradır. 

 

Görülüyor ki; bir av tüfeğinin çap numarası (kalibresi) ile gerçek çapı ters orantılıdır. Numara veya “gauge” sayı olarak büyüdükçe 1 libre kurşundan yapılan kürelerin sayısı artar. Yani kürelerin ve onları atacak namlunun çapı küçülür (Belçika Standartlarına göre; 12 Numara=18.4mm., 20 Numara =15.6mm., 28 Numara=13.8mm. - İngiliz Standartlarında bunlar 0.10-0.15mm. daha büyüktür).

 

Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında bilhassa fil, gergedan gibi büyük av için yapılmış yivli ve yivsiz 4 ve 8 Numara tüfekler olmasına rağmen günümüzde kullanılan en büyük av tüfeği çapı 10 Numaradır. Bunun da en güçlü dolusu 63 gr. (2¼ ounce) saçma atan 90 mm.lik magnum fişeğidir (bu saçma miktarını bu yüzyılın başında ancak 6 numara bir tüfek atabiliyordu).

ABD’de bilhassa kaz avcılarının kullandığı bu çapta silâhlar gerek aşırı ağırlıkları gerekse aşırı tepmeleri yüzünden başka bir avda pek kullanılamaz ve tavsiye de edilmez. 16 Numara av tüfekleri yirminci yüzyılın ilk yarısında çok popüler olmasına rağmen artık pek rağbet edilmeyen tüfeklerdir. Çünkü, artık daha hafif ve daha zarif olan 20 numara tüfeklerle aynı sonuçlara erişmek, hatta daha iyi neticeler almak mümkündür.

 

Daha ufak çaplarda ülkemizde pek tutulmazlar. Ancak, 36 numara diye bildiğimiz (aslında çapına göre 60 Numara olması gerekir)  ve İngilizce literatürde  .410 gauge diye anılan bir çap vardır ki, bu   410/1000 “inch” (takriben 10.4 mm.) olan  namlu çapıyla ve fişeklerindeki 14-19gr. saçma ile çoğu av için aşırı güçsüzdür. Dünya’da ve ülkemizde en çok kullanılan av tüfeği çapı 12 Numaradır. 25-45 gr. saçma atabilen normal silâhlar ve bunu 56 gr.a kadar artırabilen magnum tipleriyle 12 Numara herhalde en geniş maksatlı av tüfeği çapı olsa gerek.

 

Şok ve Patern

 

Av tüfeklerinin kullanılacağı ava göre istenilen randımanı vermeleri, çaplarına ek olarak, “şok”larıyla sağlanır. Saçma atmak için yapılmış namluların en ucundaki birkaç santimlik kısmında,  bir miktar daralmalarına “şok” denir (bazı tüfeklerde aynı sonuç namlu çapını önce iyice büyütüp sonra namlunun orijinal çapından daha büyük bir çapa daraltarak sağlanır). Şoklar derecelerine göre saçma huzmesini değişik oranlarda dağıtırlar. Saçmaların bu dağılma şekil ve çapına “patern” denir. Uluslar arası standartlara göre, 35 metre mesafede 1 metre çapında bir daireye;

 

Şoksuz                 (cylinder choke)                      tüfek, saçmalarının         % 40 ını

¼ Şoklu      (improved cylinder choke)           “              “        % 50 sini

½ Şoklu      (modified choke)               “                        “        % 60 ını

¾ Şoklu      (improved modified choke)         “              “        % 65 ini

Tam Şoklu  (full choke)                        “              “        % 70 ini

 

isabet ettirir. Yukarıda belirtilen 1 metre çapındaki daire, uçar hedefler için (ister bıldırcın olsun ister kaz veya trap/skeet plakası) belirli bir hedef için ve o hedefin normal vuruluş mesafesinde saçmanın dağılması istenilen ideal çap veya paterndir. Vurulacak hedefe göre seçilen saçma boyu da bu paternin sıklığını veya yoğunluğunu (pattern density) tayin eder.

 

Şoklar ve patern av tüfeğinin etkili atış mesafesini de etkiler. Şöyle ki, “Silindir Şok” ile 25 metre mesafede elde edilen 1 metre çaplı daireye vuran %50 saçma yoğunluğu, “¼ Şok” ile 35 metrede, “½ Şok” ile 45, “¾ Şok” ile 50, “Tam Şok”la ise 55 metrede elde edilir.

 

Vurulacak hedefin büyüklüğüne göre saçma seçimi yapıldığında (skeet/trap plakası veya bıldırcın için şoksuz veya ¼ şoklu bir tüfekle 9-10, kaz için tam şoklu tüfekle 2-0/2 ve arada kalan hedef boyları için de uygun şok ve 7-4 arası saçma boyları seçildiğinde) ideal olarak hedefe 4-6 adet civarında bir saçma miktarı vurur. Bu da “uygun” mesafede “uygun” saçma boyu ve düzgün bir atışla hedefin kesin olarak düşürülmesini sağlar, pek yaralı bırakmaz.

 

 

Aynı şekilde, 20 numara bir tüfek uzun mesafeli atışlarda (mesela; kaz avında) aynı şoku olan bir 12 numara tüfek kadar etkili olamaz. Bunun yanı sıra, çok yürünecek, ufakça hedeflere hafif dolular atılacak bir avda da hafif bir 20 numara tüfeğin yerini pek başka tüfek alamaz. Namlu  şokları aşağıda görülen şok işaretleri veya namlu altında kontrol damgaları yanında verilen çap ölçüleriyle belirtilir. Bazı tüfeklerde ise aşağıdaki işaretler kullanılır:

 

Şoksuz                 =       Cylinder                veya          ***

¼ Şok                  =     Imroved Cylinder      veya          **‾

½ Şok                  =       Modified                veya          **

¾  Şok                 =     Improved Modified   veya          *‾

Tam Şok              =           Full                     veya          *

 

(Değişik markalarda başka şok işaretleri de kullanılmıştır)

 

Ağırlık

 

Av tüfekleri için oldukça önemli bir unsur da ağırlıktır. Çok yürümek gerektirebilen keklik, bıldırcın gibi avlar da hafif tüfekler tercih edilir. Bunun maksadı hem avcıyı yormaması hem de ani kalkan kuşlar için tüfeğin çabuk omuzlanması ve yönlendirilebilmesidir. Uzun bir av gününün sonlarına doğru bir keklik parladığında ağır bir tüfeği omuza kaldırmak bile güç olur.

 

Lakin, çok az yürünen ve genellikle sandaldan veya kümeden yapılan ördek, kaz avlarında ağırca tüfekler daha uygun olur. Bu avlarda kullanılan sert ve ağır saçmalı dolularla, ağır bir tüfeğin kullanılması avcıyı aşırı tepme etkisinden korur. Geri tepme etkisi (en az silâh sesi kadar) avcıyı rahatsız edecek dereceye varırsa baş ağrılarına ve kulak çınlamalarına sebep olabilir. Hatta, zamanla avcının şuur altında bir geri tepme korkusu gelişmesine ve her atışta, tetik çekme sırasında irkilmesine (ve hedefi ıskalamasına) sebep olabilir.

 

Namlu Boyu ve Denge

 

Yapılacak atışa uygun olarak seçildiğinde, namlu boyu ve denge de avcıya yardımcı olacak av tüfeği özellikleridir. Eskiden, fişeklerde karabarut kullanılırken, kullanılan barut miktarı, namlu boyu ve menzil az çok doğru orantılıydı. Kuvvetli dolularda kullanılan iri taneli karabarut miktarı ancak uzun bir namlu boyunda tamamen yanabilirdi. Bu sebeple uzun bir namlu uzun menzille eş anlamlı idi.

 

Şimdi kullandığımız dumansız barut için namlu boyunun 5 cm. kısa veya 10 cm. uzun olması pek fazla bir fark yaratmaz. Ancak, tüfeğin dengesi kısa veya uzun namlulu tüfeklerde genellikle farklıdır. Bıldırcın, keklik, çulluk gibi avlarda kullanılacak tüfekler kısaca namlulu ve tetik köprüsünün hemen önünde dengeye gelecek şekilde olursa omuzlanmaları süratli olacağı gibi seri ve oynak uçuşlu kuşların atış sırasında takibi de kolay olacaktır.

 

Ördek, kaz gibi genelde geçit atışı yapılan kuşların avında ise uzunca bir namlu dengeyi tetik köprüsünden 8-10 cm öne kaydırır. Bu da geçit atışında düzgün önleme verilebilmesini sağlar. Günümüz av tüfeklerinde  60 ila 85 cm. arası namlu uzunluklarına rastlamak mümkünse de, daha çok 65-75 cm arası namlular bulunur.

 

           

Kundak ölçüleri

 

Av tüfeklerinde avcıya ve ava göre değişmesi gereken bir unsur da kundak ölçüleridir. Uzun kollu bir avcı ile kısa kollu bir avcı aynı tüfeği aynı rahatlıkla kullanamaz. Kundağı kısa olan bir tüfek acele bir atışta omuza tam oturtulmayıp atılırsa çok teperek avcıyı rahatsız eder. Uzun kundaklı bir tüfek ise yine av telaşı içinde gömlek veya ceketin kol altına takılıp omuzlamayı geciktirir, kötü bir atışa ve/veya avın kaçmasına sebep olabilir.

 

Avın yapıldığı mevsime göre giysilerimizin  kalınlığı da çok farklı olabilir. Kundak boyunu ölçmek için tetik kolu dirsekten 90 derece bükülüp tüfeğin kundak tabanı  dirsek bükümünün iç tarafının hemen üstüne dayanır ve tetik parmağı tetik köprüsünün yanına uzatılır. Parmağın ilk boğumu tetik (çift tetik varsa, ön tetik) hizasına geliyorsa kundak boyu uygundur. Bu denemeyi yaparken avda kullanılacak giysilerin giyilmesinde fayda vardır. Bu ölçüde 1-1½ cm. bir fark fazla etkili olmamakla beraber, daha büyük farklılıklarda kundak boyunun kesilerek kısaltılması, veya bir türlü ekle uzatılması iyi olur.

 

Kol boyu kadar boyun uzunluğu, yüz şekli, elmacık kemiğinin yeri gibi unsurların sebep olabileceği atış bozuklukları çeşitli kundak ölçüleri ile oynanarak düzeltilebilir. Bu konu daha ileride “Kundak” başlığı altında daha detaylı incelenecektir. 

 

İşçilik

 

            Yukarıda daha çok av tüfeğinin ava ve avcıya uygunluğuna bir göz attık. Şimdi de, işçilik, kalite ve sağlamlık gibi özelliklere ve bunları nasıl tespit  edeceğimize bir bakalım. Bu yönden silâhların dış görünüşü bize oldukça fazla bilgi verebilir.

 

         Tüfeğin namlusuna nişan alır gibi fakat az daha yukarıdan bakılınca namlu düzgün, pürüzsüz ve ondülesiz (dalgasız) gözükmeli, namlunun etrafında çizik, oyuk olmamalıdır. Ezik izleri bulunmamalı, meneviş veya kaplama tek renk ve dalgasız olmalıdır. Namlu üzerinde veya namlular arasına bant veya köprü konmuşsa, bu şeridin üstünün tırtıllı veya benzer işlemeli olması ışık yansımasına mani olur, nişan alırken avcının gözünü almaz. Namlu, kubuz veya mekanizma üstünde yazılar, rakamlar veya işaretler varsa; bunlar düzgün sıralı, muntazam, temiz, okunaklı, keskin kenarlı ve  doğru bir lisanla yazılmış olmalıdır (Bazı kaçak Karadeniz yapısı silâhlarda  “MzzMzzM 666999” gibi işaretler görmek kabildi).

 

Baskülün (kırma tüfeklerde namluların bağlandığı ve çakamakların bulunduğu kısım) yanları ve altı, namlu ile baskül arasında kalan ve normalde görünmeyen kısımlar, hep parlak ve temiz olmalı, eğe, freze ve diğer alet izleri bulunmamalıdır. Buradaki deneme ve ölçü işaretleri yukarıda namlu/kubuz/mekanizma için belirtildiği gibi olmalıdır. Yüksek kaliteli tüfeklerde baskül ve çakmaklarda gravür bulunuyorsa, bu işlemelerin temizliği, hatlarının düzgünlüğü ve keskin kenarlı olması, insan/hayvan figürlerinin stilize dahi olsa karikatüre benzememesi, anatomilerinin doğru olması gerekir.

 

Kırma tüfeklerde namlu ile baskül birbirine boşluksuz, pürüzsüz bir şekilde, sanki tek parçaymış gibi yapışmalıdır. Namlular yerine kilitlendiğinde sağa sola veya aşağı yukarı oynamamalıdır. El kundağı çıkarılıp tüfek kabzadan tutulup biraz silkelendiğinde bu kısımdan tıkırtı şıkırtı sesleri gelmemelidir.  İyi yapılmamış veya kötü kullanılmış tüfeklerde bu kısımda bulunan göbek mili ve kilitler ezilerek boşluğa ve dolayısıyla namlu sallanmasına sebep olur. Bu tip boşluklar iyi değildir ve istenmez. (Fakat, tüfek aslında manen veya madden değerli bir silâh ise ehil bir usta tarafından bu hataların çoğu giderilebilir.)

 

         Tüfeğin dipçiğinde ve el kundağında (ahşap aksamda) çatlaklar olmaması, tahta ve metal parçalar arasında boşluk bulunmaması lazımdır. Kundak tahtasının cinsi, rengi, damarlarının güzelliği, cilasının temizliği, tırtıllarının inceliği ve muntazamlığı bir av tüfeğinin değerini yükseltir. Tırtılların baklavaları temiz, keskin, sivri uçlu olmalı, tırtıl hududu dışına taşmamalıdır. Kundak cilası düzgün, dalgasız olmalı, tahtanın gözenek delikleri görünmemeli, cila aşırı parlak olmamalıdır. Aşırı parlak cilalar güneş ışığını yansıtarak avınızı ürkütebilir. Gözenekli bir cila ise kundağın su veya yağ emmesine yol açar.

 

         Namlu ve çakmakların iç kısımları ve dahili metal aksam ne kadar parlak ve temiz yüzeyli olursa aşınma ve paslanma o kadar zor olur.  Av tüfeklerinin ve diğer ateşli silâhların  namluları için kullanılan çeliklerin cinsi (bazı eski avcıların inandığının aksine) onların hedefi daha iyi vurmasına veya avı “yakmasına” bir etkisi olmaz. Kaliteli, homojen bir çelik ile daha güçlü dolular atacak namlularla veya normal doluları atabilecek daha ince/hafif namlular yapmak imkanı olur. İyi cins çelikten yapılmış bir namlu diğerlerine kıyasla daha zor yarılır veya parçalanır.

 

Nikel çeliği namlular daha zor paslanır. Paslanmaz çelikten yapılan veya sert krom kaplanmış namlular paslanmaya ve lekelere karşı daha da dayanıklı olur. (Av tüfeği namlularında kullanılacak olan çelik takriben ‰ 3-4 karbon ve  ‰ 4-5 kükürt içerir. Bu karbon miktarı doluların darbesiyle sertleşmeyecek fakat esnekçe bir çelik demektir. Kükürt miktarı ise sertleşme direncini artırır. BU miktar kükürt bir bıçak çeliğinde olsa, su verilip sertleştirilemez. A.K.)

 

         Tüfeklerin sağlamlığında en az namlu kadar önemli bir unsur da kilit tertibatıdır. Çok çeşitli kilit sistemleri olmakla beraber bunların hepsi ait oldukları silâhın, o silâh için öngörülen dolularla atılması halinde kolay kolay bozulmazlar. Dikkatsizlik, kötü bakım, belirli bir silâh için aşırı sert doluların atılması zaman içinde bir aşınma ve gevşemeye sebep olur. Bu boşluk vaktinde önlenmez veya onarılmazsa gittikçe artan bir hızla büyür.

 

Namlu ile kubuz arasında oluşan boşluk kovan diplerinin yarılmasına, kopmasına ve boşluktan dışarıya tazyikli sıcak gazların ve ufak metal parçacıklarının fırlamasına sebep olur. Bu gaz ve/veya parçacıklar atıcıyı veya yanındakileri yaralayabilir, kör edebilir, hatta öldürebilir. Bu tip kazaların çoğunda neden hafif dolular için tasarlamış ve imâl edilmiş silâhlarda sert dolular atılmasıdır. 

 

         Her av tüfeğinin namlusu ve kilidi, belirli bir tazyik veren fişeklere (deneme fişekleri –proof load) göre yapılmıştır. Hele sarma çelik namlular sadece karabarutla doldurulmuş fişekler için yapılmıştır. Sarma namlular, bir birine demirci ocağında ısıtılarak kaynatılmış yüzlerce sıra telden oluşur. Bundan 200-300 sene önce sarma namlular tek bir çelik çubuktan delinerek yapılan namlulara göre daha sağlam olurlardı.  Fakat takriben 125 yıldır sarmadan daha sağlam olan düz çelik namlular üretilmektedir. Sarma namlularda dumansız barutlu (günümüzdeki bütün fişekler gibi) av fişekleri atıldığında karabaruta nazaran çok daha yüksek ısıda bir gaz kitlesi yine karabaruta nazaran daha yüksek tazyiklerde bu sarma tellerin kaynak gözenekleri arasına sızmaya başlarlar. Bu gözle görünmeyen mikroskopik aralıklara sızan gazların kalıntıları temizlenemez. Zamanla oksitlenme (paslanma) ile daha büyük aralıklar meydana gelir.

 

Lafın kısası, dumansız barutla atılan bir sarma namlu ER VEYA GEÇ PARÇALANMAYA MAHKUMDUR! . . .

 

Soru           -  Patlama sırasında bir namludaki en yüksek ısı ve basınç nerededir?

        

Cevap- Namlunun en gerisindeki fişek yatağı ve bunun önündeki 5-10 santimde!

                 

Soru           -  Atış sırasında av tüfeği kabzadan başka  nereden tutulur?

        

Cevap- Namlunun en gerisindeki fişek yatağı ve bunun önündeki 5-10 santimden!

                 

 

Soru -   Dumansız fişekle atılan sarma namlular genelde nereden parçalanır?

 

Cevap- Namlunun en gerisindeki fişek yatağı ve bunun önündeki 5-10 santimden!

 

           

Hala, bilhassa köylerimizde, kasabalarımızda, sol ellerinin bir kısmı veya bir kaç parmağı olmayan yaşlı avcılara rastlarız. Eski av tüfeği namlularından (bazıları  sarma olan) tek kırma tüfekler yaptırmak bir ara çok popülerdi (çünkü ucuzdu)!

        

Köye ava gelen bir yabancı (Türk, Amerika’lı veya Avrupa’lı) avcı kendisini ağırlayıp ava çıkaran köy avcılarına “iyilik” olarak birkaç “güzel” yabancı fişek bırakır.

        

Ondan sonra bir gün; seyir eyle sen gümbürtüyü!

 

1- Önce kaynatılıp çubuk halin getirilen teller daha                            2- Kaynak sırasında teller ve çubuklar

                                 sonra yay gibi bükülerek birbirine kaynatılıyor.                                 arasında kalan küçük gözenekler.

     

           

Yukarıda “Her av tüfeğinin namlusu, kubuzu ve kilidi patlama sırasında belirli bir tazyik veren fişeklere göre yapılmıştır” dedik. 19.yüzyılın sonlarında karabarutlu av fişekleri 60-65 mm. boyunda iken, dumansız barutlu dolularda aynı boylarda yapılmış. Zamanla dumansız barutun bazı özellikleri fark edilip daha çok saçma alan, fakat daha yüksek tazyikler veren, fişekler yapılınca hem bunların eski yataklarda atılmalarını önlemek için hemde artan saçma miktarlarının rahat sığabilmesi için fişek boyları uzatılmış, ve bu fişeklere uygun olarak zamanımıza kadar 12 ve 20 numara av tüfeklerinde sırasıyla 65, 70 ve 75 mm. fişek yatakları yapılmıştır (İngilizlerin bir zamanki 60 mm. fişek yataklarını unutalım).

 

{Toplu tabancalara ve cephanelerine merakı olanlar iyi bilir; .357 Magnum fişeği .38 Special fişeğinin, .44 Magnum ise .44 Special fişeğinin  20. yüzyıl ortalarında yüksek tazyikler ve çekirdek süratleri verilecek şeklinde doldurulmasından başka bir şey değildir. Bu “Magnum” fişekler ticari hale getirileceği zaman, güçsüz silâhlarda güçlü doluların atılmasına mani olmak için .38 ve .44 Special kovanları bir miktar (2½-3 mm civarında) uzatılarak bunların güçsüz eski silâhların kısa yataklarına girmesi önlenmiştir}

Solda  DOĞRU: 70mm (2¾”) yatakta 70mm  {veya 75mm () yatakta 75mm fişek}.

                           Sağda YANLIŞ:  65mm (2½”) yatakta 70mm (2¾”) / 70mm yatakta 75mm () boyunda fişek.

 

Günümüzdeki yıldız kıvırma ile (daha önce yapılan karton tapa üstüne yuvarlak kıvırmanın aksine) 70 hatta 75 mm. boş kovan boyu olan yüksek basınçlı dolu bir fişek eski kısa yatakları olan bir tüfeğe kolayca doldurulabilir. Kendisine uygun fişeklerin düşük basınçlarına göre malzemeden ve tasarımlarla yapılmış olan böyle bir namluda bu fişeklerin ağız tarafı patlama sırasında fişek yatağının birleştirme konisi ve hatta daha ilerisine  doğru uzanır. Saçma sütunu bu daralmış yere gelip sıkışınca, eğer hafif şişmiş bir namluyla kurtulabilirsek kendimizi çok şanslı saymalıyız. (En kötü ihtimalde neler olabileceğini de varın siz düşünün!) Unutmayın ki, hemen hiç kimsenin şansı sonsuz değildir.

 

N  12 Numara bir “Winchester” önünde 20 numara bir “Federal” fişek!   N

           

Fişek yatağı boyu, kırma çiftelerde; fişek yatağı altında deneme işaretleri ve namlu çapı ölçüleriyle beraber belirtilir. Pompalı ve yarım otomatik tüfeklerde ise namlunun yanında ve tüfek sökülmeden rahatça görülebilecek bir yerde (imâlat yerine göre 70-75 mm. veya 2¾”-3” şeklinde) şok derecesi ile beraber yazılıdır. Deneme işaretleri bu tüfeklerde namlu kuyruğunda,  mekanizma sürgüsünde ve mekanizma kasasının öne yakın tarafında bulunur.

           

 

Deneme İşaretleri

 

 

Baskül: 1- Silâhın fabrika seri numarası 18944;  2- Kontrolörün kişisel damgası Ĥ;  3- Baskül ve kubuzun tek parça olmadığı silâhlarda baskül ilk deneme işareti (Kule). 

Kubuz: 1- Sol namluda, iç çapın namlu ucunda 0.2mm.den daha fazla daraldığını belirten damga (CHOKE);   2- Namlu kuyruğundan 15 ila 30 cm arası bir mesafede çapın deneme öncesi ölçümde 17.0mm, namlu ucunda (şokta) ise 16.3mm olduğunu belirten 170  ve  163 damgaları;   3- Namlunun 18.10.1898  kararı uyarınca ilk tazyik denemesini geçtiğini belirten EL  damgası;   4- Kontrolörün kişisel damgası Ĥ;   5- Namlu ilk deneme (Kule) işareti;   6- Silâh kalibresini ve kullanılacak fişek numarasını gösteren Karo/Baklava  içinde 16/C;   7- Silâhın nihai kabulünü belirten Taçlı Oval içinde ELG damgası (Eskiden halk arasında, bilhassa “14’lü Belçika”dan bahsedilirken,  balık diye de anılırdı);   8- Buradaki (Kule) damgası kilit dillerinin namlu ilk denemesinden sonra takıldığını belirtir.  

 

Bu silâhın deneme işaretleri arasında 1898’den sonra dumansız barut denemesi işareti olan PV üstünde Aslan  (7 numaralı işarete “balık” diyenlerin “karınca veya sinek” dediği)  damgası yoktur. Ayrıca, 65mm veya 70mm  fişek yatağı gösteren işaret de yoktur. Bu se-beplerden dolayı, silâhın 65mm.lik karabarut doluları için yapılmış olduğu anlaşılıyor.

 

Sarma namlulu av tüfeklerinde de  bilhassa dumansız barut işaretleri yoktur.

DİKKAT, DİKKAT, DİKKAT!!! (A.K.)      

 

 

Kubuzdaki damgaların bazılarının görünüşü

 

 

 

Yukarıdaki Örnekler Arasında Bulunmayan Bazı İşaretler            

 

( Deneme işaretleri konusunda, çeşitli ülkelerin farklı tarihlerde ve farklı maksatlar için kullanılan

bütün işaretleri düşünüldüğünde, başlıbaşına bir kitap yazılması gerekir. AK.)

 

            Ateşli silâhların namlu, kubuz ve mekanizmaları imâlatın çeşitli safhalarında denemelerden geçerler. Standartlara uygunluklarının ve sağlamlıklarının kontrol edildiği bu denemelerde yüksek basınçlı özel fişekler kullanılır. Deneme atışlarından sonra çeşitli ölçümler yapılır.

 

Bu ölçümlerde tespit edilen bilgiler ve deneme atışlarının başarıyla yapıldığını gösteren işaretler çelik harf/rakam/işaret zımbaları ile denenen aksama çakılır. ABD’de resmi bir devlet denemesi yoktur ve denemeler imâlatçı firma tarafından yapılır. Avrupa’da her ülke kendisine has, fakat sonuçta birbirine prensip bakımından az çok benzeyen devlet denemelerini yaparlar. 

 

         Namlular delinip raybalandıktan ve dışları tornalanıp son ölçülerine geldikten sonra (yani daha sonraki işlemlerin namluları zayıflatma ihtimali oldukça azaldıktan sonra) fakat fişek yatağı daha açılmadan önce namlu içleri kuru ve parlak bir durumda devlet deneme evlerine (Proof House) gönderilirler.

 

Namlu çapları burada ölçülür, ölçüler kuyruğa yakın bir yere çakılır. Dipleri tıkanıp, karabarut ve kurşun misketle takriben 1000-1200 Kg/cm² basınç verecek şekilde doldurulup, kum setleri üzerine yanyana yatırılır ve uzun bir fitille arka arkaya ateşlenirler. Bu denemeden sonra şişme, yarılma, vb. arıza buluınmayan namlular “İlk Deneme” damgası ile işaretlenip imâlatçıya iade edilir.

 

Fişek yatağı açılıp birbirlerine ve/veya bir kubuza bağlanan namlular ikinci bir denemeye girip yine normal üstü basınç verecek şekilde ateşlenir ve denemeyi geçen namlu/aksam “İkinci Deneme” işareti ile zımbalanır.

 

Tamamen monte edilip son haline gelen (bu safhada silâhlar menevişli veya menevişsiz, kundak takılmış veya takılmamış durumda olabilir) ve üzerinde başka mekanik işlem yapılmayacak olan metal aksam kullanış maksadına ve o silâhta atılacak olan fişekleri bağlı olarak 600-1200 Kg/cm² basınç verecek özel fişeklerle ülke standartlarına göre bir veya birkaç defa atılıp kontrol edilir. Denemeyi geçen silâhlara “Son Deneme” damgası vurulur.

 

Bazı ülkelerde 1inci ve/veya 2nci deneme genelde (veya istek üzerine) yapılmayarak sadece son deneme yapılır.  Çeşitli ülkelerin yıllar boyunca geliştirerek yaptıkları ateşli silâh sağlamlık denemeleri ve kullandıkları çeşitli maksatlı işaretler o kadar çoktur ki oldukça hürmetli boyda bir kitaba konu olabilirler. Bu yüzden bu konu oldukça yüzeysel geçilmiştir ve sadece tipik bir kaç örnekle yetinilmiştir.

 

 

 

 

ATEŞLİ SİLAH GÜVENLİĞİNİN 10 ŞARTI

 

       

        1-  HER ATEŞLİ SİLAHA DOLU BİR SİLAH MUAMELESİ YAP.

      2-  TETİĞİ ÇEKMEDEN ÖNCE HEDEFİNDEN EMİN OL.

      3-  SİLAHINI ASLA ATEŞ ETMEK İSTEMEDİĞİN BİR ŞEYE/YÖNE DOĞRULTMA.

      4-  SİLAHINI, NAMLU UCU DAİMA KONTROL ALTINDA OLACAK ŞEKİLDE TAŞI.

      5-  KULLANILMADIĞI ZAMAN SİLAHIN MUHAKKAK BOŞ OLMASINI SAĞLA.

      6-  NAMLU VE MEKANİZMANIN TIKALI OLMADIĞINDAN EMİN OL.

      7-  YALNIZ BIRAKTIĞIN SİLAHIN MUHAKKAK BOŞ OLMASINI SAĞLA.

      8-  ASLA DOLU BİR SİLAHLA BİR ÇİTİN VEYA HENDEĞİN ÜSTÜNDEN ATLAMA.

      9-  YASSI VE SERT ŞEYLERE VEYA SU YÜZEYİNE ASLA ATEŞ ETME.

    10-SİLAH KULLANACAĞIN ZAMAN ALKOL VE KEYİF VERİCİ MADDELER KULLANMA.

 

(Çok mühim olduklarına inandığım için bu kuralları her fırsatta tekrar ediyorum.  A.K.)

 

 

 

Silâh Tipi

 

            İyi işçilik, sağlamlık, kalite ve ava uygunluk her av tüfeğinde bulunması gereken hususlardır. Bir de, avcıdan avcıya değişen. Fikir, tavsiye, tecrübe, alışkanlık, mali faktörler ve zevke dayanan konulara göz atalım.

 

         Burada akla gelecek en basit ve hesaplı olanları genelde tek atışlı kırma veya mekanizmalı tüfeklerdir. Bunları sıra ile mükerrer atışlı mekanizmalı, pompalı, yarım otomatik, yanyana kırma ve süperpose tüfekler izler. Bu sıralama ortalama tüfeklere göre olup her tip içinde bulunan (tek namlulu kırma Winchester veya Browning Amerikan Trap tüfekleri gibi)  özel yüksek kalite ve fiyatlı tüfekleri kapsamaz.

 

Av sırasında silâhlarında 3 fişek  olmasını isteyen bazı kişiler atış kolaylığı yönünden yarım otomatik tüfekleri, bazıları ise fişek arızalarına rağmen garantili çalışmasını tercih ettikleri pompalı tüfekleri tercih ederler.

 

İki namlulu kırma tüfek meraklıları arasında ise, kaliteli bir yan yana namlulu düz kabzalı “İngiliz” kundaklı çiftenin görünümünü sevenlerden tutun da iki namlu arasından daha iyi nişan aldıklarını iddia edenler,  namluların az bir kırılması ile fişek boşaltıp doldurduklarını söyleyenler de vardır.

 

Süperpoze  meraklıları arasında ise tek namlu üstünden nişan almayı tercih edenler, atış sporuna meraklı olanlar ve bu tip av tüfeklerinin el dolduran el kundağını sevenler bulunur.

 

         Çift namlulu tüfeklerde genellikle iki namlunun “şok”u farklıdır. Ayrıca, iki namluya iki farklı numara saçmalı fişek konularak yakın veya uzak, küçük veya büyük hedeflere göre bir tercih yapılabilir. Tek namlusu bulunan mekanizmalı, pompalı ve yarım otomatik tüfeklerde ise (değişebilen şoklu olsa bile) arka arkaya atışlarda aynı şokları kullanmanız kaçınılmazdır.

Eskiden pompalı veya yarım otomatik tüfeklerin bir cazibesi de arka arkaya 5, 7 hatta 9 fişek atabilme imkanıydı. Ne var ki, daha önce de bahsettiğimiz gibi, şimdiki durumda fişek hazneleri 2 den fazla fişek alan, yani fişek yatağına sürülenle beraber 3 ten fazla fişek atabilen tüfeklerin avda kullanılması yasaktır.

 

 

Ekler ve Değişiklikler

 

            Tüfek tipinden sonra tercih sırası bazı eklere, aksesuarlara, değişikliklere gelir. Pompalı, yarım otomatik ve süperpoze av tüfeklerinin namluları üzerinde namlu boyunca uzanan şerit halinde ince tırtıl, yekpare veya ayaklar üzerine bağlı bantlar gibi nişan almaya yardımcı olur. Köprü tipi şeritler ard arda çok atış yapılan durumlarda namlu ısısının havayı dalgalandırarak nişan hattını bozmasını önler. Skeet ve Trap tüfeklerinde, irice olan (ön) arpacığa ek olarak, hizalamayı kolaylaştırmak için, namlu ortasına  ufak bir boncuk arpacık takılır.

 

         Mekanik aksesuarlar arasında, çift namlulu kırma silâhlar için tercihli veya tercihsiz tek tetikler ilk sırayı alır. Tek tetikle iki namluyu da sırayla ateşliyen bu tertibat ile, eğer tercihsiz (non-selective) ise namlular hep aynı sıra ile (örneğin; hep sağ-sol veya alt-üst) ateşlenirken tercihli (selective) tek tetik atıcının isteğine göre bir ufak mandal veya düğme hareketi ile namlu atış sırasını değiştirebilir.

 

         Otomatik ejektörler tüfek kırıldığında kovan veya fişekleri normal tırnaklar gibi sadece 5-6 mm. çıkartmakla kalmayıp süratle geri atarlar. Otomatik tercihli/selektörlü (selective) ejektörler ise ateşlenmemiş fişeği tırnak gibi bir miktar geri çıkartırken boş kovanı 1-2 metre geriye fırlatırlar.

 

         Bunların iyi tarafları kadar kötü tarafları da vardır. Mesela çift tetikli bir çiftede tetik veya çakmaklardan biri arıza yaparsa öbürü tek başına kullanılabilir. Ama, tek tetik bozulduğunda tüfek tamamen kullanım dışı kalır (iğne veya horoz yayı kırılması gibi bir arıza maalesef bütün tek namlulu tüfeklerde aynı sonuca sebep olur). Veya, boş kovanlarını yere düşmeden toplamak isteyen bir atıcı (kendi fişeklerini dolduranlar gibi) kovanların birkaç metre geriye fırlatılmasını istemiyebilir.

 

         Genelde çok fişek atanların ve ağır dolu (bilhassa magnum) kullananların tercih ettiği bir aksesuar da tüfeğin dipçik tabanına takılan lastik bir tampondur. Bu tamponlar değişik kalınlıklarda ve sertliklerde olup , geri tepme anında tepme enerjisinin bir kısmını emerek atıcının daha hafif (daha az sertlikte fakat daha uzun süren) bir darbeye maruz kalmasını sağlarlar. Bazı durumlarda da, lastik kaygan olmadığı için giysilere sürtünerek tüfeğin rahat omuzlanmasına mani olurlarsa da, bu arka ve üst köşe yüzeylerine bir kat kaygan deri yapıştırılarak telafi edilebilir.

 

         Tepmeyi azaltmak için kullanılan diğer bazı çareler de vardır. Bunlardan biri (çoğu zaman kundak içine delik delip kurşun, vb. parçalar konarak) tüfeğin ağırlığını artırmaktır. Bu şekilde tepme azaldığı halde çoğunlukla tüfeğin dengesi bozulur. Bazı durumlarda el kundağına da ağırlık eklenerek bu dengesizlik düzeltilebilir.

 

         Başka bir çare de son zamanlarda pek görülmeyen, namlu ucuna takılan etrafı radyal yarıklı olan, “Cutt’s Compensator” ve benzeri tepme azaltıcı ilavelerdir. Bunlar namlu ucundan ileriye doğru hızla çıkan barut gazlarını yukarıya/yanlara çevirerek  roket tepkisi ile tüfeği geri itilmesini azaltırlar. Bunlar namlu çapından oldukça geniş olup, uçlarındaki  şok parçaları da “şok ve patern” konusunda bahsedilen bazı şoklar gibi namlu çapından büyüktür.

 

         Bir av tüfeğini namlu ucundan dipçiğine kadar iyi ve kötü yönleri ile incelediniz ve karar verip aldınız. Bu silâh av yerine taşınırken bir aracın içine konulacak ve muhtemelen yolculuk sırasında oraya buraya çarpacak (yasalara göre de av silâhlarının  meskun yerlerde bir kılıf veya bir sert/yumuşak çanta içinde taşınması gerekir). Dışı sağlam bir branda veya ....... kumaşla, içiyse nem tutmayan ve lanolin veya silikonlu bazı sentetik yağlarla hafifçe yağlanmış olan yumuşak sentetik (pazen, polar, vb.) kumaş veya kısaca kırpılmış gerçek koyun postu ile kaplanmış bir kılıf/çanta yolda silâhınızı dış etkilere karşı korur.

 

Silâh av yerine giderken omuzda taşınacaksa, iyi bir kayış işinizi kolaylaştırır. Lakin, size kolaylık sağlayan kayış av sırasında da oraya buraya takılıp size mani olabilir. Bu yüzden  kayışın veya kayış halkalarının kolayca çıkarılıp takılabilmesi, ve silâha takıldığında kazara yerinden çıkmayacak veya kopmayacak kadar sağlam ve güvenli olması gerekir.

 

         Av sırasında, her ihtimale karşı yanınızda veya aracınızda bulundurabileceğiniz portatif, av dönüşünde ise normal bakım için tek veya birkaç parçalı sağlam bir harbi takımı ve gerekli temizlik uçlarını da unutmamak gerekir. Sıkışan bir fişeği çıkartabilmek için bir domuz tırnağı, boşa tetik düşürmenin iğnelere, yaylara vereceği zararı önlemek için birkaç tane özel tetik düşürme kovanı, silâh temizlik solventleri ve yağları, silâhın üstünde toz/elyaf bırakmayacak temizlik bezleri çoğu ihtiyaçlarınızı karşılayacaktır.

 

         İyi bir temizlikten sonra, silâh kısa bir zaman içinde tekrar kullanılacaksa çok hafifça yağlayıp kaldırmak, bir sonraki atıştan öncede bilhassa namlu içini tamamen kurutmak iyi olur. Bir çoğumuzun inandığının aksine, silâh üstünde kalan fazla yağ koruyucu olmaz, inadına paslanmaya sebep olabilir. Uzun süre (bir daha ki av mevsimine kadar) kullanılmayacak silâhları ise ince yağ yerine özel silâh gresleri ile hafifçe yağlamak yeterlidir.

        

         Tüfeğinizin kundağı kalın bir vernikle korunmamış, yağlı cila yapılmışsa, ufak bir şişe veya kavanozda bulunduracağınız biraz bezir yağı (kaynamış bezir tercih edilir) ufak tefek cila bozukluklarına sürülürse tüfeğin görüntüsünü düzelteceği gibi ileride ahşap aksamın korunmasını da sağlar. Yalnız bu durumda da yine çok fazla yağ sürülmemeli, tahtanın emmediği bezir silinmelidir.

 

Şayet, yapacağınız bakım bazı vidaların sökülmesini gerektirecek ise, en ve kalınlık bakımından sökülecek vidaya tam tamına uygun iyi kaliteli tornavidalar kullanmanız önemle tavsiye edilir. Kalitesiz veya uygun olmayan boyda bir tornavida eğrilip veya kırılıp hem vidayı hemde etrafını çizebilir. Bu gibi çiziklerin tamiri de gizlenmesi de hemen hemen imkansızdır.